Roma İmparatorluğu’nda dini hoşgörü ve zulüm

Roma İmparatorluğu’nda dini hoşgörü ve zulüm

Roma, imparatorluk unvanını güç ile kazanmıştır. Fakat böyle büyük bir imparatorluğu kontrol etmek için, tabi olduğu halkların dayanışma içinde olması gerekiyordu ve bunu çeşitli yollarla yaptılar. Roma, fethettikleri ulusları cezalandırmak yerine onlara birer müttefik gibi davranarak, imparatorluğun zenginliğinin ve şanının birer parçası olmaları için teşvik etti. İspanya, Britanya ve Galya (Fransa)’daki daha ilkel olan halklara Roma, yazılı bir dili (Latince), yasal bir sistemi ve iyi yönetilen şehirleri olan gelişmiş bir uygarlık sundu. İmparatorluğun doğusunda bulunan Yunanistan, Anadolu, Orta Doğu ve Mısır’daki halklar çoktan Yunan uygarlığından derin bir şekilde etkilenmişti. Roma, Yunancanın imparatorluğun doğu yakasındaki eğitimli insanların dili olarak devam etmesine izin vererek bu uygarlığı onurlandırmış ve tanımıştır. Roma, içerisinde yaşayan tüm yurttaşlarına Roma tanrılarını onurlandırdıkları sürece dini imtiyazlar tanıdı. Roma dini gökyüzü tanrısı Jüpiter’in önderlik ettiği birçok büyük ve küçük tanrılardan oluşuyordu. Roma inancında insanlar ve onların tanrıları arasında bir tür sözleşme vardı. Gerekli dini ritüellerin yerine getirilmesi karşılığında tanrılar Romalılara zenginlik, sağlık ve zaferler bahşedecekti. Romalılar gibi neredeyse tüm fethedilmiş halklar politeistti. Onları koruduklarını düşündükleri kendi tanrılarına ibadet ederlerdi. Diğer halklar kendi tanrılarına inandıklarından dolayı, Roma tanrıları için yapılan festivallere katılmayı nispeten kolay buldular. Bu basitçe Romalılara saygı gösterme meselesinden ibaretti.

Karşılık olarak Romalılar fethettikleri halkların tanrıları için hayvan kurban ettiler ve tapınaklar inşa ettiler. Aslında, çoğu zaman diğer halkların tanrıları Romalılar arasında oldukça popüler oldu. Halihazırda Romalılar, Yunan tanrılarını kendi tanrıları ile özdeşleştirdiler. Örneğin Jüpiter ve Zeus, aynı tanrılar olarak görüldü. Greko-Roman tanrıları ihtiyaçları karşılayamadığı vakit, birçok Romalı doğudan gelen gizemli kültlere katıldı. Bir mısır tanrıçası olan İsis’in kültü, birinci yüzyılın başlarında imparatorluğa hızla yayılmaya başladı. Pers güneş tanrısı Mithras’ın kültü özellikle askerler arasında popüler oldu (ve tabii ki imparatorluk içinde cesareti ülküleştirdiğinden kullanışlı oldu.).

Romalılar genellikle birkaçı hariç, bu kültlere hoşgörü gösterdi. Şarap ve sarhoşlukla ile ilişkisi olan Yunan tanrısı Dionysus’u kutlayan kalabalıklar o kadar kendilerinden geçtiler ki, Roma kültü bir süreliğine baskılamak zorunda kaldı. Fakat birkaç yıl içerisinde Roma yumuşadı ve aynı anda beşten fazla tanrıya ibadet edilmediği sürece bu kültlere izin verdi. İsis kültünden olan bir rahip, masum bir Romalı kadını baştan çıkardığı vakit, Roma imparatoru Tiberius tapınağın yok edilmesini ve rahibin infaz edilmesini emretti. Fakat Tiberius’tan sonraki Roma imparatoru bir kez daha külte izin verdi.

Roma’nın en çok sorun yaşadığı dinler tek tanrılı olan Yahudilik ve Hristiyanlık idi. Çünkü bu dinler sadece tek bir tanrının olduğuna inandıklarından dolayı diğer tanrılara tapınmayı yasakladılar. Takipçileri Roma tanrılarına adaklar sunmayı veya Roma’nın bir sadakat gösterme meselesi olarak gördüğü dini festivallerde yer almayı reddetti. Bu dinler Roma’nın hoş görüsünü adeta test etti.

Roma’nın Yahudilere karşı tavrı

MÖ. 63 yıllarında Romalılar Yahudi diyarı olan Yahudiye’yi ele geçirdi. Roma ortada bir problem olduğunu hemen fark etti çünkü Yahudiler, Roma tanrılarına hürmet etmeyi reddediyordu. Roma tutumlarından vazgeçerek Yahudileri bu gereksinimden muaf tuttu. Roma bunu kısmen yapmıştı çünkü Yahudiler Roma generali Jül Sezar’a birkaç yıl önce önemli bir muharebeyi kazanmasında yardım etmişti. Daha sonra Roma, Yahudiliği yasal bir din olarak gördü ve Yahudilerin özgürce ibadet etmesine izin verdi.

Fakat Roma, Yahudileri çeşitli nedenlerden dolayı şüpheli gördü ve onlara zulmetti. Yahudiler ve Roma arasındaki en büyük fikir çatışmalarından biri MS. 66’da Nero’nun imparator olduğu zaman Yahudiye’de başladı. Roma Yahudiye valisi pek de akıllıca olmayan bir şekilde Kudüs’teki Büyük Tapınak’ın hazinesinden büyük bir meblağ haczetme kararı almıştı. Vali, imparatora ait olan vergileri topladığını iddia etti. Bunun üzerine Roma askerlerinin acımızsa bastırdığı bir isyan patlak verdi. Bu, daha sonrasında Kudüs’teki Romalıları katleden ve Roma eyaletinin diğer yerlerinde bulunan Roma taburlarına saldıran ve Zealotlar olarak adlandırılan öfkeli bir grup milliyetçi Yahudi devrimciyi öfkelendirdi.

Nero isyanı bastırmak için 3 lejyon gönderdi. MS. 68 Yılının yazından itibaren Roma, eyaletteki çoğu bölgeyi tekrar kontrol altına aldı. İki yıl sonra, Romalılar Kudüs’ü geri aldı ve Yahudi dininin merkezi olan Büyük Tapınak’ı yok etti. Savaş, Masada’daki Zealot hisarı düşene kadar birkaç yıl daha devam etti.

Bu isyanı takiben Roma, Yahudileri imparatorluğu farklı bölgelerine sürerek, daha fazla isyanın çıkmasını engellemeye çalıştı. Fakat Yahudiler iki başarısız isyana daha kalkıştı. Bunların ilki 115-166’lı yıllarda çeşitli Ortadoğu şehirlerinde gerçekleşti. İkincisi ise MS. 131 yılında İmparator Hadrianus’un Büyük Tapınak’ın yok edildiği alana bir Jüpiter mabedi yaptıracağını duyurduğu sırada Kudüs’te gerçekleşti. Roma otoritesine karşı yapılan bu ezeli rekabetlerden sonra Romalılar, Yahudileri imparatorluğun her yerine dağıttı. Fakat yine de Yahudilik yasal bir din olarak kaldı ve Yahudiler dini imtiyazlarının keyfini sürmeye devam ettiler.

Hristiyanlığa karşı ilk tutum

Roma’nın Yahudiliğe hoşgörülü davranması için belirli sebepleri vardı. İlk olarak uzun bir tarihe sahip köklü bir dindi. En önemlisi ise Roma, Yahudiye’deki halkın isyan etmesinden kaçınmak istedi. Fakat aynı sebepler Hristiyanlık için söz konusu değildi. Yahudiliğin bu yeni dalı ilk başta Yahudiye halkı arasında çok az destek gördü. Hatta, birçok Yahudi, Roma’nın bu yeni dini ortadan kaldırmasından hoşnut olurdu.

Yine de Roma, MS. 30 civarında Hristiyanlığın ilk farkına vardığında, bu yeni dini durdurmak için hiçbir şey yapmadı. Bu mezhebin her zaman can sıkıcı olan Yahudiliği zayıflatabileceğini düşünen İmparator Tiberius, Senato’dan Hristiyanlık inancını yasallaştırmasını ve Mesih (İsa)’i bir roma tanrısı olarak ilan edilmesini istedi. Fakat Senato bu teklifi reddetti ve yerine Hristiyanlığı “yasadışı bir batıl inanç” olarak Roma kanunlarına göre bir suç işlemekte olduklarını ilan etti.

Hristiyanlık resmi olarak illegal olmasına rağmen, Tiberius hala bu yeni dini mezhebin imparatorluğu yatıştırabilme amacına götürebileceğini umuyordu. Sonuç olarak, Romalı yetkililere bu yeni dine müdahale etmemelerini emretti ve bu politika yaklaşık 30 yıl boyunca Nero zamanına kadar sürdü.

Nero’nun Tiranlığı

MS. 64, 18 Temmuz gecesi Roma’daki at arabası yarışlarının ve oyunların düzenlendiği yer olan Circus Maximus alanında bir yangın meydana geldi. Alevler hızlıca etrafa yayıldı ve İmparator Nero’nun sarayı dahil olmak üzere 6 gün boyunca şehrin çoğu kısmını kül etti.

Yangının hemen ardından Nero’nun kendisinin yeni bir saraya yer açmak için büyük bir yangın çıkardığı dedikodusu yayıldı. Kendisi ayrıca yangını izlediği bir yerde lir (Küçük bir harp gibi olan telli bir enstrüman) çalmakla suçlanıyordu. Yangını izlerken bir noktada muhtemelen lir çalsa bile, bundan neredeyse kesinlikle sorumlu değildi. Yine de Roma’nın acı çeken halkı onun suçlu olduğuna inandı.

Çok sayıda Romalının ona sırt çevirmesinden korkan Nero, yangın için suçlayabileceği bir günah keçisi aradı ve pek bilinmeyen küçük dini bir azınlığı, Hristiyanlığı hedef aldı.

Hristiyanlık günah keçisi olarak ilan edilmek için kolay bir hedefti. Roma’daki avam kesim Hristiyanlar hakkındaki dedikodulara çabucak inandı. Bazıları Hristiyanların yamyamlık yaptığını düşündü çünkü Efkaristiya (İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki gece havarileri ile yediği Son Akşam Yemeği’nin anıldığı ayin) ayini inananları sembolik olarak Mesih’in kanını içip etini yemeye çağırıyordu. Diğerleri Hristiyanların ensestlik yaptığına inandı, çünkü kız ve erkek kardeşlerini sevmelerini söylüyordu. Birçok Hristiyan’ın insanlıktan nefret ettiğine inandılar çünkü sır saklıyorlardı ve günlük sosyal hayattan kendilerini çekiyorlardı. Birçok pagan Hristiyanların eski dini ritüellere katılmayı reddetmesinden beri tanrıların öfkelenip Roma halkını cezalandırmasından korkuyordu. Bu korkular ve dedikodular, Nero’nun kamuoyunun fikrini büyük yangını kendisinden ziyade Hristiyanların çıkarttığı yönünde kaydırmasına yardımcı oldu.

Hristiyanlık dini hala illegal olmasına rağmen, toplu tutuklamalar, mahkemeler ve infazları emretmek kolaydı. Hristiyan şehitler korkunç ölümlere maruz kaldı. Romalı tarihçi Tacitus Nero’nun infaz metotlarını anlattı:

Vahşi hayvan postlarına bürünerek köpekler tarafından parçalarına ayrıldılar ya da çarmığa gerildiler veya karanlık çöktükten sonra gün ışığının yerine kullanılması için yakılmak üzere meşalelere dönüştürüldüler. Nero büyük gösteri için bahçesini donattı ve kalabalığa karışarak ya da bir savaş arabası gibi görünen bir arabanın içinde durarak sirkteki gösterilerde bu anları sergiledi.

Birçok yıl boyunca, Hristiyanlık herhangi bir zamanda ortaya çıkabileceği başka bir zulmün belirsizliği içerisinde yaşadı. MS 110’da İmparator Trojan büyüyen Hristiyanlık azınlıklar ve illegal dini mezheplerin yok edilmesini talep eden Romalı paganlar arasında bir uzlaşmaya varmaya çalıştı. Trojan Hristiyanları tutuklamakla sorumlu olsa da onları genel olarak aramayı yasakladı ve Romalı yetkililere Hristiyan toplantılarına müdahale etmemeleri emrini verdi.

100 yıldan daha uzun bir süre boyunca, Hristiyanlar imparatorluğun herhangi bir yerindeki Roma yetkililerinden çok az bir engelle karşılaşarak inançlarını özgürce uyguladı ve vaazlar verdi. Roma’nın harika yol sistemi Hristiyanlara imparatorluk boyunca İsa’nın öğretilerini yaymasına olanak tanıdı ve Hristiyanların tüm gruplar ve sınıflardaki insanlara karşı açık olmaları birçok insanın Hristiyanlığa geçmesine vesile oldu.

Fakat MS 250’de, İmparator Decius Roma pagan dinini canlandırmaya yeltendi ve Hristiyanlara zulmetti. Birçok Hristiyan can verdi fakat Gallienus imparator olduğunda zulümleri durdurdu. Gallienus daha sonra bir adım daha öteye giderek Hristiyanlığı ilk defa yasal bir din olarak tanıdı. Gallienus bu azınlık dinlere karşı baskıları durdurarak imparatorluğa dini barış getirmeyi umuyordu.

Hristiyan kan banyosu

Neredeyse 40 yıldır, Yasallaştırılmış Hristiyan Kilisesi Roma imparatorluğunda gelişmeye devam etti. Sonrasında, 297 yılında İmparator Diocletian son bir korkunç Hristiyan zulmü başlattı.

Diocletian krizlerin olduğu bir vakit iktidara gelmişti. Ürün fiyatları hızlıca yükseliyordu, Alman kabileler imparatorluğun batısını tehdit ediyordu ve Pers imparatorluğu doğudan saldırıya geçmişti.

Diocletian bunlara cesur bir şekilde karşılık verdi ve ürün fiyatlarını kontrolü altına alıp orduyu iki katı büyüklüğe çıkardı. İmparatorluğu daha kolay yönetebilmek için Latince konuşan batı ve Yunanca konuşan doğu kısmı olmak üzere iki parçaya böldü.

Hristiyanların Roma’ya bağlılığından şüphelenen Diocletian onlara zulmetmeye başladı. Tüm Hristiyan askerlerin Roma ordusundan atılmasını istedi. Hristiyan ibadetleri için yapılan toplantıları yasaklayarak kutsal metinler ve kiliselerin yok edilmesini emretti. Yönetimdeki Hristiyan üyeler işkence gördü ve infaz edildi.

Diğer fermanlar ise Hristiyanlığın en güçlü olduğu imparatorluğun batı kısmındaki Hristiyan ayaklanmalarının vuku bulmasına takiben devam etti. Piskoposlar ve papazlar hapse atıldı, işkence gördü ve şehit edildi. 304 yılında Roma, tüm Hristiyanların pagan tanrılarına kurban edilmesini ya da ölümle yüzleşmelerini kararlaştırdı.

Diocletian’ın 305 yılında emekliye ayrılmasından sonra, varisinin kim olacağı yönünde bir sivil savaş patlak verdi. Savaş neredeyse 10 yıl sürdü. Buna rağmen Hristiyanlara yapılan zulümler devam etti. Diocletian’ın önceden özenle seçtiği varisi Galerius, Hristiyanlardan nefret etti ve imparatorluğun doğusunda onları yok etmek için bir savaş düzenledi. Hristiyanlar sakat bırakıldı, canlı canlı yakıldı ve çarmığa gerildi. Yüzlerce Hristiyan erkek, kadın ve çocuk devletin madenlerinde çalışmaya zorlandı. Roma arenasındaki kalabalıklar “Hiç Hristiyan kalmasın!” diyerek bağırıyordu.

Galerius, Hristiyanlığı yok etmede başarısız olduğunu gördüğünde cesareti kırıldı. Kelimenin tam anlamıyla vücudunu çürüten kanserden ölmek üzere olan Galerius, 311 yılında zulümleri durdurdu. Sonrasında Hristiyanlara sağlığını geri kazanması için dua etmeleri konusunda yalvardı. Fakat sonrasında öldü ve baskılar yeniden başladı.

Batı imparatorluğunu kontrol etmek için savaşan Konstantin, eğer haç işareti altında savaşırsa önemli bir zafer elde edebileceği yönünde bir görüşe sahipti. Çabucak zanaatkarlarına askerlerinin kalkanlarına haç işaretleri işlettirerek onları savaş alanına gönderdi. Kazandığında, Konstantin Hristiyanlığın güçlü bir destekçisi olmuştu.

Konstantin iç savaştan yeni imparator olarak çıktı. 313 yılında, her bir insanın seçtiği dine uymakta özgür olduğunu ilan etti. Konstantin’in hükümdarlığında Hristiyanlık hızlıca egemen din haline geldi.

395 yılında, İmparator Theodosius Hristiyanlığı Roma’nın yeni devlet dini olarak ilan etti. Uzun zaman boyunca savunmada kalan Hristiyanlar, pagan dinlerine karşı saldırıya geçti. Tapınakları kapattılar ve pagan tanrılarına kurban verilmesini yasakladılar. Hatta bazı pagan bayramlarını Hristiyan bayramları olarak değiştirdiler. Örneğin, kilise 25 Aralık’taki güneş tanrısının doğum gününü Mesih’in doğumunun kutlandığı gün olarak değiştirdi.

Yazar: Constitutional Rights Foundation

Çeviren: Muhammed Hikmet İğdemir

Düzenleyen: Hicriye Alptekin

Kaynak: Constitutional Right Foundation

Leave a comment