Pyramus ve Thisbe’nin hikayesi, okuyan herkesi etkileyecek çok dokunaklı bir aşk hikayesidir. Onlarınki özverili bir aşktı ve ölüm bile onları ayıramadı. Hikâyenin kökeni Roma Mitolojisine dayanmaktadır. Ovid tarafından anlatılan ve iki genç aşık arasında yeşeren aşk tutkusu bugün bile okuyucularını büyülemektedir.

Pyramus Babil’deki en yakışıklı adamdı ve aynı zamanda Babil’in en güzel bakiresi Thisbe’nin çocukluk arkadaşıydı. Pyramus ve Thisbe komşuydu. Her ikisi de komşu evlerde yaşadılar ve birbirlerine âşık oldular. Fakat ebeveynleri birbirleriyle evlenmelerine ölümüne karşıydı. Birlikteliklerine tamamen karşı olan anne ve babaları yüzünden, genç aşıkların, aşklarını kendi içlerinde yaşamaktan ve ellerinden geldiğince gizlice buluşmaktan başka çareleri kalmadı.  Yıllarca, aileleri birbirlerini görmelerine izin vermediği için yalnızca duvardaki bir delikten konuşabildiler. Sonunda, Pyramus ve Thisbe ailelerinden bıkmışlardı ve bir gün duvardaki çatlaktan birbirlerine fısıldarken, ertesi gece Ninus’un mezarının yakınında bir dut ağacının altında buluşmaya ve ardından kaçmaya karar verdiler. Böylece ertesi gece şafak sökmeden hemen önce, herkes uyurken, evlerinden gizlice çıkıp yakınlardaki bir dut ağacının yanındaki tarlada buluşmaya karar verdiler. Buraya peleriniyle ilk önce Thisbe vardı. Ağacın altında beklerken, susuzluğunu gidermek için kaynağın yakınına yaklaşan, ağzından kanlar akan bir dişi aslan gördü. Thisbe bu korkunç manzarayı görünce panikledi ve yakındaki çukur kayalarda saklanmak için koşarken pelerinini düşürdü. Aslan çığlığı duyunca, Thisbe’nin başlangıçta beklediği ağacın yakınına geldi ve Thisbe’nin düşürdüğü pelerini kanlı ağzına aldı, pelerini parçaladı ve uzaklaştı. Kısa bir süre sonra, Pyramus vardığında Thisbe’ye hediye olarak verdiği ve dişi aslanın parçalara ayırıp, ayak izleriyle geride bıraktığı kanla kaplı pelerini gördü. Hemen tek aşkının aç bir aslan tarafından öldürüldüğünü düşünüp mahvoldu. Aslanın Thisbe’yi az evvel avladığını düşündü ve ölümünün sebebi olarak kendini suçladı. Geç kalmamış olsaydı, aslan Thisbe’yi öldürebilir miydi? Paramparçaydı, kendini öldürmeye hazırlandı. Acele etmeden, Thisbe’nin ona hediyesi olan kılıcını çıkardı ve soğuk, sert çeliğin kırık kalbini delmesine izin verdi. Göğsünü kendi kılıcıyla deldi. Bu sırada, ne olduğunu bilmeyen Thisbe, aslan korkusuyla hâlâ kayalarda saklanıyordu. Bir süre sonra saklandığı yerden çıkıp bir kez daha dut ağacının altına geldiğinde, acı içinde kıvranan adam gördü. Thisbe cesaretini toplayarak adama doğru koştu ve tek aşkını yerde, kanla kaplı dut çalısının yanında kendi kılıcıyla göğsünü kazığa vurmuş bulduğunda şok oldu. Hâlâ nefes alan Pyramus’a ne olduğunu sorarken dehşet içinde nefesi kesildi. Zar zor uyanık kalabildi, ona olanları anlattı ve Thisbe kederinden ağladı. Pyramus kısa bir süre sonra öldü.
“Pyramus’um olmadan bu dünyada ne yaparım?” diye düşünen kederli Thisbe de kendini öldürmeye karar verdi. Pyramus’un göğsünden kanlı kılıcını çıkardı ve ölü Pyramus’a: “Beni bekle aşkım. Sana geliyorum.” dedi.

Sonra bıçağı kendi yumuşak etine sapladı, birlikte aşk ve huzur içinde öldüler.
İki genç aşığın büyük fedakarlıklarının anısına, dut çalısındaki meyvelerin orijinal beyaz rengi yerine kırmızı olmasının nedeninin bu olduğu söylenir.
Pyramus ve Thisbe’nin aşk hikayesi, dünyanın dört bir yanındaki aşıklara ilham vermeye devam ediyor. İkili arasındaki aşk, bu dünyada şimdiye kadar görülen en saf ve en gerçek aşklardan biri olmayı sürdürüyor.

Kaynak: The Holiday Spot

Çeviren: Deniz Kıryazı

Düzenleyen: Edanur Oğuzal