Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, muhalefetin öfkesi nedeniyle tasarıyı yeniden düzenleme sözü verdi.

Chris Massaro tarafından

Fransa, polisin davranışlarını “açık bir niyetle fiziksel ve psikolojik bütünlüklerine zarar verme” sebebinden kayıt altına alınmasını veya fotoğraflanmasını suç haline getirecek bir güvenlik yasası önerisi sunulması üzerine günlerdir kitlesel protestolar ve toplu öfke ile çalkalanıyor.

Teklif o kadar büyük bir ters tepkiye yol açtı ki, yasaya karşı çıkan binlerce kişi sokaklara döküldü ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un iktidar partisi tasarıyı yeniden oluşturmak adına söz verdi.

Son kargaşa, 21 Kasım’da siyahi müzik yapımcısı Michel Zecler’in dört polis memuru tarafından Paris’te dövülmesi üzerine yeniden alevlendi. Olayı yakalayan CCTV görüntüleri, memurların Zecler’i birkaç dakika boyunca tekmelediğini ve yumrukladığını gösteriyor. Zecler, memurları ırkçı bir ön yargıya sahip olmakla suçladı ve dört polis şu anda adli soruşturma altında.

Tüm bunlar gerçekleşirken Fransız polis sendikası, savcıları Zecler’i tutuklamaya direnmekle suçlamaya çağırıyor. Buna karşın, Zecler’in protestocuları ve savunucuları, yeni güvenlik yasasının bu gibi trajedilerin gün ışığına çıkmasını engelleyeceğini savunuyorlar.

Muhalifler, tasarının aşırı derecede belirsiz olduğunu ve polis memurlarının vatandaşlar tarafından sorumlu tutulmasını engellediğini iddia ederken, tasarıyı savunanlar ise yasanın polisi çevrim içi hedeflemeye ve tacize karşı korumaya yardımcı olacağını iddia etti.

Ortada tasarıyı olası bir yeniden düzenleme teklifi olmasına rağmen, böylesine sert bir güvenlik yasasının teklif edilmesi dahi Fransa’nın hesap verebilirliğe, polis vahşetini önleme kararlılığına ve bağlılığına karşın bir sorgulamaya çağırıyor.

Fransa’nın güvenlik tasarısının perde arkası, bu yaz siyah bir adam olan George Floyd’un 25 Mayıs tarihinde Minneapolis’te güpegündüz gözaltında öldükten sonra başlayan dünya çapındaki Black Lives Matter protestolarının ışığında ortaya çıktı.

Polisin göz yaşartıcı gaz attığı ve Fransa genelinde protestocuları dövdüğü acımasız sahneler, baskıcı polis taktiklerinin ve sistemik ırkçılığın varlığını bir kez daha vurguladı. Bazıları, çalkantılı geçen 2020 yılındaki birçok konu ile ilişkili.

Fransa, tıpkı Amerika Birleşik Devletleri ve diğer çok ırklı toplumlar gibi, eşitlikçi anayasasında ve sahadaki gerçekliğinde yer alan evrensel ve demokratik ırk eşitliği ideallerini sürdürmek için uzun süredir mücadele ediyor. Siyah ve Arap vatandaşlara yönelik son yaşanan polis şiddeti trajedileri, Fransa’nın ırk açısından tarafsız politikalarını değiştirmesi adına ülke çapında bir harekete yol açtı.

Bir protestocu 28 Kasım 2020 Cumartesi günü Paris’te bir güvenlik yasasına karşı düzenlenen gösteride “Polis için haklar ülkesi” yazan bir poster tutuyor. Fransa’daki polis memurlarının görüntülerini paylaşmayı kısıtlayacak bir güvenlik yasasının binlerce eleştirmeni, protesto için ülke çapında toplandı ve gösteriler sırasında sorumlu davranmaları tavsiye edilen Paris’teki memurlar, büyük ölçüde barışçıl kalabalığın içindeki kabadayı protestocuları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı. Dava, son günlerde Fransız polis memurlarının siyahi bir adamı döverek ülke çapında bir protestoya neden olan görüntülerin ortaya çıkmasının ardından yeni bir ivme kazandı. (AP Fotoğrafı / Francois Mori)

Floyd’un ölümü ve ardından gelen Black Lives Matter protestoları, kimlik politikalarını ve Fransa’nın uzun sömürgecilik ve ırksal eşitsizlik tarihini toplum bilincine yeniden taşıdı. Son zamanlarda, Zecler’in dövülmesi gibi, filme alınan aşırı polis gücü kullanımının ana örnekleri, durumu beyaz olmayan insanlara karşı eşit hale getirdi.

Fransa’nın Afrikalı ve Arap azınlıkları, yalnızca polis veya güvenlik faaliyetleri değil, aynı zamanda devlet-toplum ilişkileri boyunca kurumsal ırkçılığı pekiştiren bir sistem tarafından ihanete uğramış ve farklılaştırılmış hissettiler.

1978’den beri Fransız hukuku da ırk, etnik köken veya dini tanımaktan daha ziyade vatandaş veya göçmen kimliği etkin bir şekilde göz ardı eden bir “renk körü” yaklaşımı mevcut.

Muhalif azınlık topluluklarına hitap eden ırk bilincine sahip hiçbir kamu politikası yoktur ve Fransa, ABD Nüfus Sayım Bürosu’nun yaptığı gibi sistemik ayrımcılığın ele alınmasına yardımcı olacak ırk veya etnik kökene dayalı ulusal istatistikleri takip etmemektedir.

Fransız kamu politikası, azınlık nüfuslarını bütünleştirmenin bir yolu olarak Fransız ulusal kimliğine odaklanıyor ve bu yaklaşım, sosyal, ekonomik veya politik eşitsizliklerin güvenilir göstergeleri olmadığı için sistematik bir ayrımcılık ortamı yaratıyor.

Fransa’da, Fransız dışında herhangi bir şey olarak tanımlanmak, toplu Fransız kimliğine yönelik bir tehdit olarak kabul edilir.

New Hampshire Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Profesör Elizabeth Carter, “Sonuç olarak, tarihsel olarak Fransızlar, örneğin üniversite adayları hakkında bilgi toplayamadı çünkü biri Fransız Cezayir’i olduğunu belirtirse, bu onları diğer Fransız vatandaşlarından ayırır ve bu nedenle sorunlu bir konumda olur.” dedi ve ekledi “Amaç, tüm Fransız vatandaşlarının eşit olmasıdır. Ama elbette, onlara bu şekilde davranılmıyor.”

Dışarıda, Fransa’nın en büyük şehirlerinin kenar mahallelerinde, polis ve bu bölgelerin sakinleri arasında uzun bir gerilim geçmişinin olduğu banliyö denen az gelişmiş topluluklar vardır ve bazen polisin davranışına verilen tepki isyanlarla sonuçlanır.

Carter, “Öyleyse, farklılaştırılmış toplulukların genellikle belirli coğrafi topluluklardan olduğu ve aşırı güç kullanımına ilişkin güçlü bir algının olduğu bir durumunuz vardır.” dedi.

Fransa’nın Küresel Güvenlik Yasası’nın 24. Maddesi, Fransa’nın demokrasinin tüm dünyada aşındığı ve baltalandığı bir zamanda, birçok kişinin söylediğine göre, Trump’ın seçimlerde Başkan seçilen Joe Biden’a teslim olmayı reddettiği Birleşik Devletler de dâhil olmak üzere, demokratik yapısını sorgulamaya çağırıyor.

İnsan hakları uzmanları, tasarının uluslararası insan hakları hukuku ve demokratik normlara aykırı olduğunu belirterek derhal karşı çıktılar. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları uzmanları ayrıca kamudan video izlemenin, demokratik bir toplumda yetkilileri hesap verebilir kılmak için önemli bir araç olduğunu vurguladılar.

Uzmanlar, “Bunlar, halk tarafından yakalanan polis tacizi görüntülerinin hukukun üstünlüğünün temelini oluşturan kamu kurumlarının gözetiminde hayati bir rol oynadığının tam zamanında hatırlatılması” olarak ifade ettiler.

Atlantik Konseyi Avrupa Geleceği Girişimi direktörü Benjamin Haddad, yasayla ilgili hararetli kargaşaya rağmen, yanlış anlamanın bir kısmının tasarının aceleyle yazıldığı ve kamuoyuna gerektiği gibi açıklanmadığı konusunda uyarıyor.

Haddad, “Kafa karışıklığının bir kısmı, insanların polis memurlarını filme almanın yasak olacağını söylemeleriydi, ancak bu tasarı yalnızca polisi içeren paylaşımları çevrim içi tehditlerle paylaşmayı suç sayıyor” dedi.

Sokaklardaki en son kargaşanın yanı sıra, Fransa, halkın Fransız kamu politikasına duyduğu hoşnutsuzluğun ardından sık sık kitlesel hareketlilik yaşadı ve çoğu zaman şiddete başvurdu.

Sarı yelekliler veya sarı yelekliler hareketi, polisin daha geniş yetkilere sahip olma motivasyonunun büyük bir parçasıdır. Sarı yelek hareketi ilk olarak 2018’de Macron’un yakıt için çevre vergisi açıklamasından sonra ortaya çıktı. Başlangıçta barışçıl protestolar, Paris’in her yerinde geniş çaplı yağmalama ve vandalizmle beraber hızla şiddete dönüştü.

4 Aralık 2018 Salı, Fransa’nın güneydoğusundaki Aix-en-Provence yakınlarındaki bir otoyolda protestocular geçiş kapılarını açarken sarı yelek giyen bir gösterici yumruğunu sıkıyor. Fransa Başbakanı Edouard Philippe, salı günü yakıt vergisi zamlarının askıya alınacağını duyurmasıyla beraber bu duyuru, geçen hafta sonu Paris’i radikalleştiren ve kaosa sürükleyen bir protesto hareketini yatıştırmak için büyük bir U dönüşü olarak algılandı. (AP Fotoğrafı / Claude Paris)

“Sarı yelekliler hareketi protestoları sırasında bazı protestocular kolluk kuvvetlerini filme alıyor ve sosyal medyadaki paylaşımları isimler ve adresler üzerinden paylaşıyorlardı” diyerek açıkladı Haddad ve devamında ekledi, “Kolluk kuvvetlerine yönelik çok sayıda ölüm tehdidi vardı ve bazı polis memurları evde saldırıya uğradı.”

Küresel Güvenlik Yasası, sarı yelekliler hareketinin ardından polis birliklerinin polisi koruma ve işlerini güvenle yapmalarına izin verme çabalarının bir uzantısıdır.

Haddad ayrıca, son yaşanan sivil huzursuzluk ve yasayı yeniden düzenleme vaatlerinin, demokrasinin işlediği yerlerden biri oluşuna kanı olduğunu savunuyor.

“Sanırım hükümet halkın tepkisini ve tartışmalarını dinliyor ve tasarıyı açıklarken daha fazla grubu dâhil etmek daha fazla zaman alacak” dedi ve ekledi “Bunlar gerçekten rahatsız edici ve bölücü konular, bu güvenlik tasarılarını hazırlarken olabildiğince kapsayıcı olmalısınız ve zaman zaman bir adım geri çekilip itirazları dinlemek iyi bir şey.”

Yine de Küresel Güvenlik Kanunu’nun 24. Maddesi konusundaki belirsizlikle beraber, tasarıda başka sorunlu maddeler var. 21. madde polisin vatandaşlarla olan etkileşimlerini filme almasına izin verirken, 22. madde polise halkı izlemek için drone teknolojisini kullanma yetkisi veriyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Batı Avrupa araştırmacısı Kartik Raj, “Vücuda takılan kameralar ve gerçek zamanlı yüz tanıma ile beraber kimlik tespiti sağlayan drone’lar hakkındaki sorunlu 21. ve 22. maddeler de dâhil olmak üzere yasanın geri kalanının devam edeceği gerçeğini gözden kaçırmamak önemlidir.”

Yazar: Chris Massaro

Kaynak: FoxNews

Çeviren: Ceren Berk

Düzenleyen: Serap Demirtaş