Pierre Simon Laplace (1749- 1827)

Pierre Simon Laplace (1749- 1827)

Pierre Simon Laplace, 24 Mart 1749’da Fransa’da, Calvados bölgesinin Beaumont kasabasında, köylü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Birçok kaynak, bu değerli bilim insanının ebeveynlerinin yoksul olduğunu iddia ediyor; ancak aksi yönde kanıtlar da var. Öyle ki, Laplace’ın annesi Maria Anna, değerli bir çiftçi aileden geliyordu ve babası elma şarabı ticaretiyle uğraşıyordu. Kökenleri rahat bir hayata sırtını dayamasına izin vermeyen bunun gibi kitapta bulunan diğer karakterler gibi, Pierre Laplace’ın manevi bir kariyere sahip olacağı tahmin ediliyordu. Benedictine rahipleri kolejine atandı. Pierre Simon üniversitede de üstün bir yetenek gösterdi.  Mükemmel bir hafızaya sahipti, dil öğrenmede, hitabette ve tabii ki matematikte de oldukça başarılıydı. Bir yandan üniversitede okurken bir yandan Beaumont Askeri Okulu’nda matematik dersleri verdi. Genç adam bir din adamı olarak kariyer yapma hırsını hemen terk etmedi.  Okuldan ayrıldıktan kısa bir süre sonra Cannes Üniversitesi ilahiyat fakültesine girdi. Laplace çok hızlı bir şekilde, ideal mesleğinin bilim çerçevesinde olduğunu anladı.  Daha sonra üniversiteden ayrıldı ve matematik öğretmenlerinden biri tarafından yazılan tavsiye mektubu aracılığıyla D’Alembert’e, Paris’e gitti.

17 yaşındaki matematikçinin dikkat çekici yeteneği D’Alamber’i etkiledi.  Yakın zamanda, ünlü bir bilim adamının desteği sayesinde Laplace Paris Askeri Okulu’nda matematik profesörü oldu.  Başkente gitmeden önce bile ilk bilimsel makaleyi yazdı. Pierre, Paris Bilimler Akademisi’ni eserleriyle tam anlamıyla alt etmeye başladı. 1771’den bu yana birçok kez tam üyelik için yarıştı.  Pierre’nin kendine güveni ve kibri birçok aksilik yaratmıştır, ancak 1773 yılında 24 yaşındaki Laplace Paris Akademisi’nin bitirme eşiğine gelmiştir.  Bu yıl, bilim insaninin diğer başarıları gibi daha sonra da konuşacağımız ünlü mekaniklerinde yaptığı ilk temel çalışmaydı. Buna paralel olarak Laplace, bilim alanında da araştırma yapıyordu.
Genç bilim insanının kariyeri oldukça iyi gelişiyordu.  1784’te Kraliyet Topçu Kolordusuna müfettiş olarak atandı (bu arada, 1785’te 16 yaşındaki Napolyon Bonapart’ı inceledi).  Laplace, her bir öğrenci hakkında yazılı bir rapor sunmak zorunda kaldığından, bu çalışma çok çaba gerektirdi.  Ancak avantajları da vardı, örneğin kısa sürede adı sadece bilimsel değil, aynı zamanda siyasi çevrelerde de tanındı.  Kısa süre sonra, 36 yaşındaki bilim insanı Paris Bilimler Akademisi’nin bir üyesi oldu.

15 Mayıs 1788’de Pierre Laplace, kendisinden 20 yıl daha genç olan Marie-Charlotte de Courty, ile evlendi. Laplace’in bu evlilikten iki çocuğu oldu.  Oğlunun askeri kariyeri vardı ve çocuksuz yaşamıştı ve kızı 1813 yılında doğum sırasında hayatını kaybetti. Komitenin görevi, bir metrik ölçü sistemi geliştirmek ve uygulamaktı.  1793’te Jakobenler iktidara geldi.  8 Ağustos 1793’te Sözleşme kararnamesine göre Akademi dahil birçok kraliyet kurumu feshedildi.  Ağırlık ve Ölçülerin Standardizasyon Komisyonu ise devam ediyordu; ancak çok geçmeden Laplace, diğer birçok bilim adamıyla birlikte “cumhuriyetçi erdemlerin yokluğu ve krallara karşı nefret” ifadeleriyle komisyondan kovuldu.  Laplace, Paris’ten ayrıldı ve Paris’ten 50 kilometre uzaklıkta bulunan Melun kasabasına gitti.  Bunu yaparak, Mayıs 1794’te giyotinlenen Lavoisier’in üzücü kaderinden kurtulmayı başardı.  Pierre Simon, eyalette zorla kalması sırasında “Dünyanın sisteminin sunumu” kitabı üzerinde çalışmaya başladı.
8 Ağustos 1793’te, Sözleşme Akademi de dahil olmak üzere pek çok kraliyet kurumunu çözdü.
Pierre Simon eyaletinde zorla konaklayan “Dünyanın Sistemi Sunumu” adlı kitap üzerinde çalışmaya başladı.  Bu filmde Newton teorisine dayalı olarak dünyanın bir resmini matematiksel formüller olmadan mümkün olduğunca basit ve açık bir şekilde sunmaya çalıştı.  İlk olarak 1796’de yayınlanan bu kitap, yaygın bir şekilde bilinmeye başladı ve Laplace’ın yaşamı boyunca altı baskıdan geçti. Bu kitabın yedinci notu meşhur oldu, burada bilim adamının güneş sisteminin kökeni hakkındaki hipotezini, sözde “bulutsu” (enlem. Pebula-sis) hipotezini özetledi (bu hipotez hakkında biraz sonra daha ayrıntılı olarak konuşacağız).  1795’te Sözleşme, Öğretmen Yetiştirme için Normal Yüksek Öğretim Okulu’nu kurdu.  Laplace’a içinde bir öğretim pozisyonu teklif edildi.  Akademi’nin yerine Ulusal Sanat ve Bilim Enstitüsü kurulduğunda, Laplace başkanlığındaki Borough of Longitudes kuruldu.  Ayrıca bilim adamı, Paris Gözlemevi’ni kontrolü altına aldı.  Genel olarak, Laplace’ın bu pozisyonlardaki çalışmaları meslektaşları tarafından onaylandı, ancak bazen teorik araştırmayı tercih ettiği için eleştirildi.  Bu yüzden, Laglas D’Alembert’in eski öğretmeni daha sonra, gözlemevinin başında, formülleri için gerekli olanlar dışında tüm gözlemleri ihmal eden bir matematikçi olmaması gerektiğini yazdı. 9 Kasım 1799’da Napolyon diktatörlüğünün kurulmasıyla Fransız Devrimi sona erdi ve hemen ertesi gün Bonaparte eski müfettişini İçişleri Bakanı olarak atadı. Elba adasında yazdığı anılarında Napolyon, altı hafta sonra, 1799’da bilim adamının “sonsuz küçüklüğün ruhunu hükümete tanıtması” nedeniyle Lallas’ı bakanlık görevinden aldığını söyledi.  Laplace, yargı sistemini bilimsel olarak çağdaşlaştırmaya çalıştı, böylelikle mahkemeler davanın özüyle tutarlı kararlar verebildi.  Ama öyle ya da böyle, Lallas’ın diktatör yönetimindeki siyasi kariyeri çok başarılıydı.  Yakında Senato üyesi oldu, 1803’te şansölyesi oldu, 1804’te bilim adamına Onur Lejyonu Nişanı verildi ve 1806’da kendisine sayma unvanı verildi.  Birçok biyografi uzmanının pek çok biyografi yazarının Laplace’ı parlak bir bilim adamı ve aynı zamanda çok ilkesiz bir kariyer insanı olarak tanımladığı söylenmelidir.  Herhangi bir kesin sonuç ve değerlendirme yapmadan gerçekleri tarafsız bir şekilde sunmaya çalışacağız.  1814’te Laplace, Napolyon’dan çekildi, Senato’da patronunu görevden almak için oy kullandı, Bourbonların restorasyonunu memnuniyetle karşıladı ve onlara bağlılık sözü verdi.  “Yüz Gün” sırasında Laplace’ın kendisini çok tuhaf bir durumda bulması ve Paris’i terk etmek için acele etmesi şaşırtıcı değildir.  Neyse ki, Bonaparte acil sorunlarla çok meşguldü ve eski koruyuculuğunu aramadı.  Daha sonra 1817’de Laplace, XVIII. Louis’den Marquis unvanını aldı ve Fransa’nın emsali oldu.  Aynı yıl restore edilen Bilimler Akademisi’ne tekrar üye oldu. Ölümünden kısa bir süre önce, başka bir şüpheli eylemde bulundu. Basın özgürlüğünü desteklemek için Bilimler Akademisi’nden bir mektup imzalamayı reddetti. Şimdi bilim adamının bilimsel çalışmasına ve başarılarına dönelim.  Pierre Laplace, en geniş yelpazedeki matematiksel, fiziksel ve astronomik problemlerle ilgileniyordu.  Ancak gök mekaniği alanındaki araştırmalar sayesinde geniş bir popülerlik kazandı.  Laplace’ın erken gençliğinde bu bilim dalında kendisi için bir araştırma programı derlemesi ve sadece yetenekli değil, aynı zamanda amaçlı bir kişi olarak bunu tamamen yerine getirmesi ilginçtir.  Daha 1773’te “Evrensel çekim ilkesi ve ona bağlı gezegenlerin bağımsız eşitsizlikleri üzerine” adlı çalışmasını yayımladı.  Böylece, çözümü bilime en büyük katkılarından biri olarak adlandırılabilecek bilimsel bir problem üzerinde çalışmaya başladı.  Bu sorunun özünü okuyucuya daha açık hale getirmek için bazı açıklamalar yapacağız.  Astronomik gözlemlerin doğruluğu, Kepler’in zamanından bu yana büyük ölçüde arttı.  Gezegenlerin gerçek yörünge hareketlerinin tamamen tutarlı olmadığı uzun zamandır keşfedilmiştir.
Kohler Akons’a.  Özellikle, Cassini, 1 Allen ve diğer bazı gökbilimciler, sözde “Bağımsız İvmeler” in varlığını tespit ettiler: Jüpiter’in hareket hızı zamanla artar ve Satürn’ün azalması da buna bağlıdır. Bu gerçeğe dayanarak, bilim insanları, Newton’un yerçekimi yasasının geçerli olmadığı sonucuna bile vardılar. Newton bile haklı olarak, gezegenlerin hızlanmasının sadece yasasının bir sonucu olduğunu ve karmaşık bir sistemdeki cisimlerin yalnızca Güneş’e değil, aynı zamanda Güneş sisteminin diğer nesnelerine, özellikle büyük gezegenlere çekim yapması nedeniyle gerçekleştiğini iddia etti. Bu açıklama elbette doğruydu, ama burada yeni bir soru ortaya çıktı: Güneş sistemi kararlı bir yapı mı?  Hem Newton hem de Euler, kendi içinde istikrarsız olduğuna ve yalnızca Tanrı’nın iradesi ile zaman zaman gezegenlerin sürekli bozulan hareketinin restore edildiğine inanıyordu.  D’Alembert de bu bilimsel problemle ve ondan sonra Lallas ile ilgileniyordu.  Öyle ki bu öğrenci çok hızlı bir şekilde öğretmenini ve patronunu gölgede bıraktı.  Daha 1773 yılında, karmaşık bir matematiksel analiz gerçekleştiren Laplace, Jüpiter ve Satürn’ün “ortalama” hareketlerinin bağımsız ivmelerinin sıfıra eşit olduğunu ve bu nedenle, bu gezegenlerin “ek” ivmesinin zaman zaman işareti değiştirdiğini tespit etti.  Pierre Simon, yaptığı hesaplamalara dayanarak, gezegenlerin birbirleri üzerindeki karşılıklı etkisinin güneş sisteminin bütünlüğünün ihlal edilmesine yol açamayacağı sonucuna vardı.  Ancak bu konuda, bağımsız hızlanma sorunu tamamen çözülmedi.  Ayın hareketindeki değişiklikler için bir açıklama bulmaya devam etti.  On yıl sonra Laplace bu soruya tekrar döndü ve bu sefer tam bir zafer kazandı.  1784’te tekrar Bilimler Akademisine VSC’ler üzerine bir çalışma sundu.  İçinde Jüpiter ve Satürn’ün ivmelerinin yerçekimle olan etkileşimlerinden kaynaklandığını ve periyodik olarak değiştiğini (929,5 yıllık bir süre ile) gösterdi.  Ay’ın dünyayla olan ivmesini de açıkladı.  Dünya’nın yörüngesinin eksantrikliğindeki bir değişiklik olduğu ve bu da diğer gezegenlerin etkisi altında değiştiği ortaya çıktı.  Ayın hareketi teorisine dayanarak, Laplace ayrıca Dünya’dan Güneş’e olan mesafeyi ve Dünya’nın kutuplarda sıkışmasının büyüklüğünü oldukça doğru bir şekilde hesaplayabildi.  1787’de bilim adamı, güneş sisteminin kararlılığı konusuna bir kez daha değindiği bir çalışma yayımladı.  Kitapta, gezegenlerin hareket özelliklerinin ya değişmeden kaldığını ya da tersine ve periyodik olarak değiştiğini göstererek önceki sonuçlarını genişletti ve tamamladı.  Ve daha sonra diğer bilim adamları, örneğin Poincaré, hesaplamalarda gittikçe daha fazla yeni faktör dahil olmak üzere tekrar tekrar bu soruna geri dönseler de güneş sisteminin ana kararlılığını kanıtlayanın Laplace olduğuna inanılıyor ve daha sonra Pierre Laplace gök mekaniğine olan ilgisini kaybetmedi.  Böylece, 1789’da Jupitsra uydularının hareketinin ilk tam teorisini yarattı.  Bu çalışma sadece astronomi açısından önemli değildi.  Hatırladığımız gibi, Galileo bile Jüpiter’in uydularının hareketine ilişkin verileri kullanarak coğrafi boylamı belirlemek için bir yöntem geliştirmeye çalıştı.  Lallas zamanında, bu yöntem tek yöntemdi.  Ancak uydu hareket tabloları modası geçmiş.  Böylece, Laplace’ın teorisi, uygulanan bir problemi çözmeyi mümkün kıldı: temelinde, Jüpiter’in uydularının hareketinin yeni, çok daha doğru tabloları derlendi.  Bilim adamı, gök mekaniğinin diğer alanlarında araştırmalar yaptı.  Gök cisimlerinin figürlerinin çalışılmasına, gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların yörüngelerini belirleme yöntemlerinin geliştirilmesine katkıda bulundu, Dünya’nın kutbunun yer değiştirmesini araştırdı ve dinamik gelgitler teorisini geliştirdi.  Laplace, araştırmasının tüm sonuçlarını Gök Mekaniği üzerine ilk iki cildi 1798 ve 1799’da ve sonuncusu 1825’te yayınlanan beş ciltlik bir incelemede topladı.  Daha önce bahsedilen bulutsu Laplace hipotezine de dikkat edilmelidir.  Ona göre güneş sistemi, genç güneşi çevreleyen ve yavaş yavaş soğuyan, yerçekimi kuvvetlerinin etkisi altında sıkıştırılan sıcak gazlı bir bulutsudan oluşuyordu.  Bulutsunun boyutu küçüldükçe dönüş hızı arttı.  Merkezkaç kuvvetleri, yerçekimi kuvvetleriyle karşılaştırılabilir hale geldi ve sonuç olarak, daha sonra halkalara ayrılan bir çevresel disk oluşturuldu.  Karşılıklı çekim gücünden dolayı, halkayı oluşturan kısımlar sonunda gezegenler oluşturdu.  Laplace’ın hipotezi yüz yıl boyunca popülerliğini korudu. Ancak bir kısmı ensar ilkeleri, Güneş’in kökeni hakkındaki modern fikirlerin temelini oluşturdu. Astronomideki başarılara ek olarak, Pierre Laplace, diğer bilim alanlarında da birçok başarıya sahiptir.  Laplace, bilimsel kariyerinin en başından itibaren matematiksel araştırmalarının sonuçlarını yayımladı.  Olasılık oldu, matematiksel bir “hata teorisi” geliştirdi, Gauss ve Legendre tarafından bulunan en küçük kareler yöntemini matematiksel olarak doğruladı. 1812’de Pierre Simoi, matematiksel araştırmalarının sonuçlarını artık klasik olan Analitik Olasılık Teorisinde yayımladı.  Titiz bir teorinin kurucularından biri olan Laplace, 1780 yılında Lavoisier ile canlı ve cansız sistemlerde meydana gelen süreçleri karşılaştırma konusunu ele aldı.  Bilim adamları, icat ettikleri buz kalorimetresini kullanarak, özellikle solunum sürecinin oksidiyon biçimlerinden biri olduğunu gösterdiler.  Lavoisier için bu deneyler, büyük kimyagerin yanma, oksidiyon ve solunum süreçlerini inceleyen bir dizi çalışmanın sadece bir parçasıydı.  Ancak Laplace için bu alan tamamen yeni bir hale geldi ve solunum süreçlerinin incelenmesi fiziksel araştırmasının temelini attı.  Kılcal fenomenlerin çalışmasına ciddi bir katkıda bulundu, potansiyel teorinin gelişimi, havada ses yayılımının hızını hesaplamak için bir formül türetti, modern roket hareketi teorisinin altında yatan değişken kütleli cisimlerin hareket teorisinin kurucularından biri oldu.  Pierre Laplace, son yıllarını Paris yakınlarındaki Arkel kasabasında geçirdi.  Gök Mekaniği Üzerine Bir İnceleme’nin yayınlanması üzerinde çalışmaya devam etti.  1827 kışında Laplace hastalığa yakalanmıştır ve 5 Mart 1827 sabahı vefat etmiştir.  Efsaneye göre bilim adamı ölümünden önce şöyle demişti: “Bildiklerimiz, bilmediklerimizle karşılaştırıldığında çok önemsizdir.  Bilim camiasında bilim adamına karşı çok belirsiz tutuma rağmen, akademisyenler bilimsel yeteneğini onurlandırmaktan yardım edemediler.  Akademi’nin bugün yapılması planlanan toplantısı yas nedeniyle gerçekleşmedi.  Altı ay boyunca Pierre Simon Laplace’ın Akademi’deki yeri ise boş kalmıştır.

Çeviren: Ezgi Akyol

Düzenleyen: Metehan Bozkurt

Kaynak: Wikireading

Leave a comment