O dönem hala fazlasıyla homofobik olan İKP’den izole edilmiş ve eşcinselliğiyle ilgili skandallar patlak verdiğinde kendi kasabasından dışlanmış olan Pasolini, Kuzey İtalya’daki kasabasını Roma’ya gitmek üzere terk etti. Bu yeni bir başlangıçtı; şehirle ve özellikle de borgate olarak bilinen, görkemli bir alt tabaka metropolü dediği şehrin çevresinde kalan ve yoksun alt sınıfın yaşadığı bölgelerle güçlü bir bağ kurdu. Köyler, Pasolini’nin birçok romanının ve filminin ilham kaynağı oldu. Ama köyler ona geçim mücadelesi içindeki Üçüncü Dünya ülkeleri gibi göründüğü için aynı zamanda politik ve kültürel çalışmalarında da yer aldı.

Roma’nın alt sınıflarını konu edinen “The Street Kids” , “A Violent Life” gibi romanlarında veya “Accotone” ,”Mamma Roma” gibi filmlerinde Marksist bir gündem aramamalıyız. Pasolini bunun yerine, bu çalışmalarını süregelen bir değişimi anlatmak için kullandı: Güneyli köylülerin yavaş yavaş yüzyıllık geleneklerini kaybettikleri ve Romalıların, Vatikan veya diğer güçler tarafından absorbe edilmeden yaşamlarını sürdürdükleri çağın sonu.

Pasolini nostaljik bir havayla sunduğu bu toplumdan dışlanmış insanlara meraklıydı. O da ölümünden birkaç saat önce yapılan röportajında “Ustayı, asla usta olamadan yenmek için çabalayan yoksul ve gerçek insanları” özlediğini söylemişti. “Her şeyden dışlandıklarından ötürü sömürge haline gelmeden yaşadılar.

Bu eski çağı öldüren kültürü bir gelişme olarak görmedi; insanlıktan çıkaran, homojenleştiren ve yozlaştıran kapitalizm, borgate’nin kendi dilleri ve aralarında her zaman siyasi olmayan dayanışma kültürleri olan sakinlerini öldüren bir soykırım (kendi deyimiyle) olarak tanımladı. Bugün, küçük burjuva olamayanlar dünya değiştikçe aidiyet hislerini kaybettiler.

İşçi sınıfıyla ve alt kesimlerle ilgili yarı-efsanevi görüşleri olan ya da onları tek tip gören diğer bazı İtalyan sol entelektüellerinin aksine, Pasolini hakkında yazı yazdığı insanları tanıyordu. Görüşleri zaman zaman ince bir gelenekçilik taşısa da, dönem solunun geniş kesimlerinin bilgisizliğine ya da İsrail-Filistin ile ilgili bir yazısında bahsettiği şekilde “komünistlerin lümpen proletarya ve sefillere dair gelenekçi ve asla itiraf edilmeyen nefretlerini” paylaşmıyordu. 1959’da İKP’yi “yoksulların partisi”i olmaya çağırdı; onun yoksul olarak tanımladıklarına biz lümpen proletarya diyoruz.

 

Yazar: Luca Peretti

Çevirmen: Serena Yumurtacı

Kaynak: Jacobin