Petra, Ürdün: Muhteşem gül kırmızısı şehir ve dünya harikası

Petra, Ürdün: Muhteşem gül kırmızısı şehir ve dünya harikası

Petra, Ürdün’de bulunan ve antik Doğu geleneklerinin Helenistik mimari ile harmanlandığı dünyanın en ünlü arkeolojik kazı alanlarından bir tanesidir. Dünya’nın yeni 7 harikasından biri olarak adlandırılan Kayıp Şehir Petra, binlerce yaşında olan görkemli bir yer olmasına rağmen içerisinde hâlâ açıklanmayı bekleyen sırlar barındırmaktadır.

Bu görkemli alan UNESCO tarafından muazzam tarihi önemiyle ve muhteşem kültürel değeriyle tanınır. Alan yarı inşa edilmiş, gül kırmızısı kumtaşının içine yarı oyulmuş, geçitler ve vadiler ve benekli dağlarla çevrilmiştir.

Petra, Ürdün

Gül kırmızısı şehrin özellikleri

“Petra” adı, kumtaşının içine kurulmuş olan şehre atıfta bulunma biçimi olarak Yunanca’da ‘Kaya’ anlamına gelir. Petra, 1812’de ilk kez yıllarının çoğunu İslam tarihi ve Arapça üzerine çalışarak geçirmiş olan ilk Avrupalı-İsviçreli kâşif Johann Ludwig Burckhardt tarafından yeniden keşfedilmiştir.

Petra şehri binlerce mezar, ev, 3000 kişilik bir tiyatro, tapınaklar, dikilitaşlar ve kızgın tanrıları sakinleştirmek veya onlardan iyilik istemek için hayvanların kurban edildiği sunaklardan oluşur. Şimdiye kadar şehrin sadece yüzde 15’i ortaya çıkarılmış olup, kalan kalıntıların yüzde 85’i yeraltında el değmemiş biçimde durmaktadır.

Ürdün’ün antik kenti olan Petra’ya giriş, her iki tarafında genişçe bir uçurum olan yaklaşık 1 kilometre (0.62 mil) genişliğindeki oldukça dar bir yolun içinden geçer ve girdiğinizde ilk göreceğiniz şey, Oyuk Hazine (Al Khazneh) olacaktır. Bilim insanları bu tanıma katılmamakla birlikte bu “Hazine’nin” aslında bir tören mezarı olduğuna dikkat çekmektedir.

Alana girdiğinizde göreceğiniz ilk şey oyuk Hazine (Al Khazneh)’dir.

Petra’daki ilginç özelliklerden bir diğeri de Ad-Deir Manastırı’dır. Kış gündönümleri boyunca batan güneşin ışığı Ad-Deir Manastırı’nın kapılarından içeri girmekte ve Tanrı Dushara gibi kutsallıklarını gösteren bazı taş blokların yerleştirildiği bir podyum olan kutsal motab’ı aydınlatmaktadır.

Petra’yı ziyaret edenler sıklıkla “Baetylus (Sözde yaşam bahşedilen veya bir tanrıya erişim sağlayan kutsal taşlar.)” olarak adlandırılan taşların levhaları üzerindeki oyukların fotoğrafını çekerler. Halk dilinde basitçe oyulmuş yüzleri ve öne çıkan gözleri nedeniyle ‘göz idolleri’ olarak bilinir. Bilim insanları, göz idollerinin aslında Nebati dininin önemli bir figürü olan su tanrıçası AI-Uzza’nın temsili olduğuna inanmaktadır.

Tanrıça AI-Uzza – Tasviri Petra’daki ‘Baetylus’ olarak adlandırılan taş levhalar üzerindeki oymaların içerisinde bulundu.

Petra’yı kim kurdu?

Bölgede yapılan arkeolojik kazılara göre, bölgedeki ilk yerleşim 9 bin yıldan daha uzun bir süre öncesine dayanmaktadır. Gizemli alan tarih boyunca birçok farklı kavim tarafından el değiştirilmiştir. Geleneksel hikayelere göre, bölgeye yerleşen ilk kavim, hakkında çok az bilgi bulunan Edomlar (Yahudi İncil’inde Esav’a ve onun soyundan gelen kavme verilen isim.)’dır. Sonrasında M.Ö. 300’lü yıllarda Nebatiler olarak bilinen politeist Araplar bölgeye göç etmiştir.

Kısa bir süre sonra, Petra gelişerek Nebati Krallığı’nın başkenti olmuştur. Diğer kavimler Petra’yı Nebatilerden daha önce bilmesine rağmen Nebatilerin Petra’nın gerçek mimarı olduğu düşünülmektedir. Nebatiler, o kadar ünlü bir kavimdi ki antik Yunanistan, Çin ve Roma İmparatorluğu gibi o dönemdeki birçok uygarlık tarafından onlara atıfta bulunan kayıtlar bulunmuştur. Ancak, Nebatiler ve Nebati toplulukları hakkında çok az şey bilinmekte ve bildiğimiz çoğu şey arkeolojik çalışmalardan ve M.S. 1.yüzyılda alanı ziyaret ettiğinde “hem yerel amaçlar için hem de bahçeleri sulamak için kullandıkları bol su kaynaklarını görüp hayran olan (Geography XIV.4.2.1)” Coğrafyacı Strabo’dan gelmektedir.

Antik metinler ve arkeolojik kayıtlar Nebatilerin tarımsal faaliyetlerinin yanı sıra, siyasal sistemler, sanat, mühendislik, astronomi ve taş işçiliğinde gelişmiş olduklarını göstermektedir ve Strabon’un belirttiği gibi, yerleşimlerinde kuyuların, sarnıçların ve su kemerlerinin inşası da dahil olmak üzere şaşırtıcı hidrolik uzmanlık sergilemiştirler. Günümüzde Ürdün, Suriye ve Suudi Arabistan’ın içerisinde olan toplamda 2 binden fazla yerleşim yeri oluşturarak, ticaret rotalarını genişletmişlerdir.

Örneğin Petra, bir Nebati “kervan-şehri” olarak tanımlanmıştır; çünkü Kızıl Deniz ile Lut Gölü arasındaki konumu şehri Arabistan, Mısır ve Suriye-Fenike arasındaki önemli bir kavşak hâline getirmiştir.

Korint ve Saray mezarları. Petra, Ürdün.

Petra hakkındaki mitler ve efsaneler

Petra, Indiana Jones’un Indiana Jones: Son Macera filminde kutsal kâseyi bulduğu şehirdir. Petra ile ilgili olan mitlerden biri de Haçlılara aittir ve Musa’nın Mısır’dan kaçtığında İsrailoğullarına su getirmek için bölgedeki bir yerde bir kayaya vurduğunu belirtir. Tapınak şövalyeleri de görevleri sırasında Ürdün’deki Petra Antik Kenti’nde Ahit Sandığı’nı bulduklarını iddia etmiştirler.

Petra ile ilgili bir diğer mit ise hazinelik olarak bilinen yapının içerisindeki hatırı sayılır gizli hazinelerin olduğuna dair olan inançtır. Birçok hazine avcısı, izleri hâlâ görülebilen bu sözde serveti aramak için yapının cephesine ateş etmiştir.

Ürdün, Petra’daki son keşifler

Kazı çalışmaları hâlâ devam etmekte olup, Petra tarihindeki farklı ibarelerin daha sırrı ortaya çıkarılmaktadır. Örneğin, 2010’da yapılan kazıların birinde 2000 yıllık Helenistik tarzda yapılmış bir sanat çalışması olan flüt çalan kanatlı bir çocuğun tasviri gün yüzüne çıkarılmıştır.

2016’da arkeologlar M.S. 106 yılında Roma’nın Nebatileri ilhak ettiği zamana uzanan tanrıça Afrodit’in “kesinlikle mükemmel” olan iki heykelinin bulunduğu bir mesken buldular. Bu kazılar sırasında, içerisinde mücevher gibi süs eşyalarıyla birlikte gömülmüş insan kalıntıları, demir bir kılıç, gaz lambası, hayvan kemikleri ve çanak çömlek içeren bir başka mesken ve 3 kaya şaft mezarı gün ışığına çıkarılmıştır.

Bu buluntular üzerine konuşan, biyoarkeolog ve kazının yardımcı yöneticisi Megan Perry şunları söyledi: “Petra’daki insan kalıntılar ve arkeolojik morglar sadece Nebatilerdeki ölüm kavramına değil, aynı zamanda onların yaşayan biyolojik tarihlerine de bir bakış açısı sağlamaktadır.”

2016 yılında yapılan bir başka keşifte de antik şehirde “bir benzeri olmayan” 184 ft. (56 metre) x 161 ft. (49 metre) ölçülerinde, devasa bir tören platformu ortaya çıkarıldı. Platform, yüksek teknolojik uydu taraması kullanılarak şehir merkezinden yarım mil uzaklıkta keşfedildi. Petra, Ürdün hakkında cevaplanmamış bir diğer soru da böylesine muhteşem, ünlü bir şehrin Nebatiler tarafından 2 bin yıl önce hiçbir yardım almaksızın ‘ilkel’ yollarla inşa edilmesinin mümkün olup olmadığıdır. Umuyoruz ki şehrin henüz keşfedilmemiş yüzde 85’lik alanı bu soruyu bir gün yanıtlayacaktır.

Petra Antik Kenti’ndeki tiyatro, Ürdün.

Yazar: Joanna Gillan

Çeviren: Muhammed Hikmet İğdemir

Düzenleyen: Elif Rana Yılmazlar

Kaynak: Ancient Origins

Leave a comment