Paula Rego: Dünya’yı değiştiren bir sanatçı

(Image credit: The Dance by Paula Rego/ Tate)

(Resmin Kaynağı: Paula Rego’dan ‘Dans’ / Tate)

Paulo Rego eserleri; kışkırtıcı, vahşi, büyüleyici ve her daim ilgi odağı olmuştur. Beverly D’Silva, tabuları yıkan sanatçı ile isyan, öfke, acı gibi duyguların yanı sıra Rego’nun sıra dışı hayatı ve eserleri üzerine konuşuyor.

Hırlayan bir köpek gibi, el ve ayaklarının üzerine çökmüş bir kadın, yatağa yaslanmış, beyaz elbisesini kışkırtıcı bir şekilde kaldıran bir gelin; yüz ifadesi sevinçten çok ızdırap içinde. Kafasında oyuncak tavşan taşıyan figürler, kanlar içinde, hayali bir savaş alanına doğru tökezlemekte. Portekizli sanatçı Paula Rego’nun olağanüstü, hayalperest dünyasına hoş geldiniz -sembolizm, gizem, drama, komedi, fantezi ve büyünün baş döndürücü mekânı. Rego’nun krallığında çizgi filme benzeyen karakterlerle karşılaşabilirsiniz fakat burada mutlu sonlar yok, daha çok iyi başlayıp kötü biten hikâyeler var.

Rego’nun sıra dışı eserleri, rahatsız edici görüntülerle dolu ve kendisinin de belirttiği gibi eserleri “güzel grotesk” tarzdadır. Büyüleyici, kusursuz bir şekilde işlenmiş hatta kimi zaman dekoratif gibi duran sanat eserleri ilk bakışta masum görünebilir; fakat yakından bakıldığında, kesik parmaklar, asılı duran kuyruklar, altta yatan dehşeti ve o beklenmedik mutsuz sonu görebilirsiniz.

metin, kahverengi içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

1984 yılına ait, görenlere tedirginlik veren ‘Köpek Kadın’ serisi Tate’deki başlıca retrospektif gösterimlerinden biridir. (Kaynak: Paula Rego/özel koleksiyon)

Sanat tarihçisi ve kuratör Catherine Lampert BBC Culture’e verdiği demeçte “Paula Rego değeri pek bilinmemiş, çok yetenekli büyük bir sanatçıdır.” şeklinde bahsetmektedir. Rego’nun ileri görüşlü ve eserlerinin her daim nasıl güncel olduğundan da bahsetmektedir. “Savaşı ya da namus cinayetlerini ele alışı olsun, hiçbir şey gündelik dertlere dair farkındalığından taviz verdirmiyor. Rego, kimi zaman şaşırtıcı kimi zaman heyecan vericidir ve bu da sanatı sanat yapan özelliklerden biridir.”

Paula Rego’nun ‘İtaat ve Başkaldırı’ eserlerinin de sergilendiği, Edinburgh, Milton Keynes ve Dublin’de düzenlenen ve Rego gibi muazzam bir yeteneğe ev sahipliği yapan birçok sergiye Catherine Lambert küratörlük yapmıştır.

Tate Galerisi’nde İngiltere’nin başlıca Paula Rego retrospektiflerinden biri de yeni açıldı. 1950’lerden bugüne, tüm kariyerini kapsayan 100 eser ile Rego’nun çalışmalarının şimdiye kadarki en büyük ve kapsamlı sergisi yapıldı. Sergi, Rego’nun teknik çeşitliliğinin de hakkını vererek; kolajlarına, meşhur pastellerine, akriliklerine, sulu boya resimlerine, gravürlerine, baskı ve bazı heykel çalışmalarına yer vermektedir.

Hayran olduğum büyük ressamlarla birlikte ‘‘Başarılı Erkekler Kulübü’nde’’ olmak istedim. – Paula Rego

Bayan Rego, ocak ayında 86 yaşına girdi ve şu aralar oldukça hassas durumda. 2017 yılında hayatı hakkında çekilen BBC belgeseli “Sırlar ve Hikayeler’de” yapımcısı olan oğlu Nick Willing, BBC Culture adına sanatçıyla röportaj yapma görevini üstlendi.

metin, kadın, poz içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Sanatçı Paula Rego’nun, eseri ‘Sokak Köpekleri’ ile çektirdiği 1965 yılına ait fotoğrafı (Kanak: Manuela Morais)

Rego, daha önceleri içindeki ressamı “maskulen tarafı” olarak tanımlamıştı. Peki, Rego kadın tarafını nasıl görüyor? “1950’lerin yaygın görüşü kadınların sanatçı olamayacağı yönündeydi.” Kadınlar için “yoldaki çocuk arabası, hepsi bu” diye yanıtlıyor Rego. “Kadınlar sadece sanatçı kocaları için bir eş ve destekçi olarak orada bulunabilirdi. Ben bunlardan biri değildim. Nasıl ki Leydi Marion değil de Robin Hood olmak istediysem, hayran olduğum büyük ressamlarla birlikte Başarılı Erkekler Kulübü’nde olmak istiyordum. Aslında, Robin Hood kostümüm bile vardı” diye şaka yapıyor. Kadın tarafıyla ilgili, şunu da ekliyor: “Çocuklarım vardı ve onları sevdim, sadece bu. Ne şanslıyım ki çevremde onlara bakabilecek iyi insanlar vardı.”

Rego ve diğerleriyle birlikte Tate retrospektifinin küratörlüğünü yapan Elene Crippa, sanatçının 1960’larda London Group’ta sergilerini yaparken David Hockney ve Frank Auerbach gibi “büyük adamların” arasına nasıl düştüğünü anlatıyor. Crippa “Paula, çalışmaları için yaşadı,” diye anlatıyor BBC Culture’e “O, [kendi kuşağının] kadın sanatçıları arasında çok nadir olan, sürekli üreten sanatçılar kategorisine aitti.”

Tate İngiltere’de modern ve çağdaş İngiliz sanatı küratörü olan Crippa, Rego’nun etkisinin, genelde kendisine atfedilenden daha derin ve geniş olduğuna inanıyor. “[Onun etkisini] çoğu kadın ressamda -özellikle beden ile uğraşan sanatçılarda- ve kadının dünyadaki yerinde görüyorum.” şeklinde anlatıyor Crippa. “Hatta, özellikle İngiltere’de, Paula ile bir bağlantısı olmayan bir ressam düşünemiyorum.”

heykel, poz, taş içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Rego’nun işkenceye bakışı. 15 yaşındayken resmettiği; ‘Sorgu’ (1950). (Kaynak: Paula Rego)

Rego’nun çalışmalarına dair pek çok ipucunu, hayat hikâyesinde bulunabilir. 1935 yılında, António de Oliveira Salazar iktidara geldikten üç yıl sonra Lizbon, Portekiz’de dünyaya geldi. Ailesinin tek ve sevilen çocuğuydu fakat babası İngiltere’deki mühendislik eğitimini tamamlayabilmek için Rego’yu bırakmak zorunda kalmıştı. Döndüğünde ise babasının rejim karşıtı duruşu Paula’yı etkiledi; özellikle de kadınlara karşı adaletsizlik ve şiddet konularında erken yaşta bir politik bilinç ve farkındalık geliştirdi. Sistematik işkence, gizli polis ve duruşma olmadan yapılan gözaltılar; Salazar rejiminin Rego’da, ancak sanatı aracılığıyla dışa vurabildiği, bir endişe ve öfke doğurduğu söylenebilir.

Her resim cesaret verir. Tüm sanatçılar cesurdur- Paula Rego

15 yaşındayken, işkenceye bakışını anlatan Sorgu’yu (1950) çizdi. 1960’ta, hala Portekiz’de yaşarken, Salazar Vatanını Kusuyor adlı eseri yaptı. Otoriteler tarafından cezalandırılmaktan korkmuyor muydu? “Hayır, korkmuyordum. Neden bilmiyorum ama korkmuyordum.” Diye cevaplıyor Rego. Kendisinin cesur olduğu fikrini reddediyor: “Her resim cesaret verir. Tüm sanatçılar cesurdur.” diyor.

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

1981 tarihli ‘Kırmızı Maymun Ayıya Zehirli Güvercin Teklif Ediyor’ eserinde, Rego bir aşk üçgeninin karmaşıklığını açığa vurur. (Kaynak Paula Rego/özel koleksiyon)

19 yaşında, Londra Slade’de okurken, Victor Willing ile tanıştı. Yakışıklı ve karizmatik sanatçı ile ilişki yaşamaya başladı. Willing evliydi ve Rego hamile kalınca karısını terk etmek istemedi. Rego’nun babası Londra’ya gelerek onu Lizbon’a geri götürdü, Paris’de kıyafet alışveriş yapmak üzere durdular -Rego’nun stil anlayışı göz kamaştırıcı bir tarzı sahip annesinden geliyordu. Sonunda, Willing ile evlendiler ve üç çocukları oldu, Portekiz’in Batı kıyısında Ericeira’da yaşamaya başladılar. Her iki tarafın sadakatsizliği yüzünden fırtınalı ve karışık bir ilişkileri vardı. Rego, [Rego’nun] sevgilisi ve Victor arasındaki aşk üçgeni, 1981 tarihli ‘Kırmızı Maymun Ayıya Zehirli Güvercin Teklif Ediyor’ eserinde resmedilmiştir.

Aşk ve zulüm

Rego’nun feministliğe karşı olan hassasiyeti genç kızlığından itibaren, özellikle Simon de Beauvoir’ın “İkinci Cinsiyet” kitabını ve diğer pek çok yazısını okuduğunda, alevlenmişti. Kadınlar; hazları ve acıları, zaferleri ve sınavları ile her zaman onun odağındaydı. Tate İngiltere’nin direktörü Alex Farquharson, sergi kataloğunun özsözünde “Rego, kadınların yaşamlarının ve hikayelerinin görsel bir biçim kazanması konusunda devrim yaptı” diye belirtir.

Paula sizi rahatsızlık veren -Jung’un Gölge adını verdiği- yerlere götürür. Burası aşk ve zulmün birbirine dokunduğu tabu alanlarıdır. – Elena Crippa

“Kadınlar için adalet getirmeye çalışıyorum… En azından resimlerde… Bir de intikam…” diye anlatmıştı Rego bir seferinde. Portekiz’de kürtajın yasallaşmasıyla ilgili bir referandumun başarısız olmasından sonra, bir pastel boya serisi çizdi, ‘Başlıksız’ 1998. Bunu, çaresizlik içindeki kadınların her zaman en son raddede başvurdukları yasadışı kürtajın tehlikeleri, yaşattığı acı ve korkuyu vurgulamak için yaptı. Kendisinin belirttiği üzere: “Her şeyin ötesinde, kadınlara karşı ayrımcılık yapmak son derece yanlıştır.”

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

1998 tarihli, yasadışı kürtaj olan kadınları resmeden başlıksız pastel çalışmalar, Rego’nun memleketi Portekiz’de büyük yankı uyandırdı (Kaynak: Paula Rego/özel koleksiyon)

Yasadışı kürtaj olan kadınları resmeden kürtaj serisi o kadar etkiliydi ki kamuoyunu 2007’de ikinci bir referandum kampanyası düzenleyecek ve sonrasında kürtajı yasallaştıracak kadar etkilemişti. Crippa, daha önce “Kadınların bu tarz tecrübelerini yansıtan bir imge bulunmadığından” bahseder. Aynı şey Rego’nun insan kaçakçılığı hakkında çizdiği resimler, 2007-8 yıllarında çizdiği üç parçadan oluşan ‘İnsan Kargosu’ tablosu veya kadın sünneti üzerine yaptığı 2009 yılına ait gravürler için de söylenebilir.

Rego’nun imgelemi göz kamaştırıcı şekilde çatışmacı olabilir: “Paula, rahatsızlık verici, Jung’un ‘Gölge’ dediği yerlere götürür sizi. Burası aşk ve zulmün birbirine dokunduğu, dürtü ve korkularımızın bulunduğu tabu alanlarıdır.” der Crippa. Bu belirsiz sınırlar “tam olarak Rego’nun götürmek istediği yerlerdir… Yine de tüm bunlar sonsuz bir şefkat ile çizilmişlerdir. Rego bizi bir empati yolculuğuna çıkarır.”

Rego, çalışmalarında esinlendiği Peter Pan ya da Jane Eyre gibi hikayeler ve fabllar ile tanınır. Francisco Goya, Diego Velázquez veya Rego’nun en sevdiği sanatçılardan biri olan James Ensor’ın etkilerinin yanı sıra Jonathon Swift, Jean Genet, Angela Carter ve Grimm Kardeşler’in anlatılarına da eserlerinde rastlayabilirsiniz.

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu2004 tarihli ‘Yastıkadam’ Martin McDonagh’ın bir oyununun yeniden yorumlanışıdır (Kaynak: Ostrich Sanat Sınırlı Koleksiyonu, Victoria Miro’nun müsaadesi ile, Londra/Venedik/Paula Rego)

Rego, “Ben, her zaman sanat sayılmayan şeylerden zevk aldım,” diye anlatıyor BBC Culture’e. Ortada, sansür görevi gören bir züppelik var. Mesela ben her zaman çizgi filmleri, Disney filmlerini ve illüstrasyonları sevmişimdir.”

“Paula aynı bir saksağan gibi, bulduklarını bir yerde topluyor. Onun için yüksek kültür ile popüler kültür arasında bir ayrım yok,” diyor Crippa. “Rego sıra dışı ve parlak zekalı bir görsel düşünür.” Küratör, on yıllardır gün yüzü görmeyen parçalar da dahil olmak üzere, Tate sergisine her on yılda bir yapılan çalışmaları dahil etmek ve 1960’lardan ölçek ve vizyon açısından son derece ihtiraslı ve inanılmaz olan 1980’lere odaklanmak için çok çaba sarf ediyor. Crippa, Jean Genet’in 1947’deki aynı adlı oyunundan esinlenerek, çalıştıkları aile üyelerini öldüren iki kız kardeşin gerçek hikâyesini anlatan ‘Hizmetçiler’ (1987), ‘Sal’, ‘Vivian Kızları’ ve ‘Dans’ eserlerinden özellikle bahsediyor.

Rego’nun hayat hikâyesi ve iç dünyası araştırıldığında, kuşkusuz hiçbir şey bir avuç kadın ve kızın takım elbiseli bir adamı giydirmeye çalıştığı ‘Aile’ tablosu kadar dokunaklı değildir. Kışkırtıcı ve bir yandan üzücü olan eser, 1988’de tam da kocası Victor’un 20 seneden fazla mustarip olduğu -ailesini derinden etkileyen- çoklu doku sertleşmesi yüzünden hayatını kaybettiği sene resmedilmiştir.

kişi, grup, aile içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

‘Aile’ (1988), tablosunda Rego kendi hayat hikâyesini açığa çıkarır – kocası Victor uzun yıllar çoklu deri sertleşmesi ile mücadele etmiştir (Kaynak: Paula Rego/Courtesy Marlborough Fine Art)

Rego, belki de en ünlü eseri ‘Köpek Kadın’ serisini bu olaydan altı yıl sonra yaptı. “Pek çok şey Vic ile ilgiliydi, tekrar onunla iletişime geçmek gibiydi.” diye belirtiyor Rego. Geçmişi sorulduğunda “Hayatım hakkında çok düşünmem ama onun hakkında çok düşünüyorum. Onu özlüyorum.” diyor ve “Onun ölümünden beri, hüzün hep orada bir yerde.’ diye ekliyor.

Sanat tarihi her zaman beyaz adamlar tarafından yazılmıştır– Elena Crippa

Başka biriyle ilişki yaşamayı düşünmedi. Kendisinin de söylediği gibi: “Teklifler oldu fakat bir daha evlenmek istemedim. Ne anlamı var? İşim, arkadaşlarım ve ailem var. Vic’i seviyorum.” Çok mücadele verdi ve zor zamanları atlattı: Kariyerinin erken dönemlerinde ve ortalarında eserlerini satmak kolay değildi. Yine o dönemler hayati tehlike arz eden depresyonla savaştı. Yine de 2007’de yaptığı pastel çalışmalar kasvetli ruh halinden mustarip sanatçıyı rahatlattı ve Jung tarzı terapi, depresyon sürecini atlatmasında yardımcı oldu. Rego, neyse ki, o zamandan beri kötü bir depresyon geçirmediğini söylüyor.

metin, kitap, grup, birkaç içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Üç parçadan oluşan ‘İnsan Kargosu’ resminin detayları (2007-8), İnsan kaçakçılığına etkileyici bir bakıştır. (Kaynak: Ostrich Sanat Sınırlı Koleksiyonu, Victoria Miro’nun müsaadesiyle, Londra/Venedik/Paula Rego)

Rego şu günlerde, “film, pasta, şiir ve torunlarıyla ilgilenmekten zevk alıyor.” Ve tabii ki de sanatını icra etmekten: “Çalışma günlerim birbirinden çok farklı değil. Lila [Nunes, Rego’nun 30 yılı aşkın modeli ve arkadaşı] ile stüdyoya gidiyorum. Bir çay eşliğinde o gün ne yapacağımızı konuşuyoruz. Gündüzleri opera ile, öğle yemeğinden sonra Fado ile uğraşıyorum ve biraz kestiriyorum.” Günün sonunda, Lila ile bir bardak şampanya içiyorlar çünkü yine kendi ifadesine göre “Onu biraz çakırkeyif yapıyor.”

Rego, eserlerine ilham veren halk hikâyelerini şimdilik bir kenara bırakmış gibi görünüyor ve kendini “tekrar tekrar Bakire Meryem’i çizerken” buluyor. Vic’in ölümünde ilhamla yaptığı ‘Çarmıhtan İndirilme’ de dâhil olmak üzere, ‘Bakire Meryem’in Hayat Döngüsü’ tablosunda boylu boyunca bu temayı irdelemişti. Peki Rego en çok hangi eserleriyle gurur duyuyor?

Bir resim etkili olduğunda beraberinde büyük bir rahatlamayı da getiriyor çünkü bunu başarmak zor. Portekiz tipi bir mutfakta üç güçlü kadının dedikodu sohbetini resmettiği ve 1954 yılında Slade yaz ödülü kazanan ‘Süt Ağacının Altında’ adlı eseri yaptığımda kendimle çok gurur duymuştum” diyor Rego. ‘Yastıkadam’a da (2004) ayrı değer biçiyor “çünkü Martin McDonagh’ın oyunundan anladıklarımı yansıtıyordu.” Fakat bırakacağı en büyük mirasın, kürtaj serisi olacağını düşünüyor; çünkü yine kendi ifadesince “Onların yapılması önemli ve gerekliydi.” Ve yine sanat üretiminin bitmekten çok uzak olduğunu düşünüyor: “Yapacak daha çok şeyim var.”

Sürreal kolej çalışması ‘Kırmızılar İçindeki Oto Portre’ (1966), Rego biçim bozukluğu ile uğraşır (Kaynak: Paula Rego/Museu Nacional de Arte Contemporanea do Chiado)

Elena Crippa’nın da ifade ettiği gibi: “Sanat tarihi, her zaman beyaz adamlar tarafından yazılmıştır.” Bir galeri alanı şöyle dursun Rego’nun sadece saygı görmek için uğraşıp didindiği 1962 yılında, Francis Bacon Tate İngiltere’de bir retrospektif sergisi düzenlediğinde 53 yaşındaydı. Rego’nun oğlu Nick Willing, annesinin erkek sanatçıların kadın sanatçılara göre daha çok övgü topladıklarının her zaman farkında olduğunu söylüyor.

En son düzenlediği olağanüstü retrospektif sergi ile Rego, kelimenin tam anlamıyla, son gülen oluyor ve tatlı adalet tecelli ediyor. Willing, sergi açıldığında Tate İngiltere’de annesine eşlik ediyor. “Bir odadan diğerine geçtiğimizdeki tepkisi, pekâlâ, memnuniyet ve kahkahaydı,” diye anlatıyor Willing BBC Culture’e. “Bolca güldü, eserlerini orada ve bir arada görmekten çok mutluydu.”

Gösteri, daha 15 yaşındayken yaptığı, yüzleri gizli adamlar tarafında işkence gören bir kadını resmettiği ‘Sorgu’, ‘Süt Ağacının Altında’ ve ‘Sürgün’ (1963) gibi, Rego’nun erken dönem politik resimlerinden başlayıp kronolojik ve tematik olarak organize edildi. ‘Parçalanmış Gerçeklik’ (1966) adındaki sürreal kolajları biçim bozuklukları ile meşgulken, ‘Yel Değirmeni Olarak Vivian Kızlar’ (1984) gibi dağınık karikatür çalışmaları ise Rego’nun daha yoğun bir ölçekte çalıştığını gösteriyor.

kişi, duvar, iç mekan içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Sanatçı Paula Rego’nun 2019’da Londra’daki stüdyosunda çekilmiş bir fotoğrafı (Kaynak: Nick Willing)

Rego’nun, sevgili kocasını kaybettiği sene yaptığı ‘Dans’ (1988) ve ‘Aile’ (1988); bunu takiben 1994 tarihli ‘Köpek Kadın’ serisi, kürtaj resimleri, insan kaçakçılığını ve kadın sünnetini ele aldığı çalışmalar, ziyaretçiyi daha karanlık ve düşünceli bir yere götürüyor.

Her şey burada, özellikle kadınları ele alan öfke, isyan ve acı dolu gözü pek resimler ve nicesi… Rego’nun vizyonu hayata geçirdiği kırmızı diş ve pençeleri olabilir. Bu resimlerde asıl hayret verici olan şey ise nasıl aynı anda şiirsel, muzip, oyunbaz ve bir o kadar da insani olabildikleridir.

Yazar: Beverley D’Silva

Çeviren: Derya Azer

Düzenleyen: Başak Şevval Mete

Kaynak: BBC Culture

Leave a comment