Bu yazı spoiler içerebilir

Şans eseri büyük bir esere rastlamak her zaman büyük keyif verir. Neredeyse hiç hatası olmayan bir esere rastlamak. Bu mini dizi, şüphesiz, ensest pedofili konusunda izlediğim en başarılı yapım.

Çevremde dizi hakkında konuşulduğunu duymamıştım, Benedict Cumberbatch’in varlığı beni diziyi izlemeye teşvik etmişti. İlk bölümü merak ettiğimden izledim, sonra bir baktım beş bölümün tamamını hiç sıkılmadan izlemişim. Beş saatlik büyüleyici bir film gibiydi.

Daha önce izlediğim pedofili konulu filmlerin çoğu, konuyu adalet ya da intikam açısından ele almışlardı. Genellikle hapishane, kilise gibi oluşumların içinde tacize maruz kalan çocukların yetişkinliklerinde bu kişileri hapse göndermek ya da onları öldürmek için gösterdikleri saldırganlığı ve suçluluk duygusunu gözler önüne seriyordu bu filmler.

Bu dizide yukarıda anlattıklarımdan hiçbiri yok. Öncelikle olay bir kurumda değil bir ailenin içinde geçiyor -istatistiklere göre %90’dan fazla pedofili olayı soy ağacı içinde gerçekleşiyor. Ayrıca suçlu hiçbir zaman cezayla ya da intikam alınarak alt edilmiyor, yatağında huzur içinde yaşlılıktan ölüyor, itibarına en ufak bir zarar bile gelmeden…

Dizinin izleyicisine göstermeye çalıştığı şey, kurbanın bütün hayatı boyunca psikolojik anlamda ne kadar yıpranmış olduğu. Anlatım biçimi çok zekice ve farklı dönemler arasında gidip gelecek kadar hokkabazca, (‘60,’80,’90 ve 2000’li yıllar) Maruz kaldığı tacizin, kurbanın hayatının farklı evrelerine; 25 yaşındaki seçimlerine, daha sonraki yıllarda çocuklarını yetiştirme biçimine ve nesilden nesile aktarılan negatif davranışlara olan etkisini açıkça gözler önüne seriyor. Aynı zamanda ailenin geriye kalan bireylerinin duyarsızlığını, gözlerinin önünde olan bitenleri görmek istememelerini (veya görmezden gelmelerini) anlatıyor.

Ve bütün bunları bir anlığına bile basit ve yapay bir acıma duygusuna düşmeden yapıyor. Bu hikayenin ironi ve alaycıların hüküm sürdüğü, sosyal açıdan gelişmiş ve oldukça sofistike bir ortamda geçmesi büyük Amerikan kemanlarını yasaklıyor. Hiçbir şey açıkça söylenmiyor. Ama paradoksal olarak bu, yapımın amacını daha da sağlamlaştırıyor.

Açıkça söylemek gerekirse, dizi mükemmel. Son derece iyi yazılmış. Kurgu zekice, anlatım biçimi çok düzgün; bazen trajikomik, hatta bazen dehşet verici. Gerçek anlamda iyi bir iş. Oyuncuların hepsi aynı mükemmellikte, Benedict Cumberbatch dizide kariyerinin en iyi performansını göstermiş (Son yıllarda çok iyi performanslara imza attığını da belirtmek gerek.) Hugo Weaving de aynı şekilde olağanüstü bir performans sergilemiş.

Patrick Melrose hakikaten bir uzman yapımı, saf bir cevher.

“Hayat yalnızca bir pislik torbası değil. Delikli bir torba aynı zamanda. Ve kimse pisliğin kendi üzerine sıçramasını engelleyemez.”

 

Yazar: Shaïgan Ogotaïson

Çevirmen: Doğa Akçay

Kaynak: SensCritique