Oyunun kısa tarihi

Oyunun kısa tarihi

İşte nesiller boyunca oyunun kısa bir tarihi. İnsanlık tarihinde oyunun gelişimi hakkında, son derece öğretici olmakla birlikte hızlı ve kısa bir özet.

Sürekli olarak yiyecek arayışındaki en eski atalarımız göçebe, avcı ve balıkçıydılar. Hayatta kalmak onların temel kaygısıydı. Genellikle taştan yapılan günlük nesneler, birkaç sanatsal heykelcik ve duvar resimleri bu dönemden kalma yegâne tanıklardır.

Bu tanıklar arasında, hiçbir oyuncak bulamıyoruz. Ancak kesindir ki o çağın çocukları da oyun oynuyorlardı.

Günümüzde hala kimi ilkel halklar, tam olarak 30.000 yıl önceki atalarımız gibi yaşıyorlar. Onların hayat tarzlarını inceleyere atalarımızın muhtemel yaşayış şekillerini, en azından kısmen, keşfedebiliyoruz.

Oynamaları için çocuklara bazen çıngırak ve heykelcikler gibi dini nesneler verildiğini anlıyoruz. Bu şekilde, minyatür silah ve aletlerle oynarken, erken çocukluk dönemlerinden itibaren avcılık ve besin arayışına katılıyorlar.

Göçebelik yerini yavaş yavaş çiftçiliğe bıraktı. MÖ 10.000 ve 3.000 yılları arasında, toprağı ekime hazırlamaya ve büyükbaş hayvan yetiştirmeye başladılar.

Bu insanlık tarihindeki ilk büyük devrimdi. İnsan, aynı bölgeye belli bir dönem için yerleşti. Bu şekilde, daha sonra kentleri kuran ilk topluluklar ortaya çıktı. Bu ilk tarımsal yerleşim alanlarındaki arkeolojik bulgular arasında minyatür idam aletleri, silahlar ve seramik eşyalar bulundu. Heykelcikler, hayvanları temsil eden figürler ve çıngıraklar da keşfedildi.

Tüm bu nesneler oyuncakları andırır fakat böyle mi – yoksa daha fazlası mı – sadece oyuncak olup olmadıkları bilinmemektedir. Bu soruya kesin bir cevap henüz bulunmadı. 

Çocukların tarih öncesi dönemlerde de oyun oynadıkları kesindir. Oyuncak olarak sayılan çok sayıda nesne, ilkin kutsal ve dini olanlar idi. Aletler, salt işlevsel bir değere sahipti.

Yoyo ve topaç, Dünya gezegeni üzerinde ortaya çıkan en eski oyunlardır.

Görünüşe göre, ağaçlardan saldırırken avlarını yere sermek için Paleolitik Çağ avcıları tarafından kullanılan bu mekanizma onlara, manevranın başarısız olması durumunda, bir sarmaşığa bağlandığı zaman, taşa kolayca ulaşma imkanı veriyordu. Yunanlar tarafından yeniden çalıştırıldı, biçim verildi, sonunda ise pişmiş topraktan iki disk, bir dingil ile birleştirilmiş ince bir ipe dolaştırıldı. Günümüzde, yalnız yoyonun imal materyalleri değişti, kendisi teorik olarak aynı kaldı.

MÖ üçüncü milenyumdan itibaren, oyun öğelerinin arkeolojik izleri tekrar bulunuyor. Öte yandan bu, zarların Indus’un merkezinde ortaya çıkacağı o uzak çağ idi.

Etnologlar ve tarihçiler, ilk halklar arasında oynanan birçok beceri oyununun üstünde durmak gerektiği ilkesi konusunda hemfikirler. Fakat elyazmalarında keşfedilen ipuçları yalnızca üçüncü milenyuma dek gitmemize imkan veriyor. Bir Çin efsanesine göre go oyununun sözgelimi efsanevi İmparator Yao tarafından, üçüncü milenyum sırasında icat edildiği söylenir. Bu nedenle nesnelere hükmettiğinden beri oyun hazzı, insan zihninin işlevsel bir özelliğini belirlediği varsayılabilir.

Birey, önce basit olan zekâsını, çevresinin merkezinde bulduğu şeyden başlayarak geliştirdikçe oyunu daha karmaşık hale getirdi.

Orta Doğu, medeniyetimizin beşiğidir.

Çok sayıda ender sanat eserinin yanında, oyuncak ve masa oyunu alanında da birtakım iyi parçalar bulunur. 

Mısır mezarlarındaki duvar resimleri sık sık günlük hayattan sahneler tasvir eder. Masa oyunları oynayan yetişkinler ile topaç veya çeşitli top oyunları oynayan gençler gösterilir. Ahşap veya kumaş gibi kısa ömürlü malzemelerden yapılma çok sayıda nesne, Mısır iklimi sayesinde muhafaza edildiler. Bu şekilde, ilk hanedanlıkdaki en eski topaçları bulabiliriz (MÖ 3.000 dolayları).

İlk atılımları sırasında Orta Doğu medeniyetleri yalnızca yazı yazmayı değil, bunun yanısıra Mezopotamya ve Mısır’da bulunan ilk masa oyunlarını ortaya koydular.

Daha yakın bir dönemde, MÖ VI. yüzyıldan beri, salıncak büyükler gibi gençlerin ve fiilen tüm Antik Çağ uygarlıklarının mutluluğunu sağlamıştı.

Yunan ikonografisi özellikle Atina’da buna tanıklık eder. Aşık oyununa gelince, MÖ V. yüzyılda ortaya çıktı ve önce kâhinlik nesnesi olarak Pythieler tarafından kullanıldı, arkasından onu Mısırlılara tanıtan Büyük İskender’in askerlerinin oyunu haline geldi. Ondan sonra yüzyıllar boyunca ve kullanıcılar vasıtasıyla bir dizi değişiklik meydana geldi. Elbette, savaşlar arasında oyunların yarattığı dikkat dağınıklığı şüphesiz teşvik etti ve onları unutma imkanı verdi.

Samurayların başlattığı mikado aynı çağda, Asya’da çıkar. Çok ince çubuklar yardımıyla oynanan, diğerlerini hareket ettirmeden çıkarmak için, küme halinde yere düşmesine izin verilen mikado başlangıçta, tıpkı aşık kemikleri gibi, Budist bir dinsel anlam taşıyordu. Mücadeleci keşişin, en ufak görevlerdeki becerisi kadar, iradesini de ispatlamak için kullanıyordu.

MÖ III. yüzyılda, Asya’da uçurtma yapılacaktı. Efsane der ki, kuşatılan bir kasabanın sakinleri, komşu kasabaya kendilerini belli etmek amacıyla onu icat etmişlerdi. Diğer kaynaklara göre daha da eski olabilirdi, zira Japonlar, Siyamlar, Koreliler ve başkaları onu çok uzun zamandan beri biliyorlardı.

Antik Roma’da, sirk oyunları ayrı tutulursa, en sık oynanan oyunlar zar oyunlarıydı. Bununla birlikte Romalılar, toprağa saplanmış kazıkların mümkün olduğunca yakınına madeni para fırlatmaktan ibaret olan, modern petankın bir tür atası sanılan oyunu oynamayı çok severdi. Çocuklara gelince, o çağda, imparatorluğun kaldırım taşı döşeli yollarında seksek oynuyorlardı.

Bilmesinlercilik politikasına sadık Orta Çağ, her türlü boş aktiviteyi yasakladı. 3 Nisan 1369’da, Kral V. Charles, tüm oyunları oynamayı krallığın yurttaşlarına yasakladığını ileri süren ilginç bir yönetmelik yayımladı. Zar, masa oyunları, tenisin atası olan bir tür top oyunu[1], bovling, disk atma, soule[2] ve misketler açıkça belirtilmiştir.

Esasen “silahların kullanımına söz konusu kişileri alıştırmak için bir yararı olmayan” tüm oyunlar hedef alınıyor, karşı gelenler kırk sikkelik yüklü para cezasına çarptırılıyordu; eğlenmek için, kişiler kendilerini özel olarak okçuluğa veya tatar yayına vermek zorundaydılar.

V. Charles, İngiltere Kralı III. Édouard’ı yalnızca taklit ettiği sürece, böyle bir önlem özgün değildir. Krallığı yeniden örgütlemeye yeltenen Fransa Kralı adına, açıkça Fransız halkının askeri niteliklerini iyileştirmek meselesidir.

Bu yönetmeliğin somut tatbik izleri saptanabilir olsa bile, yasakların otoritelerce saplantılı bir şekilde yenilenmesi, uygulama etkinliklerini az da olsa anlatmakta yeterlidir.

Tavla, jacquet[3] ve trictrac[4] oyunlarının ataları, Orta Çağ’da altın çağını yaşayan bir oyun veya daha doğrusu bir oyun ailesidir. Arkeolojik kazılardaki gibi ölümlerden sonra edebi kaynaklar ve envanterlerde tanıtılan masalar, seksek veya dokuz taş oyunları, tesadüf ve stratejiyi birleştirir: piyonlar, tabla üzerinde hazır olduktan sonra oyun, çizgilerle belirtilen bir yol üretmek amacıyla zarları, bilgiler doğrultusunda hareket ettirmekten ibarettir.

Benimsenen formüle göre kralların oyunu ve oyunların kralı satranç, eğlenceli manzaranın birincil yöntemini, nitel değil nicel bir bakış noktasından korumayı sürdürür.

İran veya Hindistan’dan gelerek MÖ II. yüzyılda bu diyarlarda icat edildiği düşünülen satranç, VIII. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıktı. Doğu ordularını betimleyen eserler, tarih boyu özgün biçimlerde birtakım mutasyonlar geçirdiler. Avrupa topraklarına gelişleri oyun figürlerini daha fazla Batılı özellikler edinmeye itti. Böylece savaş arabaları kale haline geldi, filler satrançtaki file dönüştü, piyade erleri piyonlara evrildi, şah kral oldu ve vezir artık kraliçenin yerini aldı. Yalnız atlılar hiçbir değişim geçirmedi.

Bu da kuralların, bizim onları bugün bildiğimiz hallerinin temellerini attıkları 1650’ye doğru oldu.

Damanın ortaya çıkışının, Güney Fransa veya muhtemelen İspanya’da, XI. ve VIII. yüzyıl arasına uzandığı sanılıyor. Çoğu oyun gibi değiştirildi ve bu, kuralların sağlamlaştırıldığı 1668 yılında gerçekleşti. Dama tahtası, 20 siyah ve 20 beyaz dama taşı olmak üzere 100 kare içerir. Bunlar kısa bir süre sonra, XIV. yüzyılda Avrupa masalarında bulunan iskambil kartlarıdır. 

Kuşkusuz Çin’de Antik Çağ’da ortaya çıkan bazı oyunların oynanması, Batı’da birçok kişi bakımından reddedildi. Bir yüzyıl sonra Almanya el  boyaması, ilk ahşap heykelciklerini tanıttı ve kurşun askerleri piyasaya sundu. Sonrasında savaş oyunları oluşturmak veya savaş stratejileri geliştirmek için onlardan yararlanıldı.

İlk çağ Girit uygarlıklarından beri bilinen kaz oyunu, İtalya’da, Floransa’dan geçerek, batılı dünyadan Rönesans’a kapısını açtı. Sarmal biçiminde 31 kareli oyun, arzulanan tüm siyasi ve dini propogandaları tarih boyunca ifşa etmeye imkan verdi. Elbette oyunlar da sosyal sorumluluklarını taşıyorlardı.

Gariptir ki Aydınlanma Çağı, oyun evrenini fiilen teğet geçti. Almanlar’ın kurşun askerler ve baskılarla işi tekrar ele aldıkları dönem XVIII. yüzyıldır. İlk oyuncak dükkânlarını o zaman açtılar. Fakat onu izleyen yüzyıl, oyunun toplumdaki yerini gerçekten altüst etmişti.  

Sanayileşme, herkes için zorunlu eğitimle birleştiğinde, oyuna dünya çapında yayılma olasılıkları sağlamanın yanı sıra daha fazla eğitime katılım da sağladı. O günden sonra, oyun ve oyuncak imalatında büyüyen uzmanlaşmış şirketler kuruldu; özellikle Milton Bradley, Parker ve Grimmaud. XIX. yüzyılda Fransa’nın coğrafik oymacılığını temsil eden yapbozların ortaya çıkışına da tanık oldu.

Askeri oyunlar milliyetçi oyunlar haline gelerek, Napolyon efsanesine katkıda bulunarak, askeri kariyeri teşvik ederek, sömürgeci fetihleri yücelterek çehre değiştiriyorlar.

Anglo-Sakson bir terim olan “savaş oyunu” o çağda türedi, fakat başlangıçta bir oyun değildi: XVIII. yüzyılın sonunda, Brunswick Dükü’nün sarayında, “kriegspiel”[5] belirli bir Giacometti’nin Napolyon’a adadığı 1801’de, Fransa’ya girdi. 1837’de, Prusyalı subayların birliğine girdi (diğer ülkeler yüzyıl sonuna dek onunla ilgilenmedi). 

Kurşun askerlerin modası Fransa’da, daha sonra XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başlarında, ordunun Avrupalı milletlerin (Almanya, Fransa, Birleşik Krallık) hayatında büyük bir rol oynadığı bir evreye karşılık gelir.

Fakat XIX. yüzyılda ortaya çıkan yeni oyunlar, çağın zorluklarından biri kitle okuryazarlığı oldukça, çoğunlukla okuma oyunlarıdır. Oyun tasarımcılarının hayal gücü o zaman sınırsızdır ve tüm destekler onlara verilir (piyango, kartlar, biblolar, tasvirler, makineler…).

Ortaöğretimde tarih eğitimi yüzyılın yarısından başlayarak iyileştikçe, tarihi oyunlar arttı, sık sık propagandayla renklendirildi. Coğrafyada da aynı coşku vardır (örneğin bakanlıklarda Fransa’nın ayrışması ülke sırlarının su yüzüne çıkışına yol açıyor) ve oyun alanları (Avrupa ve dünyada) çağın aktarımlarının gelişimleri sayesinde yaygınlaştı.

Mantıksal olarak, modern dillerin öğrenimi, oyunların konusu olmaya da başlıyor. Nihayet 19. yüzyıl, bilimsel oyunların ve kız çocuklarına yönelik oyunların gerçek doğuşu olur. Bilgiler arttıkça, (Cizvitlerin yerini alan) Oratoryalılar çok sayıda kamu alanında kısa ve aklıda tutması kolay cevaplar gerektiren anketler düzenlerler, belki günümüzde bu denli revaçta olan soru-cevap oyunlarının başlangıcıdırlar.

19. yüzyılda, gazetelere adımlarını atarlar. Eğitici oyunların sayısı bu yüzyılda nitekim epey yükseldi.

XX. yüzyılın başında, oyunun yeri çocuk gelişimindeki yerini aldı (anaokullarının atalarının içine girmeye başlar). Brougère’e göre, bu yüzyıl gerçekten pedagojik oyun fikrinin doğuşudur çünkü çocuğun görüşü bizimkine önemli ölçüde yakınlaşmak için tamamıyla değişir.

Esasen, oyun ve oyuncak sınırlı bir alana sahip ve eğitimde oldukça gözeticidirler.

İşte özetle, bugün onlarla oynadığımız, gezegenin en çok bilinen oyunlarının ortaya çıkışına ilişkin bazı tarihler.

Çevirmenin notu

[1] (FR) Le jeu de paume

[2] Soule, cholle veya choule, Orta Çağ’da Fransa’da ortaya çıkan ve topla oynanan bir spor. İki komşu köy veya kasabada yaşayan kişilerin katıldığı oyunda amaç, topu rakip takımın köy veya kasabasında belirlenen bir alana göndermekti.

[3] jacquet: Bir zamanlar Avrupa’da çok popüler olan tavla (backgammon) ailesinin bir oyunudur.

[4] trictrac: Trictrac, tric trac veya tric-trac, bir tabla üzerinde zarlarla oynanan iki oyunculu bir şans oyunu. Tavla (backgammon) ailesinin bir oyunudur.

[5] Zarlar üzerine kurulmuş bir savaş oyunu.

Çeviren: Kumru İlgin

Düzenleyen: Kübra Aslanhan

Kaynak: Ludopalaiseau        

Leave a comment