Müzikal tiyatro severler Andrew Lloyd Webber’ın başlıkla aynı isimli Operadaki Hayalet şarkısı için delirirler: Hayalet, gelecek vaat eden soprano ve mükemmel bir genç kız olan Christie Daae’yi tiyatronun derinliklerinde içinde göl bile olan inine doğru çekerken opera binasının yaldızlı duvarlarının içinde tam anlamıyla bir rock performansı patlar. İkisi de birbirine “Müzik Meleği” olarak hitap ediyor ama maalesef Hayalet onun gözünde bir öğretmenden daha fazlası değilken Hayalet’in ona karşı takıntısı açıkçası fazlasıyla hastalıklı. Gerçekte Christine, operanın yeni müdavimlerinden Changy Vikontu Raoul’e aşıktır.

Webber’ın ilham kaynağı Gaston Leroux’nun  1909-1910 sularında yayımlanan kitabıydı. 1984’de Webber’ın sanat alanındaki hedefleri romantik parçalar üzerine kuruluydu ve Leroux’nun (o zamanlar kitapçılarda bulunamayan) romanının ikinci el bir kopyasını bulduğunda ilham da onu buldu. Operdaki Hayalet’in ek kitabında “Aslında o zaman başka bir şeyler yazıyordum ve takılı kalmamın nedeninin, kariyarimin başından beri büyük romantık bir hikaye yazmaya çalışmam olduğunu fark ettim. Hayalet’i bulduğumda aradığım şey gözümün önünde çıkmış oldu!’’ diye anlattı.

Asıl romanda, İranlı olarak bilinen karakter sayesinde bizlere kurgu, opera ve müzikal tiyatrodaki en trajik karakterlerden biri ile ilgili çok daha detaylı bir arka plan sağlanıyor. Böylece Hayalet’in gerçek adının Erik olduğunu, sarı leşle kaplı olan yüzünün burunsuz ve dudaksız olduğunu, kurumuş bir kafatasını andırdığını öğreniyoruz. Ondan tiksindiği için yanağına bir öpücük bile kondurmamış annesi tarafından dışlandı ve çocukken oradan kaçtı, hayatını bir ucube gösterisinde kazandı ve İran Şah’ının sarayı ile Güneydoğu Asya ve Konstantinapol arasında göçebe bir hayat yaşadı. Bu yerlerin hepsinde yetenekli bir mimar olarak öne çıktı.

Paris Operası’nın bodrumununda labirent kurmayı başardığı Paris’e de bu şekilde geldi. Ayrıca Opera’nın içindeki bu mahzenlere, şayet Christine gelini olmayı reddederse bütün binayı patlatmasını sağlayacak kadar barut depoladı.

Romanın girişinde Leroux, hikayeyi Paris’in soylu sınıfını vuran en büyük trajedilerden birinin tarihi anlatımı olarak ifade etti. Bir dizi küçük zorluktan sonra, nihayet Faure adındaki bir hakimden İranlı tarafından kendisine teslim edilen ve Christine Daae’in el yazısıyla yazıldığı söylenen bir yığın mektubu elde etmeyi başardığını iddia etti.

Kurgusal uydurma bir yana, Operadaki Hayalet tamamen Gaston Leroux’nun hayal ürünü değildi. Kurguya dönmeden önce saray muhabiri ve tiyatro eleştirmeniydi ve  Le Matin’de 1905 Rus Devrimi üzerine yazdı. 1871 Paris Komünü’nün kalesi olan ve bodrumunda yönetimin tutuklularının bulunduğu bir hücre bulunan eski Paris Operası hakkında  derinlemesine bir röportaj yaptı.

“Erik”  ismi, Leroux’un binanın temelleri arasında yaşamak istediği ve bir daha asla görülmediği söylenen Eric adındaki Opera mimarıyla ilgili duyduğu dedikodudan geliyor. Christine Daae’nin karakteri gerçek hayattaki Christine Nilsson isimli sopranoyu anımsatmaktadır. Her ikisi de İsveç doğumludur, fakir bi aileden gelmiştir ve Faust gösteriminde zirveye tırmanmışlardır.

Mimari yapı açısından bakarsak da, Opera evinin temelinde gerçekten de bir göl var, çünkü Charles Garnier ve ekibi binanın temelini kazarken Sen Nehri’nin yer altında gizlenmiş bir koluna rastlamışlardı ve suyu tahliye etmeye çalışmanın bir anlamı yoktu. Böylelikle, suyu şimdilerde tam bir yapay gölü andıran sarnıçlarda kontrol etmeye karar verdi. Gölün personeller tarafından beslenen bir de yayınbalığı sakini var.

Dahası; hem Müzikalde hem de orijinal romanda düşen bir avize var ve bu aslında 1896’da Opera’da gerçekleşen, bir avizenin denge ağırlıklarından birinin seyircilerin üzerine düşüp bayan Chomette isimli bir yer göstericiyi öldürdüğü kazadan geliyor. Leroux’nun kendisi Opera kayıtlarının binaın mahzenlerinde saklandığına değiniyor ki bu da aslında tarihi bir gerçek; 24 fonografik kayıt mühürlenip o mahzenelere saklanmış ve yüz yıl boyunca açılmadan orada kalmıştır. Ayrıca, kayıtları depolamakla sorumlu olan işçiler tarafından bir ceset bulunduğunu ekledi ama bu olayda mezardan çıkarılan bir beden ile ilgili hiç resmi kayıt yok.

Bugün bile, Palais Garnier Müzesi ve Kütüphanesi’nin yöneticisi Pierre Vidal, Hayalet hikayesinin doğru olup olmadığı sorulan telefonlar alıyor. The Telegraph’a “Bu kurguyu bozmayı sevmiyoruz ama kimse opera binasında bir hayalet görmedi. Yine de anlaşılmaz şeyler olursa, biz espri olarak ‘Hayaleti’ suçluyoruz” dedi.

 

Yazar: Angelica Frey

Çevirmen: Zeynep Ecem Maden

Kaynak: CMUSE