Marx ve Engels’in karakteristik özelliği edebiyat ve sanata dair son derece enternasyonalist yaklaşımlarıdır. Avrupalı olsun olmasın, büyük ve küçük her ulusun sanatına, her halkın dünya sanat ve edebiyat hazinesine kendi eşsiz katkısını sunduğuna inanarak eşit önem atfetmişlerdir. Sanat ve edebiyatın İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve Rusya’daki gelişiminin yanı sıra Doğu’nun ya da İrlanda, İzlanda ve Norveç gibi küçük ülkelerin kültür hazineleri de ilgi alanları arasındaydı. Notlarına bakarsak, Yeni Dünya’nın yerli sakinlerinin kadim kültürlerinin de görüş açılarına girdiğini görebiliriz.

Marx ve Engels’in proletaryaya yakın demokrat ve devrimci şair ve yazarlara yönelik özel bir tavırları vardı. Hayatları boyunca dönemlerinin en iyi ilerici yazarlarını sosyalist hareket içinde kendi saflarına çekmeye, eserlerinin zayıf kalan yanlarınının üstesinden gelmelerine yardım ederken bir yandan da eğitmeye gayret etmişlerdir. Marx ve Engels, edebiyatta proleter devrimci bir eğilimin oluşumuna doğrudan katkı sunmuşlardır.

Marx’ın büyük Alman devrimci şairi Heinrich Heine’nin eserleri üzerindeki etkisi çok büyüktü. 1843’te Paris’te tanışmışlardı. Heine’nin siyasi lirik ve satirik eserlerinin doruk noktası da, Marx ile yakın ve dostane bir temas içinde oldukları 1843-44 yıllarıydı. Marx’ın Heine üzerindeki etkisi Silesia’lı Dokuma İşçileri ve Almanya: Bir Kış Öyküsü gibi değerli eserlerinde açıkça görülmektedir.

Marx hayatı boyunca ailesinin en sevdiği şairlerden olan Heine’ye hayranlık duymuştur. Engels bu konuda arkadaşıyla tamamen hemfikirdi ve Heine’yi “yaşayan Alman şairlerin en yücesi” olarak görüyordu. Alman gericiliğine karşı mücadelelerinde Marx ve Engels, Heine’nin keskin satirik şiirlerinden sık sık alıntı yapmışlardır. Marx ve Engels’in ideolojik etkisi de Heine’nin bir sanatçı olarak gelişiminde özel bir rol oynamış ve kendisinin, komünist devrimin er ya da geç muzaffer olacağını fark etmesini sağlamıştır.

Marx ve Engels, 1848-49 devrimi sırasında Neue Rheinische Zeitung gazetesinde birlikte çalıştıkları Alman şairler Georg Weerth ve Ferdinand Freiligrath ile yakın arkadaşlardı. Engels, Weerth’i “Alman proletaryasının ilk ve en önemli şairi” olarak tanımlıyordu. Weerth’in ölümünden sonra Marx ve Engels onun edebi çalışmalarını büyük dikkatle bir araya getirmiştir. 1880’lerde Engels bu şiirleri Alman Sosyal-Demokrat basınında coşkuyla tanıtmıştır.

Freiligrath, 1848-49 döneminde Alman devrimci şiirinin klasiklerinden biri haline gelmesi Marx ve Engels’in etkisine borçludur. Marx ve Engels’in fikirlerine yakın bağı olduğu dönemde yazdığı şiirler en iyi eserleridir. Marx ve Engels’in Freiligrath’a gösterdiği ilgi ve dikkat, devrimci şairlere yaklaşımlarının ve onlara soylu mücadelelerinde nasıl yardımcı olduklarının iyi bir örneğidir. Marx 1852’de Devrim dergisinde çalışması için yoldaşı Joseph Weydemeyer’e Freiligrath’ı önerdiğinde, Weydemeyer’e onu cesaretlendirmek için dostane, övgü dolu bir mektup yazmasını özellikle rica etmişti. 1850’lerde Marx ve Engels’ten uzaklaştıktan sonra Freiligrath’ın şair olarak öneminin azalmaya başlaması tesadüf değildir.

Marx ve Engels’in pek çok Fransız ve İngiliz devrimci yazarla, özellikle Çartist önder Ernest Jones ile de yakın bağları vardı. 1840’ların sonlarında yazdığı en iyi şiirleri, Marx ve Engels’in fikirlerinin etkisini gözler önüne sermektedir.

Marx’ın ölümünden sonra Engels, 1880-90’lı yıllarda İngiliz Sosyalist hareketiyle ideolojik yakınlıkları olan bu İngiliz yazarların devrimci yazılarını dikkatle takip etmeye devam etmiştir. Bu, Engels’in, kendisine “Fakir Bir Kız” isimli kısa öyküsünü gönderen Margaret Harkness’a yazdığı mektubunda bulunan, İngiliz Sosyalist Edward Aveling’in tiyatro eserlerine dair pek çok yorumunda ve başka pek çok yazarın ideolojik gelişimine dair notlarında görülebilir.

Engels’in proleter sanata dair önemli açıklamaları, yaşamının son dönemlerinde Alman Sosyal-Demokrat liderlere yazdığı mektuplarında da göze çarpar.

Marx ve Engels bu yolla klasik edebiyatın en ince geleneklerini özümseyen, proletaryanın özgürlük mücadelesinde aktif ve yaratıcı bir rol alan, devrimci mücadelenin deneyimleri ve görevlerine dair geniş bir anlayıştan hareket eden yeni bir yazar ve sanatçı türünü geliştirmeye çalışmışlardı.

Bu derleme ayrıca Marx ve Engels’in geleceğin komünist toplumunda sanatın gelişimine dair değerli açıklamalarını da içerir. Marksizmin kurucuları, sanatın kapitalizm içinde gelişiminde ortaya çıkan çelişkilerini bir bütün olarak burjuva toplumunun zıtlaştırıcı doğasının bir tezahürü olarak görüp, bu sorunlara çözüm üretmenin yalnızca proleter devrimden ve toplumun yeniden yapılanmasından sonra mümkün olacağına kanaat getirmişlerdi.

Marx ve Engels, yeni komünist toplumun temel özelliklerini tahmini konusunda dahiyane bir öngörüye sahipti. Komünizm, her şeyden önce, bireyin etraflı ve uyumlu gelişimi için gerçek özgürlük ortamıdır. Marx der ki “Gerçekte özgürlük alemi ancak, emeğin zorunluluk ve günlük kaygılarla belirlendiği alanın bittiği yerde fiilen başlamış olur…”*

Sömürüden kurtarılmış emek, Sosyalizmde tüm ruhani (ve estetik) yaratıcılığın kaynağı haline gelir. Marx ve Engels, insanın yaratıcı güçlerinin yalnızca gerçek ekonomik, siyasi ve ruhani özgürlüğe sahip olduğunda tamamen gelişebileceğini ve yalnızca proleter devrimin, edebiyatın gelişimine sınırsız ilerleme fırsatı sunduğunu belirtir. Proletaryanın yüce tarihsel görevi, dünyanın komünist bir yeniden kuruluşudur. Marx ve Engels’in dünyayı değiştirip yalnızca ekonomi ve siyaset için değil, kültür için de daha fazla gelişim ortamını; insanlığın yüksek ahlaki ve estetik değerlerinin gerçek doyuma ulaşmaları için gerekli koşulları sağlayabilecek sosyal gücü gördükleri yer işçi sınıfının saflarıydı.

 

* Marx’tan alıntılanan pasajın çevirisi, Alaattin Bilgi’nin Kapital çevirisinden alınmıştır.
Marx, Karl. Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi. Çevirmen; Alaattin Bilgi, 3. Cilt, Eriş Yayınları, 2004.

Yazar: B. Krylov

Çevirmen: Umut Devrim Çelik

Kaynak: Marxists Internet Archive