“Arkadaşlık, kendi kalplerimizde bile sevgiyi canlı tutmak için çoğu insanın sandığından daha gelişmiş bir zihin gerektirir.”

Onurlu insan ilişkileri sanatı üzerine olan güzel düşüncelerini gözlemleyerek, “O zorlu yolda bizimle yürümesi için çok az insana bel bağlayabiliriz” demiştir Adrienne Rich, biz arkadaşlık sözcüğünü sözde sosyal medyada çok fazla kullanarak ve oldukça kötü şekilde suistimal ederek nesneleştirmeden önce. Öncü astronom Maria Mitchell ise arkadaşlık yoluyla birbirimizi birlikte nasıl var ederiz ve kendimizi nasıl yeniden yaratırız diye düşünürken şöyle yazmıştır: “ Arkadaşlığımızın derecesi ne olursa olsun, onların etkisinin altına farkında olduğumuzdan daha fazla gireriz.”

Mitchell’den yüz, Rich’den iki yüzyıl önce, İngiliz filozof ve siyaset kuramcısı olan başka bir öncü kadın olan Mary Wollstonecraft ise, dönüm noktası niteliğindeki Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi teziyle feminist bilinci ateşledikten dört yıl sonra ve kalp kırıklığı sonucunda intihara teşebbüs etmesinin hemen ardından yazdığı 1796 tarihli Letters Written in Sweden, Norway and Denmark [İsveç, Norveç ve Danimarka’da Yazılmış Mektuplar] kitabında dostluk ve arkadaşlığın karmaşıklığını değerlendirmiştir.

Güzellikten ve yücelikten boşanma yasaları ve hapishane reformuna kadar pek çok konuyu inceleyen bir kısmı gezi yazısı, bir kısmı anı yazısı niteliğindeki Wollstonecraft’ın günlüklerinin ve sevgilisine yazdığı mektuplarının yirmi beş parçasından oluşan bu koleksiyon, okuyucularına İskandinavya’ya seyahat etme isteği uyandırdı ve Romantik şiirin büyük isimleri Wordsworth ve Coleridge’i etkiledi. Eserin yayımlanmasından bir yıl sonra Wollstonecraft, ileride Frankenstein’ı yazacak olan Mary Shelley’i dünyaya getirdikten sonra doğumdan kaynaklanan sorunlardan dolayı vefat edecekti.

On ikinci mektubunda, yolculuğunun bir sonraki durağı için Norveç’teki Tønsberg’den ayrılan Wollstonecraft, “bir çeşit özgürleşmeye” erişmesine rağmen sevdiklerinin yokluğunda ‘çaresiz’ bir yalnızlık çektiği bir yere varmanın nasıl mümkün olduğunu değerlendirmişti:

Dairemin yalnızlığından korktum ve gecenin akan gözyaşlarımı saklamasını ya da onları yastığıma dökmeyi diledim ve kaderime yalnız gezmemin yazılmış olduğu dünyaya gözlerimi kapattım. Neden doğa, sadece onları besleyen göğsü yaralamak beni çağıran ve saf duygular besleten bunca güzellik sunuyor? Kendini beğenmek; her arayışın üstüne bir kasvet atmadan, hazzı uzaklaştırmadan, acıyı dışlamadan hayal kırıklığına uğramış bir sevginin yerini alamayan soğuk ve yalnız bir histir. İyice düşündüm ve taşındım ama kalbim evde kalmama izin vermeyecek kadar doluydu ve rahatlamak, daha doğrusu unutmak için yorulana kadar yürüdüm.

Wollstonecraft, bu paradoksal yalnızlık ve özgürleşme yerinde arkadaşlık ve dostluğun beklenmedik tehlikesinden yakınırdı:

Arkadaşlık genellikle başlangıçta samimidir ve onu destekleyecek bir şey varsa devam eder. Ancak yenilik ve kibrin bir karışımının sahnenin olağan bir parçası olduğunu düşününce uzun bir bekleyişle yıkılmasına şaşırmamak gerekir.

Wollstonecraft, ilişkilerin diğer insanın yeniliği ve övgüleri sona erdikten sonra da sürebilmesi için kararlı bir sevgi ve belirli bir cesaret gerektirdiğini ileri sürer:

Arkadaşlık ve aile içi mutluluk sürekli övülse dahi dünyada ne kadar az vardır, çünkü kendi kalplerimizde bile sevgiyi canlı tutmak çoğu insanın sandığından daha gelişmiş bir zihin gerektirir. Ayrıca çok az insan gerçekte olduğu gibi görülmek ister ve ilgisiz gözlemciler için neredeyse zayıflık denebilecek olan bir derece basitlik ve gizlenmemiş güven, sevgi ya da arkadaşlığın cazibesi, daha doğrusu özüdür; çocukluğun bütün büyüleyici zarafetinin yeniden ortaya çıkmasıdır. Bu yüzden birbirlerini seven insanları bir arada görmeyi isterim; her özellikleri beni duygulandırır unutulmaz karakterlerde hayal gücümde resmedilmiş halde kalır.

Wollstonecraft, konuyu onyedinci mektupta tekrar incelemiştir. O zamanlar kadınların büyük zorluklar çektiği ve sadece zenginlerin kolaylıkla boşanabildiği İngiltere’nin aksine, İsveç yasalarına göre eşlerden ikisinin de karşı tarafın sadakatsizliğini kanıtlayabilirse kolayca boşanabildiğini fark eden Wollstonecraft şöyle demiştir:

Sevgi sempatiden daha sağlam bir temele ihtiyaç duyar ve çok az insan duygunun doğruluğunu sağlayacak kadar istikrarlı ilkelere sahiptir; zira sorumluluktan sapmanın geçerli bir nedeni olduğuna dair tüm iddialara rağmen en doğal duyguların bile, ilkeler tarafından zayıf insanların izin vermeye istekli olduklarından daha fazla yönlendirildiğine inanıyorum.

Letters Written in Sweden, Norway and Denmark kitabı güzel ve bazen de üzücü bir kitap, toplumsal cinsiyet, kimlik, politika, ölüm, karakterin yapı taşları ve toplumsal değişimin temel unsurları gibi varoluşsal özelliklere yönelik bakış açıları ile dolu. Bu özel bölümü, Seneca’nın doğru ve yanlış arkadaşlık, Aristoteles’in insan ilişkileri sanatı ve John O’Donohue’nun antik Keltlere özgü can dostu kavramı hakkında yazdıkları ile tamamlayın, sonra insan ilişkilerinde hayal gücünün gücü üzerine Wollstonecraft’ın yazılarına geri dönün.

 

Yazar: Maria Popova

Çevirmen: Ezgi Karabay

Kaynak: brainpickings