Oidipus Kolonos’ta tragedyasında ve Gran Torino filminde kefaret ve kurtuluş olguları: Karşılaştırmalı okuma

Oidipus Kolonos’ta tragedyasında ve Gran Torino filminde kefaret ve kurtuluş olguları: Karşılaştırmalı okuma

Oidipus Kolonos’ta, antik Yunan trajedi yazarı Sophocles tarafından yazılmış Thebai üçlemesinden biridir. Kral Oidipus’tan hemen sonra kaleme alınmış olan oyun, Oidipus’un sürgün edilmesinden yıllar sonra başlar ve kralın ölümüyle sonlanır. Oyun geleneksel trajik unsurları barındırmaktadır fakat dini tefekkürde bir dönüm noktası yakalamayı da başarmıştır. Oyunun anlatısı Kral Oidipus’ta olduğu gibi acı bir trajedi ile değil karakterin sonunda günahının kefaretini ödemesiyle sonuçlanır. 2008 yılında Clint Eastwood tarafından yönetmenliği yapılmış olan Gran Torino filmi, Sophocles’in tarzı ile paralellik göstermektedir. Kore Savaş’ı gazisi ve emekli otomobil işçisi olan Walt’un yolculuğunu anlatan film, Walt’un toplumdan soyutlanması ile başlayıp onun trajik ölümüyle sonlanır. Ancak, Gran Torino dini temaları içine entegre ederek seyirciyi trajedinin de ötesine götürür. İki edebi yapıt arasındaki paralellik, herhangi bir dış etkenden bağımsız olarak karşılaştırmalı bir analiz, zaman-ötesi temaları ve evrensel bilgeliği ortaya çıkarabilecek bir bakış açısı öne sürer. Oidipus ve Walt’un öyküleri birbirinden farklıdır; örneğin, Walt isteyerek bir günah işler ve vicdan azabı içinde yaşamına devam eder, Oidipus ise öylesine işlediği suçlarından yakınır ve masum olduğu konusunda ısrarcıdır. Ancak iki yapıt arasındaki benzerliklerin çokluğu da şaşırtıcıdır. Her iki yapıt da toplumdan soyutlanmış bu günahkarların sonunda topluma yeniden karışmalarını, kefaretlerini vermelerini ve kahraman oluşlarını konu edinmiştir. Dini-manevi boyutları, bu anlatıları acı bir trajediden daha fazlası yapar, böylece yaşam ve ölümün iyimser yanlarını bünyesinde bulunduran birer arınma öyküleri haline gelirler.

Oidipus ve Walt’un toplumdan soyutlanmaları fiziksel güçlük ve kimlik bunalımı yaşamalarına sebep olmuştur. Thebai’den sürgün edilen Oidipus zayıf, çelimsiz ve yalnızdır, ona sadece kızı Antigone eşlik etmektedir. Bu sürgünün iki farklı anlamı vardır: Oidipus sadece fiziksel olarak sürgün edilmekle kalmayıp aynı zamanda kendi kimliğinden de yoksun bırakılır. Bir zamanlar Thebai kralı olan, bir aile ve yuva sahibi olan Oidipus, geçmişte sahip olduğu nimetler elinden kayıp gittikçe benliğinden de yoksun kalır. Aynı şekilde; Walt, filmin ilk sahnelerinde yalnız biri olarak karşımıza çıkar. Eşi Dorothy’nin cenazesine katılanlardan ayrı durur, hayat dolu ve farklı bir ırktan olan kapı komşularının yanında oturur. Hastane bekleme odasında tek beyaz karakter olarak karşımıza çıkan Walt burada da hem ırk hem de estetik olarak yine yalnızdır, bu yalnızlığı toplumdan kopukluğunu sembolize etmektedir. Yalnızlığı, adının “Koski” olarak telaffuz edildiğini duyduğunda Walt’u tekrar vurur. Bu telaffuz yanlışlığı, onun kimlik bunalımını, arkada bırakılan, ulusu ve kendi insanları tarafından (torunları Kore’nin nerede olduğunu bilmiyorlar) unutulmuş bir gazi ve geleneksel değelerini yitirmiş bir bağnaz olduğunu ona hatırlatır. Ayrıca, masum bir Koreli çocuğu öldürdüğü gerçeği onun yakasını bırakmaz. Walt’a bu “başarısı” sonucu bir rozet takdim edilir ancak bu rozet onun için yalnızca günahkarlığı temsil etmektedir. Hmong topluluğundan olan bir şaman, Walt’un kimlik bunalımı yaşadığını, uğruna savaştığı insanların ona saygı duymadığını, ailenin bir sembolü olan yemeğin artık tadı olmadığını, geçmişinde bir hata yaptığını ve şu an mutlu ve huzurlu olmadığını görmüştür.

Geçmiş günahları tarafından esir alınan Oidipus ve Walt olgusal ve sembolik günahlar içinde yaşayan günahkarlar haline gelirler. Oidipus babasını öldürür ve annesiyle evlenir. Bu, toplumsal açıdan çirkin kültürel açıdan ise tiksindirici bir günahtır. Oidipus babasının yatağını “kirlettiğinden” dövünür, Tiresias ona “bu toprakları kirleten lanetli adam” (The Internet Classics Archive) der. Thebai’de binlerce insanı öldüren veba, Oidipus’un günahının bir tecellisidir. Oidipus’la benzer olarak, Walt’un günahı da sembolik bir olgudur. Kanlı bir cinayet işlemiş olan Walt, Thao’ya “Benim ellerim zaten kirli.” der. Ellerindeki sembolik leke Walt vurulup ellerinden kan aktıktan sonra temizlenir, bu da sembolik bir arınmayı temsil etmektedir.

İki karakter de mütevazı olma ve yeni toplumlara karışma yolunda bazı değişiklikler geçirirler. Kral Oidipus’ta, Oidipus gurur ve inatçılığı temsil etmektedir. Tiresias’ın tavsiyesini görmezden gelir, onu başarısını kıskanmakla suçlar ve Creon’un kendisine karşı yürüttüğü “komplo” karşısında küplere biner. Oidipus’un işlediği günahın farkına varması onun için bir dönüm noktasıdır: onun mükemmel benliği acımasız bir yapıbozuma uğradığında gururu onu terk eder. Sürgünü boyunca Oidipus mütevazı biri haline gelir, artık kendini Theseus’a “oldukça sefil, varlığının özüne leke sürülmüş bir adam” olarak tanıtır ve Atinalılar’ı “hürmet, insanlık ve asla yalan söylemeyen ağızlar”a (352) sahip olmakla över. Oidipus sadece kendi nazarında değil başka insanları yani yabancı toplulukları tüm kalbiyle takdir ederken de tevazu gösterir. Oidipus’un mütevazılığından etkilenen Theseus onunla hakiki bir arkadaşlık kurar, onun güvenliğini sağlar ve Atina’yı ona yeni yuva yapar ve orada ölmesine izin verir. Bir zamanlar kendi yurdu Thebai tarafından dışlanan Oidipus huzur bulduğu ve kabul edildiğini hissettiği yeni bir topluma karışır.

Benzer şekilde, Walt da Hmong insanlarının ağırbaşlılıklarının farkına vardığında kibrini bir kenara bırakır. Walt onların evlerinde bir yemeğe katıldığında, Hmong kültürü ve geleneklerini öğrenir, bu da onun ırkçı bakış açısını yenmesini sağlar. Yemek sırasında Walt, Hmong insanlarının direkt olarak gözlerinin içine bakmanın saygısızlık olduğunu öğrenir, bu onun solmakta olan kabalığına ve yeni kazandığı mütevazılığına gönderme yapan bir mesaj niteliğindedir. Günbegün kibrini bir kenara bırakan Walt, Hmong insanlarıyla yakınlaşır; şaşırtıcı bir şekilde “bu kahrolası akılsız insanlara” kendi “fazla şımarık ailesinden” daha yakın hissettiğini fark eder. Walt, özellikle Thao ile bir öğretmen-öğrenci ilişkisi kurar. Thao daha sonra onun manevi oğlu olur. Walt, onunla yakından ilgilenmeye çalışan rahibi tanıdıkça daha da mütevazi bir hale gelir ve rahibin ona “Walt” diye seslenmesine izin verir. Karşılıklı iyi niyetle desteklenen bu ilişki sonrasında baba-oğul ilişkisine benzer bir hal alır. Walt’un iki biyolojik oğlu tam aksine onun evine göz koyarlar ve babalarıyla sadece kendi ihtiyaçları için iletişime geçerler. Aynı şekilde Oidipus’un oğlu Polineikes onu sadece savaş için destek almak amacıyla ziyaret eder çünkü “Oidipus’un katıldığı taraf savaşı kazanacaktır”(363); Oidipus’un eniştesi Creon, onu bir obje olarak görür ve kim Oidipus’a sahip olursa ona tanrının lütfunu getireceğine inanır. Sömürüyle beslenen öz ilişkilerinin yanı sıra sonradan katıldıkları toplumların insanları onları sevgiyle kucaklar.

Oidipus ve Walt kendilerinden daha yüce bir varlığın farkına vardıkça bir dindarlık duygusu geliştirirler. “Kral Oidipus”ta, Oidipus kehanetini reddeder, önceden belirlenmiş kaderinden kaçmayı başarır ve ahlaksızlığını ortaya koyan girişimlerde bulunur. Büyük yanılgıya uğrayan Oidipus, Oidipus Kolonos’ta oyununda imanı kabul eder ve kendinden daha büyük olan güce saygıyla boyun eğer. “Bu bir işaret, kaderimi belirleyen bir anlaşma bu” (286). Mütevazı var oluşunu kabullenen Oidipus kendisini ilahi gücün güvenli kollarına bırakır. Oidipus Kolonos’ta tragedyasında inanç unsurunun nihayetinde hedefsiz olması dikkat çekicidir. Oidipus’un ölümüne tanıklık eden haberci ihaliliği “bir tanrıydı işte” (380), bilinen herhangi bir tanrıya indirgenemeyen ilahi bir varoluş şeklinde tanımlar. Theseus, dualarında yalnızca Olimpos tanrılarına ibadet etmez aynı zamanda “Dünya’nın güçlerine” de boyun eğer, bu da Oidipus’un sonuna bir göndermedir: “Dünya’nın karanlık derinlikleri onu almak için açılıyor” (381). Buradaki anlatı derin bir maneviyat duygusunu, Olimpos tanrılar sistemi tarafından sınırlandırılmayan daha yüksek bir alemle bütünleşmiş bir dindarlığı ifade eder. Oidipus belirli bir tanrı tarafından değil; her mütevazı varlığı kucaklayan doğa, dünya ve evrensel bilgelik tarafından kabul edilir.

Gran Torino da aynı zamanda kapsamlı bir dindarlık duygusu barındırır: Hristiyanlık dinini içerir ancak onun da ötesine geçer. Başlarda Walt rahiple dalga geçer ve günah çkarmayı reddeder, dine karşı ahlaksız ve saygısız söylemlerde bulunur. Ancak, Hmong şamanı Walt’u etkilemiştir; onu dikkatlice dinledikten sonra yanından uzaklaşır fakat yüz ifadesi şaşkınlık ve acı içindedir. Topluma yeniden karışmış olan Walt iki manevi oğluna da sırayla duygularını söyler bu da onun huzurla ölmesini sağlar. Walt’un çete ile silahsız yüzleşmesi onun son akıllıca hareketidir. Bu hareketi Taoizm’in düşünce yapısıyla-az hareket çok huzur- örtüşmektedir. Bu da filmde Thao’nun ismine neden değinildiğinin bir açıklamasıdır. Ölmeden önce Walt, Kutsal Meryem’i anar, bir nevi Hristiyanlık’ı kucaklar, kendinden daha yüce olan güce boyun eğer ve huzurla ölür. Gran Torino’daki dindarlık anlayışı Hristiyanlık’ı içerir ancak onun da ötesine geçer, Taocu ve Hmong unsurlarını bir araya getirerek derin manevi tefekkürü çağrıştırır. Her iki yapıtta da din olgusu ne Hristiyanlık’a ne de herhangi bir dine indirgenmiştir, bu yapıtlarda din olgusunun varoluşsal bir önemi vardır, dindarlık karşımıza insan hayatının evrensel bir unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha yüce bir varlığın farkına varmaları her iki karakterin de manevi bütünlüğe ulaşmasını sağlar.

Her iki yapıtın da dini-manevi boyutu onları sadece bir trajedi olmaktan öteye taşır, bir barış öyküsüne dönüştürür; ana karakterler bir kurtarma jesti ile kendilerini feda ederler. Oidipus bedenini şehre refah getirmesi için Atina’ya hediye eder. Oidipus bedenini hediye ederek Atinalılar’ın geleceklerini kutsayan bir kahraman olur, bu hareketi ise İsa’nın çarmıha gerilmesini yansıtmaktadır. Atinalılar’ın ruhuna sahip çıkacaklarını, onun lütfunu ve öyküsünü devam ettireceklerine inanır. Benzer şekilde, Walt kendini Thao ve Sue’nun gelecekleri için feda eder. Onlarda kendi hayatının devamını görür. Filmin son sahnesinde yaşananlar da tam da bunu vurgulamaktadır: Thao, Walt’un köpeğini sahiplenir ve Walt’un varlığının bir parçası olan Gran Torino’yu miras alır. Walt, öldürüldükten sonra yerde kolları açık bir şekilde yatar, bu İsa’nın çarmıha gerilişinin bir göstergesidir. İsa peygamber ile doğrudan ilişkilendirilen Walt sonunda bir kurtarıcı olur. Her iki yapıtın da sonlanışı bir kurtarıcı olmak veya kurtarılmak arasındaki bir dinamiği resmetmektedir. Hayatlarını feda eden Oidipus ve Walt kefaretlerini ödeyerek huzur içinde ölürler. Günahkar kişilikler olduklarından kefaretlerini ödemeleri ve günahlarından bir şekilde arınmalıdırlar. Günahıyla bir şehri kirleten Oidipus kefaretini başka bir şehri kutsayarak öder, masum Asyalı bir çocuğu öldürmüş olan Walt ise kefaretini Thao’yu(“tıpkı senin gibi küçük bir aptal”) kurtararak öder. Kefaretleri onları sembolik günahlarından arındırır; hem kutsanırlar hem de kendi fedakarlıkları sayesinde kurtulurlar.

Toplumdan kendini soyutlamış ve günahkar insanların yeniden topluma kazandırılmalarını ve kahraman olma öykülerini anlatan Oidipus Kolonos’ta ve Gran Torino günah ve iflah hakkında bizlere önemli bulgular sunmaktadır. Yapılan analiz hayata karşı optimistik bir bakış açısıyla sonuçlanmaktadır: bir günahkar, iyimser sosyal ilişkiler kurarak huzura erişebilir ve kendi kurtuluşu üzerine ödediği kefaretle de refaha erebilir. Trajedi geleneksel olarak korku ve acıma duygusuyla ilişkilendirilse de iki yapıt da derin düşüncelere dalmamıza sebep olmaktadır. Maneviyat ve dindarlık olgularını belirli bir dine indirgemeden bizlere sunmaktadırlar; karakterler yüce ve soyut bir varlığın farkına varır ve ona boyun eğerler. İki yapıtın da manevi-dini boyutu evrensel bir mesaj içermektedir: din, insan toplumunun temel yapı taşıdır, eziyet çekmiş ruhlara huzur ve kurtuluş getirir.

Yazar: Lingxiao (Linda) . Gao

Çeviren: Melisa Çelik

Düzenleyen: Metehan Bozkurt

Kaynak: Inquiries

Leave a comment