Irak’taki öğretmenlik deneyimi, Jack R. Williams’ın, sonuca ulaşmada yalnızca kişisel deneyimlerinden yola çıkmasının sebep olduğu risklere vurgu yaptı. “Öğrencilere dikkat edin. Tüm derslerini iki güne sığdırabilmek için ders programlarını değiştirmeye çalışacaklardır.” diye uyardı dekan, Kuzey Irak’ta Kürdistan Amerikan Üniversitesindeki ilk haftamda. Anlıyordum. Öğrenciyken ders seçimlerimi kasten uzun bir hafta sonunu garantileyecek şekilde yapardım. O zamanlarda, bazı hocalarımın hep ya pazartesi sabahları ya da cuma öğleden sonra ders vermelerini ve bunun arkasında intikamcı bir okul idaresinin bulunduğunu addetmelerini şaşırtıcı bulmuştum. Ancak bir eğitim görevlisi olduğumda ve not vermek için kağıt yığınlarıyla karşı karşıya kaldığımda, rağbet görmeyen ders vakitlerinin olası faydalarını fark etmiştim.

Buraya kadar olan bitene aşinaydım. Ama olaylar hızla beklenmedik bir hâl almaya  başladı. Koronavirüs salgını nedeniyle üniversiteler kapatıldığında, sadece 2 ay Irak’ta yaşamıştım. İsviçre’ye döndüm ve uzaktan eğitime başladım. Ancak  öğrencilerimden uzaktan eğitimin eksik yönleri hakkında duygularını paylaşmalarını istediğimde, cevaplarından biri beni şaşırtmıştı: “Aslında ben bunu tercih ederim, efendim. Kampüse gitmek için yakıt parası ödemek ya da kantinden pahalı yiyecekler almak zorunda değiliz demek bu.”

Bu cevap, belirli çevrelerin daha uzun bir hafta sonu için kopardığı yaygaraya farklı bir anlam kazandırdı. Öğrencilerimizin farklı sosyal çevrelerden geldiğini biliyordum ama aradaki ayrımın bu kadar keskin olduğunu fark etmemiştim. Zengin olanların yeni SUV’larıyla sürat yaparak geçtiklerini görmüştüm ancak yakıttan birkaç dolar tasarruf edebilmek için ekran önünde aylar geçirebilecek öğrencilerin de olduğu hususunda daha az bilinçliydim.

Empati eksikliğimden,  özellikle de yazılarımda saygının temel bir ilkesi olarak sık sık tavsiye ettiğim bir erdem olduğu için, utanıyordum. Yaptığım ve söylediğim arasındaki fark, kendimizi başkalarının yerine koymanın önemini fark etmenin bir şey; bunu, tamamen kendi deneyimlerimizi ve bakış açılarımızı onlara yansıtmadan yapmanın oldukça başka bir şey olduğunun ispatıydı. Üniversiteye gitmek hepimize öğrenci olma konusunda ortak bir deneyim kazandırabilir, ancak bu deneyimlerimizin aynı olduğu anlamına gelmez.

Sınıfımı, kendim organize ettiğim bir online müzakere konferansına katılması için başvurmaya davet ettikten sonra, yarıyılın sonuna doğru aynı tuzağa düştüm. Başvurular geldi, ama en iyi öğrencilerimden biri onların aralarında değildi. Konferansın “yetersiz” ya da “sıkıcı” olacağını düşünmüş olduğu sonucuna vardım ki bunlar benim de üniversitede öğrenciyken ders dışı etkinliklere yapıştırdığım etiketlerdi. Nag’s Head kasabasında “bekarlar için üçlü” gecesiyken niye Model Birleşmiş Milletler uğraşasınız ki?

Yine de, en iyi takımı bir araya getirmek için sabırsızlanıyordum, bu yüzden konferansı ona satmaya çalıştım. “Gerçekten ilgi çekici olmalı”, diyerek onu ikna etmeye çalıştım. “İrlanda Cumhuriyeti’nin eski başbakanı bir açılış konuşması yapacak.”

Onun cevabı neydi?

 “Başvurmayı düşündüm, efendim. Yeterince iyi olup olamayacağımdan emin değildim.”

Daha önce beni hayal kırıklığına uğrattığı için özür dilediği bir e-posta göndermesine rağmen konferansın son gününde müzakere simülasyonundaki performansından dolayı eğitmenler tarafından seçildi.

Daha önce böylesiyle karşılaşılmamış stres dolu bir dönemde, bizlere empatinin her zamankinden daha önemli olduğu, eğitimciler ve iyi vatandaşlar olarak, kendimizi öğrencilerimizin yerine koymaya çalışmamız gerektiği söylenir. Ancak bunu nasıl yapabiliriz? Kuzey Irak, Zürih veya New York’ta olsun, bir sınıfa girerken ya da web kameralarımızı açarken, her biri eşsiz deneyimleri, beklentileri, öz güven düzeyleri ve güvensizlikleriyle eşsiz bir bireye ait olan insan kalabalığıyla karşı karşıya kalırız. Yine de sık sık onların başarısızlıklarını, devamsızlıklarını, panikle attıkları e-postalarını kendimizdeki en kötü dürtülere bağlıyoruz.

Peki bunun çaresi nedir? Ders değerlendirme anketlerinde öğrencilerden kişisel durumlarını veya güvensizliklerini belirtmelerini istemeyiz – kim anonim bir form yoluyla bunların tümünü itiraf eder ki zaten. İki öğrencimden öğrendiklerimin ders düzeni, öğrenme hedefleri veya okuma materyalleri ile hiçbir ilgisi yoktu. Onların düşünceleri son derece kişisel ve aynı zamanda oldukça sıradandı. Üniversiteler dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, daha geniş bir toplumun sorunlarından kendilerini ayrı tutamıyorlar. Empati de kendini toplumun yapılarından ayıramaz, çünkü empati tamamen bireysel bir eylem gibi görünse de kurumlar kurallarını ve prosedürlerini düzenlerken kimin sesinin dikkate alınacağını seçerler.

Üniversitelerde ırk ayrımcılığının üstesinden gelme önerileri, öğrencilerin, şikayet süreçlerinin yapılanmasına dahil edilmesine ve sorunun boyutunu ölçmek için daha fazla veriye ihtiyaç duyulduğunu vurgulamıştır. Her iki ders de öğrencilerin karşılaştıkları ruh sağlığı, cinsiyet veya ekonomik durumları ile ilgili zorlukları etkili bir şekilde ele almak için uygundur. Bu stratejileri kurumların iç yapısıyla da sınırlamamalıyız. Dış taraflarla ilişki kurmak, üniversitelerin  yerel toplulukların ihtiyaçlarını anlamalarına ve toplumda yüksek öğretimin daha geniş rolünü yeniden tanımlamalarına olanak tanır.

Ama tüm bunlar bireylerin paçayı kurtarmasına izin vermemelidir. Öğretim üyelerinin, öğrencilerin deneyimlerini şekillendirmede, onları yeni zorluklarla başa çıkmaya zorlamada ve mücadele ederken ilk danışılacak kişi olarak hareket etmede rolü çok önemlidir. Kurumsal değişim olasılıklarını araştırırken, onlara gayri resmi olarak ulaşmayı ve söyleyeceklerini dinlemeyi unutmamalıyız.

Jack R. Williams, Irak’taki Kürdistan Amerikan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Fakültesi Dekanı ve Küresel Müzakere Konferansı Başkanıdır.

Yazar: Jack R. Williams

Kaynak: Times Higher Education

Çeviren: Melisa Kotan

Düzenleyen: Büşra Sena Abacık