Dans en eski uygarlıklardan beri insan kültürünün önemli bir ögesi olmuştur. Bugün için daha çok eğlenme amacıyla yapılıyor olsa dahi dansın kökeni bin yıllar öncesinde düzenlenen antik törenlere ve ayinlere kadar uzanabilmektedir.

Hareket halinde oldukları süre boyunca dansçılar hep başka hareket şekillerinden esinlenmiş, kendi danslarını geliştirmek için bu şekilleri ilham kaynağı olarak kullanmışlardır. Fakat son yıllarda, çok fazla ilham alınmaya başlandığında eleştirmenler dansçıları kültürel sahiplenmeyle* suçlamaya başlamışlardır.

Oryantal dansı (göbek dansını) ele alalım. Dünya’daki en eski dans şekillerinden biri olan bu dans Mısır, Türkiye ve Lübnan gibi Orta Doğulu ve Kuzey Afrikalı ülkeler kökenlidir ancak şimdi dünyanın her yerinde bu dans yapılmaktadır.

Oryantal dans kurallara bağlı bir dans türü değildir, belli bir ritme uyulacak kesin dans figürleri yoktur. Vücudun geri kalanından bağımsız biçimde hareket eden kalça, göğüs ve omuzlara odaklanan benzer figürler olsa dahi her kültürün kendine has bir oryantal dansı vardır.

Örneğin Mısır’da oryantal dansa “raqs sharki” (şark raksı) veya “doğunun dansı” denir. Mısır’da oryantal öğrenimi görmek, Arjantin’de tango, Brezilya’da samba, veya Kore’de savaş sanatı taekwondo öğrenmeye benzer: Orası dansçıların ustalaşmak için akın ettikleri kültürel bir yuvadır.

Mısır oryantal dansı oldukça dünyevi, rahatlatıcı ve gövdenin ufak hareketlerine odaklanan bir türdür. Mısır oryantal dansı geleneksel olarak tek başına ve canlı müzik eşliğinde edilir. Dansçı, dansın ona hissettirdikleriyle ve seyirciyle kurduğu bağ ile dans eder; buna “keyif” veya “zevk alma” anlamına gelen “tarab” adı verilir.

Bugünün “şark raksı” tüm dünyada sevilerek izleniyor ama bundan herkes memnun değil. Bu dansın başkaları tarafından sahiplenildiği iddiaları dolaşıyor ve endişeler Mısır oryantal dansının öz niteliğinin ticarileşmeye kaybedildiği yönünde. Batı Avrupa’da bir otel işletmesi, örneğin, restoranında bir akşam oryantal dans gösterimi için Mısır dansına dair hiç bilgisi olmayan bir dansçıyı dansın özgün içeriğinin Mısır’a dair olduğunu pazarlayarak ticari kar elde etmek için işe almayı seçebilir.

Bu “sahiplenmeyle” ilgili problem de bazılarının bu durumu Mısır’ın kültürel mirasını yanlış temsil ettiği korkusundan oluşuyor. Ancak oryantal dansın tüm türleri -figürler, dansçılar, kostümler, envanterler ve müzik- tek performans için bile sayısız içeriğe sahip; bu nedenle özellikle diğer figür şekilleriyle karşılaştırılabilir olmasından dolayı dansın kültürel önemini belirli biçimde tanımlamak kolay iş değil.

Ek olarak, birçok farklı dans türü gibi şark raksı da diğer dans disiplinlerinin elementlerini bünyesinde bulunduracak hale geldi. Örneğin Mısır’a özgü filmler için sahne performansları geliştirildiğinde bale ve salon danslarından örnekler seçilir. Ve böylelikle başka bir problem ortaya çıkar: Bu durumun sahiplenme mi yoksa bir dansın gelişimi mi olduğuna kim karar verir? Ve kültürel benimseme adına neler olur?

Benimseme mi, takdir mi?

Dansı kültürel kökenlerine sadık kalıp kalmadıklarına göre ele aldığımızda birçok farklı görüşle karşılaşabiliriz. Her ne kadar yöresel dansların paylaşılmasına sıcak bakan ve dansçıların yeni figürler kullanmasından hoşnut olan bir kesim olsa da kimileri belli dansların belli kökenden gelen kişilere özgü kalması gerektiğini savunarak bu konuya daha mesafeli yaklaşıyor.

Hangi görüşe katılıyor olursanız olun, bir dans türünün kültürel kökenlerine saygı göstermek için daha fazla çaba gösterilebileceği aşikâr. Gereken saygıyı göstermek için sergilenen performansın söz konusu dans türünün bir temsili olduğunu söylemektense ondan esinlenildiğini söylemek bile yeterli olabilir. Ya da dansçılar bu dans türünü anlayıp benimsediklerini, geleneklerine ve kültürel mirasına sadık kalarak temsil ettiklerini göstermek için daha fazla gayret edebilirler.

Ayrıca “geleneksel” ve “otantik” gibi kelimelerin kullanımı konusunda da daha dikkatli olunabilir. Burada hükumetlerin ve UNESCO gibi kuruluşların da elini taşın altına koyması gerekiyor. Dansların korunması adına kültürel miras listesine daha fazla dans türünün eklenmesi ve öneminin üstünde durulması atılacak bir adım olabilir.

Ancak mirasın esnek olmasına müsaade etmenin, değişimle iç içe olmanın ve insanlara yaratma özgürlüğü tanımanın önemini görmezden gelemeyiz. Bale ve Hip-hop’un karışımı olan Hiplet gibi farklı dans türlerinin birleşiminden ortaya çıkan yeni oluşumlar dansta yeniliğe açık olmanın önemini ortaya koyuyor.

*= Appropriation kelimesi kültürel sahiplenme olarak çevrilmekle birlikte, “kendine mal etme” veya “el koyma” anlamlarına da gelmektedir. Bu bağlamda kültürel sahiplenme bazı çevrelerce olumsuz anlamda; söz konusu unsurun otantikliğinin bozulması olarak değerlendirilmektedir.

Yazar: Valeria Lo Lacono Symond

Çeviri: Anıl Aksu, Elmas Ertunç

Kaynak: https://theconversation.com/when-does-borrowing-become-cultural-appropriation-in-dance-81375