Psikedelik görüntüleri (hayal gördüren) ve body horror (vücuttaki deformasyonu gözler önüne sererek insanın kendi vücuduna karşı güvenini azaltmaya yönelik, dikkatli izlendiğinde korku/gerilim/psikoloji türlerini harmanlayan bir film türü) kategorisinde olmasının ötesinde, 2010 yılında vizyona giren Siyah Kuğu filmi obsesif kompulsif bozuklukla yaşama öyküsünü anlatıyor.

Darren Aronofsky’nin 2010 tarihli filmi Siyah Kuğu akıl hastalıkları, özellikle psikoz ve şizofreni tasvirleri açısından sık sık tartışılıyor. Ana karakter Nina, vücudunun değişimlerinin ve kendisinin karanlık bir versiyonunun imgelerine sahip olan halüsinasyonlar görür ve bunlar, kendilerini böylesi bir incelemeye borçludur ancak film, tetiklenmiş bir psikozdan çok daha fazlası; Siyah Kuğu, bir kadının obsesif kompulsif bozuklukla ve mükemmelliğe karşı tutkusuyla mücadelesidir.

Popüler medyanın tasvirinin aksine, OKB (obsesif kompulsif bozukluk) yalnızca temizlik, düzen ve hesaplamayla ilişkili değildir. Bozukluk, akıldan çıkmak bilmeyen düşüncelerden tutun kendinize veya başkalarına zarar verme konusunda duyduğunuz sürekli korkuya kadar başka birçok şekilde de ortaya çıkabilir. Siyah Kuğu filminde Nina, hastalığın hem tipik hem de daha az bilinen belirtilerine sahiptir ve kişinin OKB ile mücadelesinin nasıl gözüktüğünü ve bunun ne kadar yıkıcı olabileceğini gözler önüne serer.

 Balerin olmak belli bir vücut tipini koruyabilmekten mükemmel olma ihtiyacına kadar takıntıyla iç içedir. Nina, özellikle mükemmellik olduğuna inandığı şeyi başarmak ve hayatı üzerinde titiz bir kontrol sağlamak konusunda başarılıdır.

Bu hedefini gerçekleştirmek üzere gösterdiği takıntılı davranışlar, özellikle yönetmeni Tomas (Vincent Cassel) olmak üzere etrafındakiler tarafından bile dikkat çeker. Yönetmeni, Nina’ya “Dört yıldır seni izliyorum, her hareketinin mükemmel olması için çalışıyorsun ama hiç kendini (kontrolünü) kaybettiğini görmedim.” der.

 Bu takıntılı istekleri, titiz dürtülere yol açar ki bu da yeni bale ayakkabılarını hazırladığı yakın çekim kesitlerde görülebilir. Hızlı ve dikkatli çekimler Nina’nın profesyonelce tabanlarını yırtışı, çizişi ve ayaklarının şekle girişini sağlamasını gösteriyor. Bu süreç iyi tanımlanmış adımları olan ve takip edildiğinde rahatlamayla sonuçlanacak bir ritüeldir. Bu tek bir hareketi takıntısını tamamlamaya yaklaşmak için yapmıştır. Yalnızca geçici bir rahatlamadır ancak; beynin rahat ve dengeli hissetmesi için ihtiyaç duyduğu şey budur.

 Bir diğer ritüeli ise bir önceki baş balerin Beth’in (Winona Ryder) çalınan eşyalarını içeriyor. Kadife bir çantada Nina’nın bir dürtüyle çaldığı beş eşya bulunuyor. Onlara büyük özen gösteriyor ve onları giyinme odasında kusursuz bir sırayla, yine mükemmel bir tapınakmış gibi düzenliyor. Eğer bu eşyalar doğru yere konulursa Beth ile aynı başarıyı yakalayacağına yani Nina’nın deyimiyle “mükemmel” olacağına inanıyor. Bunu gerçekleştirmeye yönelik sürekli yaptığı ritüeller ve alışkanlıklar, Nina’nın OKB’sini ve kontrolü ele alışını göstermektedir.

Yine de bu dürtüler; beynini çaresizce susturmaya çalışan bir kadını, yüzeyin altında köpüren bir fırtınayı açığa çıkarır. Nina kontrolünü kaybetmeye başladıkça zihni kendisini cezalandırma biçimleri olarak kendine zarar vermeye teşebbüs eder. OKB’nin ana semptomlarından biri siz onları önleyene dek kafanızın içinde oynamaya devam eden davetsiz düşüncelerdir. Bu durum, Nina’da olduğu gibi deri yolma ve tırnak yeme dürtüleri olarak kendini gösterebilir. Kendine zarar verdikçe kaygıları yatışır.

Bu duruma en iyi örnek Nina’nın kürek kemiklerini kaşımasıdır. Bu davranış, deri yolmaya benzer şekilde gergin bir tik olarak gösterilir ve zihne kaygının yüksek sesini yenmek için odaklanacak bir şey verir. Ne var ki, stresi bir anda arttıkça bu çizikler gittikçe kötüleşir ve kanamaya başlar.

Bu, annesinin (Barbara Hershey) bile fark ettiği yıkıcı bir kendini rahatlatma yöntemidir. “Kendini yine tırmalıyorsun, bu iğrenç alışkanlığı devam ettiriyorsun.” diyor annesi Nina’ya. Bu durumun Nina’nın başrol olduğu kuğu kraliçesi rolünde hissettiği baskından olduğunu bile söylüyor.  Çoğu zaman, deri yolma ve tırnak yeme gibi bu tikler, stres zamanlarında kendini gerçekliğe döndürmenin bir yolu olarak ortaya çıkar. Çiziklerin görüntüsü ve annesinin bu sözlü onayı arasında, Nina’nın OKB ile mücadelesini vurgulayan en açık anlardan biri budur. Ne yazık ki bazen dürtüler düşünceleri gidermez. Nina’nın zihni kendisine gerçekten zarar vermeyi düşündürür. Nina’nın tırnakları, derisinden ayrık bir ayak tırnağından kanayan tırnak yataklarına kadar sık sık kırılmış veya kanarken gösterilir. Bu yaralanmalar başta gerçek gibi görünse de Nina’nın zihnindeki kendisine zarar verme imgelerinden ibaret olduğu hemen gösterilir. Bu hayali kendine zarar verme davranışları suçluluk duygusunu yatıştırmak içindir.      

Resmi olarak kuğu kraliçesi ilan edildikten sonra banyoda Nina tırnak kütikül etini eklemlerine kadar çekerek kopardığını görür. Diğer insanlar etrafında o kadar gergindir ve onları etkiler ki, strese tepki olarak zihni derisini soymaya başlar. OKB’si olan biri olarak, kendi rahatsızlık verici düşüncelerim genellikle ellerimdeki deriyi soymayı içerdiği için, bu anla derinden bağlantı kurabiliyorum. Rahatsız edici düşüncelerin görüleri psikoz ve diğer zihinsel hastalıklarla bağdaştırılabilir çünkü bu kavramsallaştırılmak için oldukça karışık bir konu. Kendine zarar verdiği anları göstererek, ancak o zaman hiçbir şeyin gerçek olmadığını göstermek adına, Nina’nın her geçen gün yoğunlaşan rahatsız edici düşüncelerini örneklediğine inanıyorum.

Film sonunda Nina’nın ölümü ve mükemmelliğe ulaştığına dair yaptığı tanım, takıntılı davranışların yıkıcılığının aşırılığını göstermektedir. Ulusal Sağlık Enstitüsüne göre, OKB teşhisi konmuş kişiler aşırı düşünmeye ve intihar girişimine yüksek derecede eğilimlidir. Nina’nın ölümü daha çok psikozunun bir ürünü olsa da mükemmellikle ilgili son sözleri, şiddetli OKB’si olan bir kadını ve bunu mümkün olan her şekilde başarmak için obsesif kompulsif eğilimlerini belgeleyen bir film noktaladı.

Daha da önemlisi, Nina’ya gerçekten atfedilecek bir tane tanı yoktu, fakat günlük davranışlarının analiziyle, zekice rutinleriyle ve gerçek ya da hayali olsun, kendine zarar veriş anlarıyla Nina, aşırı stres altında yaşayan bir OKB’linin incelikli ve etkileyici bir tasviridir. Bu durum yalnızca mükemmellikle değil, aynı zamanda cezalandırma ve sürekli stresle de alakalıydı. Akıl sağlığı şok edici ve göz kamaştırıcı görsellerle sansasyonel hale getirilirken daha sessiz olan yalnızlık anları Siyah Kuğu’da gösterilen OKB’nin gerçekçiliğini vurguluyor.

Yazar: Mary Beth McAndrews

Kaynak: Film School Rejects

Çeviren: Yaren Kardelen Budun

Düzenleyen: İrem Taşdemir