“O, Tanrı tarafından bizi korusun diye gönderildi”: Schindler’in Listesinin arkasındaki gerçek hikâye

“O, Tanrı tarafından bizi korusun diye gönderildi”: Schindler’in Listesinin arkasındaki gerçek hikâye

Rena Finder için 31 Aralık 1942 tarihi, yılbaşı arifesinin kutlandığı bir gün değildi. Polonya Krakow’da 13 yaşındaki bir Yahudi’nin hayatında yeni ve korkunç bir sahnenin başlangıcıydı. Babasının direniş üyesi olmakla suçlandığı ve tutuklandığı gündü. Bir daha ondan haber alamadı. Massachusetts Framingham’da bulunan evinden yakın zamanda yapılan bir telefon görüşmesinde şu an 89 yaşında olan Finder, Time Dergisine “Küçük bir kız çocuğuydum ve bir anda devletin düşmanı olmuştum.” dedi.

Çok geçmeden Finder, -İkinci Dünya savaşı sırasında binden fazla Yahudi’nin hayatını kurtarmasının hikayesi Thomas Kenneally’nin 1982’de yayımlanan tarihi romanının 1993’teki Steven Spielberg film uyarlaması olan Schindler’in Listesi ile ünlenen- Oskar Schindler’e ait olan Krakow’daki emaye eşya ve askeri teçhizat fabrikasında çalışan en genç Yahudi işçi oldu. Filme adını veren başrolde Liam Neeson’ın oynadığı film 15 Haziran 1993’te daha geniş bir gösteriminin yapıldığı yılın 25. yıldönümünde cuma günü kısıtlı bir gösterimle sinemalara geri dönüyor.

Film, soykırımı anlatmada tarihte dönüm noktası olarak düşünülüyor çünkü hayatta kalanlara daha çok anlatma ve dünyaya da dinleme yolunda ilham oldu.

Time dergisinin o zamanki film eleştirmeni Richard Corliss bir makalesinde film 1993’te ilk gösterime girdiğinde Schindler’in Listesi sinemalarda gösterime girinceye kadar filmlerdeki tarih tasvirleri sıklıkla “temel set dekorlarıydı” diye belirtmişti. “Soykırım çoğunlukla belgesellere ve Avrupalılara bırakılmıştı,” fakat bunun değişmekte olduğunu şöyle anlattı:

… Steven Spielberg’in Schindler’in Listesi önemli bir olaydı. Kamuoyunca iyi bilinen, büyük stüdyo filmi, çağımızın en ünlü yapımcısı tarafından üretilmiş ve yönetilmiş, büyük ihtimalle bütün zamanların, (en büyükleri olan bu yılın Jurassic Parkını da içine alan şu ana kadar en fazla gelir getiren on filmden dördü Spielberg’e aittir). Tek başına bu unsurlar bile ona hâkim olan halk bilincine ulaşmayı bahşeder ki bu konudaki hiçbir film daha önce beğenilmemiştir. Yani çok iyi bir film demek öğretici bir şekilde ve belki de kalıcı bir şekilde orada kalma şansına sahip olmak demektir.

“Filmin başarılı olması için benim gücüme ihtiyacı vardı.” diyor Spielberg ve hiç de övünüyor gibi görünmüyor. Çünkü hiçbir yapımcı onunki gibi başarılı bir geçmişe sahip değil, hiçbiri hem bir stüdyoyu hem de genç seyirci kitlesini konusunun doğası gereği hem nahoş hem de korkunç olan bir film için risk almaya teşvik eden onun gücüne sahip değil.

Filmi bütün eleştirmenler de sevmedi. Alman gazetesi Die Welt, “Daha önce hiç Yahudilere ya da soykırıma ilgi duymamış Kaliforniyalı genç bir çocuğun fantezileri” olarak tanımlarken, İsrail gazetesi Haaretz ise filmi “Spielberg’in soykırım parkı” diye adlandıran bir tarihçiden alıntı yaptı. Diğerleri Spielberg’in bu projeyi yalnızca ona ilk Oscar ödülünü getirebileceğini düşündüğü için üstlendiğini söyledi (gerçekten de en iyi yönetmen ve en iyi film ödüllerini aldı.) Spielberg filmi yapmak için onu harekete geçiren etken hakkında konuştuğunda onun eğitsel değerine vurgu yaptı. Soykırımdan sağ çıkanlar yaşlanıyordu ve soykırım reddini çürütmek için onların hikayelerini kaydetme çabası vardı. Spielberg kendi bunu yapmak için 1994’te şimdi USC Shoah Vakfı – Görsel Tarih ve Eğitim Enstitüsü diye adlandırılan kurumu kurdu. O zamanlar şimdi olduğu gibi soykırım hakkındaki bilgi şaşırtıcı şekilde azdı. Spielberg oyunculara “Biz film çekmiyoruz, belge oluşturuyoruz.” dedi.

Bu tarihçilerin ve hayatta kalanların destekleyebileceği bir fikirdi.

Washington DC’deki Amerika Birleşik Devletleri Holokost Anıt Müzesi eğitim komitesinin eski bir üyesi olan ve Oskar Schindler: The Untold Account of His LifeWartime Activities, and the True Story Behind the List kitabının yazarı David Crowe, “1990’a kadar soykırım hakkında iyi bir ders kitabı bulmak zordu.” diyor. “Müze açılışı ve aynı yıl Spielberg’in filminin vizyona girmesiyle soykırıma ilgi bakımından bir patlama yaşandı.” Spielberg, “Bu olgu, hikâyeyi yaşayan gerçek insanlara da uzandı.” dedi. Finder, Facing History and Ourselves adlı bir grubun üyesi olarak 1979’dan beri yapmakta olduğu gibi deneyimleri hakkında konuşma hevesinde yalnız olmadığını gördüğü anda filmin ortaya çıktığını söylüyor. “Film ortaya çıktıktan sonra daha fazla insan öğrenmek istedi. Sessizlik duvarı yıkılmış gibiydi.” diyor.

Fakat filmin gerçek anlamı eğiticilikse verdiği dersler ne kadar doğruydu?

Yirmi beş yıl sonra, film bazı önemli yönlerden gerçek hikâyeden ayrılsa da zulmedilenlerin yaşam stilleri ve Nazilerin barbarlıkları yönünden soykırım boyunca yaşanan hayatın gerçek bir tasviri gibi görülüyor. Örneğin gerçek Schindler’e fabrikasında aslında Yahudileri köle işçiler gibi çalıştırma fikrini (böylece onları kurtarmış oluyorlar) veren kişi Polonyalı bir Yahudi ve eski fabrika ortağı olan Abraham Bankier filmde bahsi geçmeyen kritik bir roldür.

Naziler 1939 sonbaharında Polonya’yı istila ettiklerinde Yahudi vatandaşları mülklerinden çıkarıp gettolara gönderdiler. Sonra, SS birlikleri içinde Schindler’inki gibi fabrikalar da dahil olmak üzere onları ücretsiz işçi olarak kullandı. Orduya katılan Alman erkek sayısı arttıkça bu köle işçilere daha çok ihtiyaç doğdu. Schindler bu işe giriştiğinde, gerekçesi o kadar da fedakârca değildi. Crowe’a göre özellikle sermaye sağlaması gereken müsrif bir yaşam sürdüğünden ve orduda bulunmaktansa fabrika sahibi olarak daha fazla para kazanabileceğinden en çok korktuğu şey askere alınmaktı. Bankier Schindler’e Yahudi işçilerin Yahudi olmayan Polonyalılara göre daha ucuz olabileceği fikrini kabul ettirdi.

Fakat Schindler 1943’te fabrika arazisine uydu kamplar inşa ettirdiğinde, Yahudi işçilerini insan olarak önemsiyor gibi görünmeye başladı. Önceleri SS muhafızları onları yaşadıkları Plaszów kampından fabrikaya, gece geç saatte de evlerine sürüyordu. Fakat Schindler görevlilere onları daha yakında istediğini böylece daha çok çalışabileceklerini işçilere fayda sağlarken onun nihai karar zarar hanesine de fayda sağlayarak yaşam kalitelerinin artacağını söyledi.

Crowe: “Bu, işçilerinin biraz daha iyi bir hayatı olsun diye yaptığı ilk büyük jestti.” diyor. “Yiyecekler daha iyiydi. Erkekler ve kadınlar birbirinden ayırılmıyordu. SS muhafızlarının kampa girmesine izin vermezdi; gözetleme kulelerinde kalabilirler ama içeri giremezlerdi.”

Askeri teçhizat için top mermisi yaptığını hatırlayan Finder, Schindler’in onları önemsiyor gibi olduğunu hissettiğini söylüyor. “Gülümser, nasılsın? diye sorar, kafanızı sıvazlardı” diyor. “Zatürreeye yakalandığımı ve üç gün klinikte kaldığımı hatırlıyorum. Eğer Plaszów’da hasta olsaydım beni öldürürlerdi. Orada eğer klinikte bir günden daha uzun kalırsanız, hastayı vururlar. Bu Oskar Schindler’in fabrikasında olmadı.”

Aynı zamanda bir makineyi çalıştırırken sorun yaşadığı bu yüzden makinenin bozulduğu bir anı hatırlıyor. “Ağlıyordum, korkmuştum. Ustabaşı beni sabote etmekle suçladı.” diye hatırlıyor. “Schindler: küçük bir kız bu makinenin üstesinden gelemez, bu makineyi bir adam kullanmalı dediğinde, onun cennetten gönderildiğine ikna olmuştum.”

1944 yazında Sovyet Kızıl Ordusu ilerlediğinden, Alman ordusu için bazı teçhizatları yapan fabrika sahipleri fabrikalarını batıya doğru taşıdı. Schindler işletmelerini Krakow’dan şu an Çek Cumhuriyeti içinde yer alan Brünnlitz’e taşıdı.

O meşhur listenin ortaya çıktığı andı; listedeki kişiler çalışmak için Brünnlitz’e gönderilecekti, böylelikle kurtarılmış olacaklardı.

Fakat gerçekte liste yapıldığında Schindler bir soruşturma sırasında komutana rüşvet verip vermediğiyle alakalı gözaltında olduğundan hapisteydi. Crowe, onun listenin oluşturulduğu sahneye direk dahil edilmesine “tamamen düzmece” diyor.

Üstelik bir listeden daha fazlası vardı. 1944 Aralık ayında Marcel Goldberg adında bir Plaszów emir eri Schindler’in listeleri diye addedilen Brünnlitz’e gitmesi onaylanmış kişilerin iki listesini oluşturdu. Biri 300 kadının adını diğeri 700 erkeğin adını içeriyordu. Savaş boyunca Naziler tarafından kamp emir eri olmaya zorlanan Yahudi mahkumlardan biri olan Goldberg Yahudi köle işçilerin Plaszów’dan Orta Avrupa ve Doğu Avrupa’yı işgal altında tutan Almanya’daki diğer işçi kamplarına ulaştırılmalarını koordine ediyordu. Goldberg’in listede kimin olacağını nasıl seçtiği tam olarak açık değil ama tanıdığı kişileri belki arkadaşlarının arkadaşlarını dahil etmişti. Yalnızca listedeki kişilerin üçte birinin daha önce Schindler için çalışmış olduğunu düşünen Crowe: “Aynı zamanda insanları seçmek için yardım edebilecek kamp bürosunda çalışan diğer Yahudi mahkumlardan tavsiye istemiş olabilir.” diyor.

Finder annesinin Goldberg’in fabrikada çalışmak için uygun olan ince parmaklı insanların bir listesini yaptığını duyduğunu söylüyor. “Annem beni Marcel Goldberg’e gönderdi.” diye hatırlıyor. “Ona gittim, annemin ve benim listede olmak istediğimizi söyledim, bizi listeye ekledi.”

1000 tane Schindler Yahudisi Brünnlitz’e gitmeden önce, kontrol edilmeliydi. Adamlar Gross-Rosen kampına ve kadınlar Auschwitz’e gönderildi. Adamlar hızlıca işlemden geçirilirken bazı kadınlar sistemde kayboldu. Hikâyenin bu evresi de gerçeğin filmden biraz farklılaştığı diğer bir yer. Schindler kendi gitmek yerine onları kurtarmak için bir sekreter gönderdi ama olaydaki gerçeklik o kadar korkunç ki hiçbir film detaylara ne kadar önem verirse versin onu tamamıyla yansıtamaz.

Finder “Auschwitz’e gittiğimiz zaman çok susuzduk. Kar tanelerini yakalamaya çalıştık. Fakat düşen kar değildi onlar küldü.” diye hatırlıyor. “Sonra teftiş için bize soyunmamız söylendi. Hatırlıyorum, kafamı tıraş ettikten sonra bizi karanlık bir odaya koydular ve üstümüze soğuk su fışkırttılar. Tamamıyla çıplaktık ve anneme doğru baktığımı hatırlıyorum. Onu tanıyamadım. Bundan sonra hiç acı çekmeyeceğiz çünkü çoktan öldük dedim. Ölü değildik, hayattaydık.” dedi.

Brünnlitz 1944 Ekim ayından 1945 Mayıs ayına, Almanların teslimiyetine kadar işledi. Ulaşım listesine dayanarak Schindler, bu fabrikayı açarak 1,098 kişinin hayatını kurtarmayı bıraktı.

1000 kişi Goldberg’in yaptığı listeden geldi ve Crowe doksan sekizinin diğer kamplardan gelen ve belki de Nazilere doğru ilerleyen müttefik güçler sebebiyle oraya yönlendirilen insanlar olabileceğine inanıyor.

Schindler, savaş boyunca elde ettiği parayla 18 kamyon dolusu yün, hâkî dokuma, ayakkabı ve deri aldı ve bunları işçilerine dağıttı. “Bu sizin paranız.” dediğini hatırlıyor Finder. Savaştan sonra işler tersine döndü; bir zamanlar onun Yahudi işçileri olan insanlar işindeki bir dizi başarısızlıkta ona yardımcı oldu. 1974 yılında 66 yaşındayken Frankfurt’ta öldü ama Finder gibi hayatta kalanların ona minnettarlıkları devam ediyor.

“O, Tanrı tarafından bizi korusun diye gönderildi.” diyor.

Yazar: Olivia B. Waxman

Çeviren: Sevgi Savaş

Düzenleyen: Mustafa Erkaya

Kaynak: Time

Leave a comment