Çevirinin birinci kısmı için: Nöroseksizm: Kadınların ve Erkeklerin Farklı Beyinlere Sahip Oldukları Miti, 1. Kısım

Kültürel Yollar

Eğer mesele beynin fiziksel yapısı değilse, kadınlar ve erkeklerin davranış ve ilgi alanlarındaki genellikle belirgin farklılıkları nasıl açıklarız? Burası, Rippon’un toplumsal cinsiyetli bir dünyanın insan beyni üzerindeki etkisine ilişkin tezine geldiğimiz yer. Tezini cinsiyet farkı araştırmasının menfur tarihinden modern beyin görüntüleme yöntemlerine, sosyal bilişsel nörobilimin ortaya çıkışına ve yeni doğanların beynindeki cinsiyet kaynaklı farklılıklara dair şaşırtıcı derecede zayıf kanıtlar olmasına varan geniş tanımlı bölümler üzerine kuruyor. Rippon, çocukların “serebral süngerlerinin”, hamilelik sırasında cinsiyetin öğrenildiği andan itibaren bulandıkları pembeye karşı mavi kültürü sayesinde nasıl farklılaştığını gösteriyor.

Dördüncü bölüm bizi mutlu bir sona değilse de, yirmi birinci yüzyıla getiriyor. Toplumsal cinsiyetli bir dünyanın, bilimin profesyonelleşmesi ve erkeksi bir “zeka” klişesi de dahil olmak üzere, bilim ve teknolojideki kadınların nasıl bu yüksek statü alemine girmelerini ve ilerlemelerini engellediğine odaklanıyor. Lin Bian, Sarah-Jane Leslie ve Andrei Cimpian’ın yaptığı bir araştırmaya göre, çocuklar altı yaşlarına kadar yetenekli kadınların “çalışma manyağı”, erkeklerin ise “vahşi deha” olduğu ayrımını içselleştiriyor (L. Bian ve diğerleri, Am. Psychol 73, 1139-1153; 2018). Ve tüm bu faktörler, erkekleri ve kızları farklı kariyer ve başarı yollarına iten farklı beklentiler, özgüven ve risk alma arasında beynin oluşumunu etkileyen bir döngüye sokuyor.

Zihniyeti Değiştirmek

Bu son bölüm kitabın alt başlığı “Kadın Beyninin Efsanesini Paramparça Eden Yeni Sinirbilim”i açıklamaya odaklanıyor. Beyin farkının maskesini düşüren bir çalışma neden kadınlarla sınırlansın? İlk başta, Louann Brizendine’nin 2006’daki The Brain’ine, bu sayfalara eklenmiş bir iğneleme olduğunu düşünmüştüm. (R.M. Young ve E. Balaban Nature 443, 634; 2006). Ya da belki de “kadın beyninin”, “kadın fizikçi” ya da “kadın cerrah” diye adlandırdığımız gerçek şeylerin garip bir varyantı olduğunu vurgulamak içindir.

Altındaki anlam ne olursa olsun, kitap, toplumsal cinsiyetli bir beyin kavramının maskesini düşürme hedefine ulaşıyor. Beyin, karaciğerden, böbreklerden veya kalpten daha fazla toplumsal cinsiyetli değildir. Sona doğru, Rippon, bu bulgunun, günümüzde ikili toplumsal cinsiyet kategorilerinin arasında geçiş yapan veya yaşayan insan sayısındaki artışına dair imaları ile dans ediyor. Fakat şimdilik, çoğumuzun, temelde unisex olan beyni, kültürel olarak toplumsal cinsiyetlendirilmiş bir yola veya bir başkasına sürükleyen “biyososyal deli gömlekleri”ne hapsolduğumuz sonucuna varıyor.

 

Yazar: Lise Eliot

Çevirmen: Merve Havalı

Kaynak: Nature