Jackson Pollock’un No. 5’i, 1940’ların sonunda geliştirdiği ve onu ününe kavuşturan ikonik aksiyon resimlerini ve “damlatma tekniğini” örneklendiriyor. Bu makalede Singulart, söz konusu soyut dışavurumcu çalışmayı analiz ediyor ve Amerika’nın en ünlü ressamlarından birini daha yakından inceliyor.

Jackson Pollock kimdir?

Amerikalı ressam Jackson Pollock (1912-1956), soyut dışavurumcu hareketin önemli bir figürüydü. Pollock, “aksiyon resimlerini” oluşturmak için kullandığı damlatma tekniğiyle ünlüdür. Wyoming’de doğan Pollock, beş erkek çocuğunun en küçüğüydü. Babası hem çiftçi hem topoğraftı; annesi ise dokumacıydı. Birinci yaş gününden önce annesiyle beraber çocukluğunun çoğunu geçirdiği Kaliforniya’ya taşındı.

Daha sonraları okuldan atıldığı Los Angeles’da bulunan Manual Arts School’a gitti. 1930 yılında büyük abisi Charles Pollock’la birlikte New York’a taşındı.  Art Students League’de Thomas Hart Benton’ın mentorluğunda sanat dersleri alan Charles ve Jackson kardeşler, bu süre zarfında José Clemente Orozco ve Diego Rivera’nın duvar resimlerine aşina oldu ve Picasso ile Joan Miro gibi diğer sanatçılardan etkilendi.

1930’ların başlarında gezgin bir yaşam sürdüren Pollock, 1934 senesinde New York’a kalıcı olarak yerleşerek, 1935-1942 yılları boyunca Works Progress Administration Federal Art Project’e katkıda bulundu. Aynı zamanda 1936 yılında David Alfaro Siquiero’nun deneysel atölyesinde çalıştı ve burada sıvı boyanın kullanımını öğrendi. Pollock, 1940’lı yılların başlarında etkilendiği dökme tekniğinin, ki daha sonrasında ikonik damlatma tekniğinin gelişmesine yol açacaktı, yansımalarını gördüğümüz ‘Male and Female’ ve ‘Composition I’ adlı tablolarını yaptı.

No. 5, sonraki dönem resim kariyeri ve imza stilinin gelişmesi

1943’te Pollock Non-Objective Painting Müzesi’nde (Guggenheim Müzesi’nin önceki ismi) bakım görevlisi olarak çalıştı. İlk kişisel sergisi, aynı sene Guggenheim’s Gallery for Art of this Century’de açıldı.

1942 yılında, ikisinin de McMillen Gallery’de sergisinin olduğu zamanda Pollock, çağdaş ressam Lee Krasner ile tanıştı. Ekim 1945’te evlendiler. Her iki sanatçı da birbirlerinin çalışmalarını etkiledi, Krasner Pollock’a modern resmi ve çağdaş teknikleri öğretti; Pollock da Krasener’ın aksiyon resmi üslubuyla çalışmalarını etkiledi.

1947 yılına kadar Pollock’un tabloları, Picasso ve sürrealizmin etkilerini yansıtıyor ve çeşitli sürrealist sergilere katkıda bulunuyordu. 1940’ların ortalarında Pollock’un resmi, tamamen soyut hâle geldi ve “aksiyon resimlerini” oluşturan özgürlükçü girişimlere yol açtı: Tuvalleri şövaleden aşağı indirdi ve yerini gerilmemiş tuval ile değiştirdi; artık üzerine her açıdan boya dökmek, damlatmak, sıçratmak ve kazımak için hazırdı.

Pollock’un en ünlü resimlerini yaratışı ve büyük başarı yakalayışı, 1947-1950 yılları arasında “damlatma tekniği” ile oldu. Bu başarının doruk noktası, Ağustos 1949’da Life dergisinde dört sayfalık bir makalede, “Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan en büyük ressam Pollock mu?” başlığıyla yayınlandı.

Pollock’un 1951’den sonraki resimleri, gerek Betty Parsons Galerisi’nde sergilenen ve hiçbirinin satılmadığı koyu renkli “Black Pourings” tabloları gerekse de Sidney Janis Galerisi tarafından temsil edildiği zamanlarda renk ve figüratif ögeler kullanması gibi çeşitli stilleri içerdi. Pollock, sarhoşken araba kullandığı esnada geçirdiği trafik kazasında, 44 yaşındayken hayatını kaybetti. Ölümünün üzerinden geçen 6 ay sonra, 1956 yılında Pollock’a, New York’taki Modern Sanatlar Müzesi’nde bir anma retrospektifi verildi.

No. 5: Pollock’un en ikonik çalışması

Pollock’un devrimci resim tekniğini örnekleyen ‘No. 5,1948’ tablosu, ‘damlatma’ döneminin zirvesinde ortaya çıktı. 4×8 metrelik bir sunta üzerine boyanmış olan tabloda Pollock; siyah, gri, beyaz, kahverengi, kırmızı ve sarı boyayı damlatarak, bir görüntüyü temsil etmekten ziyade boyanın ve ressamın eylemlerinin birleşimi olan katmanlı, karmaşık bir kompozisyon oluşturdu. Bu yönüyle No. 5, Amerikalı sanat eleştirmeni Harold Rosenberg’in 1952 tarihli makalesinde tanımladığı “aksiyon resminin” başlangıcını işaret ediyor denilebilir. “Aksiyon resmi, kendini yaratma, kendini tanımlama veya kendini aşma ile ilgilidir; ama bu onu, yarası ve büyüsü ile egonun olduğu gibi kabul edildiğini varsayan kendini ifade etmekten ayırır.”

No. 5 ve diğer aksiyon resimleriyle Pollock, geleneksel resmin getirilerinden sıyrıldı: Tuvali şövaleden indirdi, onu yere koydu ve dosdoğru tuvale müdahil oldu. Müdahil olur olmaz, boyanın hareketini yönlendirmek için duygularına yön verdi; damlayan, sıçrayan, kazıyan, bulaşan, dökülen boyanın bilinçaltını yansıtmasına izin verdi. 1956 yılında Pollock kendisini şu şekilde tanımladı: “Benim resmim şövalede oluşmuyor. Gerilmemiş tuvali duvara veya yere çivilemeyi tercih ediyorum. Sert bir zeminin dayanıklılığına ihtiyacım var. Zeminde çalışırken daha rahatım. Resme daha yakın ve onun daha parçasıymış gibi hissediyorum, böylelikle tablonun etrafında yürüyebiliyor ve dört bir köşesinden yani tamamıyla resmin içinde olarak çalışabiliyorum.”

Jackson Pollock’un mirası

Pollock’un resme devrimsel yaklaşımı, birçok sanatçıya ilham verdi. 1950’lerin Japon deneysel Gutai grubu, Pollock’un çalışmalarını “saf yaratıcılık arayışı” ve “yaşamın maddeye dönüşümü” olarak tanımladı. Performans sanatının gelişimi ve ilk Happenings’in (performans sanatı) yaratıcısı Allan Kaprow, şunları söyledi: “Pollock bizi, gündelik hayatımızın alanı ve nesneleriyle meşgul olmamız ve hatta göz kamaştırmamız gereken noktada bıraktı. Bu eserler eminim ki 1960’ların simyası olacak.” Minimalist heykeltıraş Donal Judd da şunları söyledi: “Pollock’un neredeyse tüm iyi işlerinde ortak olan bu büyük ölçekli bütünlüğü ve sadeliği yarattığı açıktır.” Pollock’un önemli mirası hala süregelen başarısı ve tablolarının değeriyle kanıtlanmıştır. Nitekim 2006 yılında No. 5 eseri 140 milyon dolarlık rekor bir fiyata özel olarak satıldı ve bu, onu dünyanın en pahalı tablosu haline getirdi.

Kaynak: Singulart

Çeviren: Yaren Kardelen Budun

Düzenleyen: Elif Rana Yılmazlar