Niçin başka bir Einstein daha olmayacak?

Niçin başka bir Einstein daha olmayacak?

Hiçbir modern bilim insanı Einstein’ın bilimsel olduğu kadar ahlaki mertebesine yaklaşamaz.

Why There Will Never Be Another Einstein

On yıl kadar önce Steven Teknoloji Enstitüsü’nün ilave ofisi olan fizik bölümü koridorunda Albert Einstein’ın kendine has dağınık saçlı yüzü, 2005 Dünya Fizik Yılı posterinde ışık saçıyordu. Poster, İsviçre’nin Bern kentindeki genç bir patent memurunun görelilik, kuantum mekaniği ve termodinamik hakkındaki dört makalesiyle fizik biliminde devrim yaptığı “Mucize Yıl’ın”, 100. yılını duyuruyordu. Poster, adeta “2005’in başka bir Mucize Yıl olmasına yardım edin!” diye haykırıyordu.

2005 yılı, görünürde herhangi bir mucize belirtisi olmadan sona ererken, poster giderek daha dokunaklı bir hale bürünmüştü. Kapısını açık bırakmak gibi bir hata yapan bir fizik profesörünün ofisinin önünden geçerken durdum ve “Fizik Yılı” posterine imada bulunarak; “Yeni bir Einstein daha olacak mı?” diye sordum. Fizikçi yüzünü buruşturdu ve “Bu sorunun ne anlama geldiğinden emin değilim.” dedi.

Bunu açıklamama izin verin. Einstein tüm zamanların en büyük ve en hayranlık duyulan fizikçisidir. Einstein’ı sadece bilimsel bir deha olarak değil, aynı zamanda mistik bir bilge olarak addediyoruz. Einstein’ın arkadaşı ve biyografi yazarı Abraham Pais, onu “20. yüzyılın kutsal insanı” olarak tanımlamıştır. New York Times gazetesinde fizik üzerine köşe yazarlığı yapan Dennis Overbye için Einstein, “insanlığın bilinmeyen karşısındaki bir sembolü” idi. Sorumu tekrarlamam gerekirse; bilim dünyası böylesine büyük bir hürmeti kendisinde toplayan yeni bir kişi ortaya çıkarabilecek mi?

Bundan şüpheliyim. Sorun, günümüz fizikçilerinin Einstein’ın entelektüel hacmiyle boy ölçüşememeleri değildir. James Gleick 1992 yılında, fizikçi Richard Feynman’ın biyografi kitabı olan Genius’ta, fizik dünyasının niçin Einstein gibi başka büyük isimler çıkaramadığını ele alıyor. Gleick’in öne sürdüğü paradoksal cevap ise artık herhangi bir birey için yanında yer alması gittikçe zorlaşan çok fazla yaşayan muhteşem fizikçilerin olmasıdır. Başka bir deyişle anıtsal bir figür olan Einstein hakkındaki bakış açımız görecelidir.

Gleick’in açıklaması mantıklıdır. Bu arada fizikçi Edward Witten, Newton’dan beri matematiksel bakımdan en yetenekli fizikçi olarak kabul edilir. Fakat buna bir gerekçe de ben ilave edebilirim; Einstein, modern fizikçilere göre daha büyük olarak görünüyor, çünkü Sunset Bulvarından Norma Desmond’un sözünden alıntı yapmak gerekirse; “Fizik, gittikçe daralıyor.”

Geçen yüzyılın ilk yarısı için fizik bilimi, sadece Picasso, Joyce ve Freud gibi yaratıcı vizyonerlerin radikal çalışmaları ile yankılanan doğa için derin kavramlar üretmekle kalmamış, aynı zamanda atom bombası, nükleer güç, radarlar, lazerler, transistörler, bilgisayar ve iletişim endüstrisini mümkün kılan diğer tüm küçük aletler gibi tarihsel bakımdan sarsıcı teknolojilerini ortaya çıkarmıştır. Yani fizik, önemlidir.

Geçen birkaç on yıl boyunca, birçok fizikçi, Einstein’ın hayatının son yıllarında takıntılı olduğu bir hedefi gerçekleştirebilmek konusunda çıkmaza girmişti; matematiksel ve kavramsal olarak bağdaşmayan kuantum fiziği ile genel göreceliliğin bir birleşimi olan teori. “Her şeyin teorisi’ni” arayanlar, gerçekliğimizle çok az veya hiç deneysel bağlantısı olmayan daha yüksek boyutların fantezi alemlerinde dolaştılar.

Son birkaç on yılda biyoloji, en entelektüel, pratik ve ekonomik nüfuza sahip bilimsel faaliyet olarak fiziğin yerini aldı. Tüm modern biyologlar arasında, başlangıçta bir fizikçi olarak eğitim almış olan Francis Crick, bilimsel başarı açısından muhtemelen Einstein’a en yakın olan kişiydi. Crick, James Watson ile 1953’te DNA’nın ikiz sarmal yapısını çözmüştü. Çiftli helis tüm yaşamın planı olarak hizmet eden genetik koda nasıl aracılık ettiğini gösterme çalışmalarına başlamıştı.

Tıpkı Einstein’ın fizikte her şeyin bir teorisini bulmasının nafile olması gibi, Crick de hayatının son dönemlerinde bilim dünyasının çözülemeyen en zor problemi olan bilincin gizemini çözmekle uğraşmıştı. Yapay zeka uzmanı Rodney Brooks’un yazdığı gibi “Problemi çözmek için birkaç Einstein’a daha ihtiyaç var.”

Fakat ne Crick ne de herhangi bir modern biyolog, Einstein’ın bilimsel şöhretine ulaşabildi. Einstein, şöhretinin getirdiği avantajları kullanarak derslerin, deneme yazılarının, röportajların ve dünya liderlerine yazılan mektupların aracılığıyla nükleer silahlar, nükleer güç, militarizm ve diğer önemli konular hakkında konuşmalar düzenledi. O konuştuğu zaman herkes dinliyordu.

İsrail’in ilk cumhurbaşkanı, kimyager Claim Weitzmann’ın 1952’deki ölümünün ardından, İsrail hükümeti Einstein’a ülkenin cumhurbaşkanı olması için teklifte bulunmuştu. Einstein, bu teklifi nazik bir şekilde reddederek belki de onun pasifist ve uluslararası hükümet görüşlerini göz önünde bulunduran İsrail hükümetini rahatlatmıştı. Einstein’ın cevabını beklerken, Başbakan David Ben Gurion yardımcısına “Eğer kabul ederse ne yapacağız?” diye sormuştu.

Bu bakımdan, herhangi modern bir bilim insanının, fizikçinin ya da biyoloğun böylesine bir muamele görmesi hayal edilmesi zor bir durumdur. Bunun bir sebebi, bilimin bir bütün olarak ahlaki pırıltısını kaybetmesi olabilir. Toplumlar, ister nükleer enerji ister genetik mühendisliği olsun, bilimsel ilerlemelerin olumsuz yönlerine karşı her zamankinden daha temkinli yaklaşmaktadır. Dahası, modern bilim giderek daha fazla kurumsallaşırken, hakikatin ve kamu yararının üzerinde kendi fikirlerini dikte etmeye başlıyor.

Einstein kendi zamanında bile diğerlerinden ayrılmasını sağlayan bir ahlaki nitelik ortaya koyuyordu. Nükleer fiziğin ölüm meleği Robert Oppenheimer’a göre Einstein, etrafına “çocuksu ve son derece inatçı harikulade bir saflık” yayıyordu.

Okulumda tanıştığım hevesli bilim insanları ve mühendisler bana bilimin parlak bir geleceğinin olduğu umudunu aşıladılar. Fakat yeni bir Einstein göreceğimizden şüpheliyim, çünkü o, zaman ve karakter birleşiminin eşsiz bir örneğiydi.

Einstein, kendi ünü için yaşadığını düşünmüyordu. Bir keresinde, “Ben, Einstein değilim.” demişti. Alçak gönüllüğü, onun tüm nitelikleri arasında en üstün olanıydı.

Scientific American’ın Eylül sayısında, fizikçi Brian Greene ayrıca şu soruyu sormuş “Başka bir Einstein daha olabilir mi?” ve şöyle cevap vermişti: “Eğer bilimin hızlı bir şekilde ilerlemesini sağlayan bir üstün dâhiden söz ediliyorsa, bu sorunun cevabı evettir. Einstein’ın ölümünden beri geçen yarım yüzyıl süresince böylesine bilim insanları mevcuttu. Lakin, insanların spor ya da eğlence dünyasındaki başarılarından dolayı değil de insan aklının neler başarabileceğinin heyecan verici bir örneği olarak bakacağı üstün bir dâhi kastediliyorsa, bu soru bir medeniyet olarak bizlere daha kıymetli görünecektir.” Greene’in çıkarımını göz önünde tutmak gerekirse; bilim dünyası yeni bir Einstein ortaya çıkaramıyorsa bu, bilim insanı olmayanların suçudur.

Yazar: John Horgan

Kaynak: Scientific America

Çeviren: Yavuz Kestane

Düzenleyen: Büşra Ekiz

Leave a comment