Kelly Loudenberg’in yeni Netflix belgeseli “The Confession Tapes’’ Amerikan ceza adalet sisteminin, adli tıbbın ve hafızanın noksanlarına doğru ufuk açıcı bir bakış açısı sunuyor.

“Nihai söz şu ki, polislerin sorgulama tarzlarını değiştirmeli ve hızlandırmalıyız.”

Düzmece itiraf ve hatıraları inceleyen ve bu konu hakkında kitap yazmış bir bilim insanı olarak, kavramları açığa kavuşturmak için sizlere kamera arkasındaki bilimin bir parçası hakkında, bilhassa Karen Boes’in vakasından yararlanarak, hızlandırılmış yoğun bir ders vermek istiyorum.

Vaka, polisin bir evde yangın olduğu ihbarına karşılık vermesi ve evin içinde kızın yanmış cesedini bulmasıyla birlikte başlıyor. Kızın annesi, Karen Boes, ceset bulunduktan hemen sonra sorgulama için karakola götürülüyor.

Polis merkezine varıldıktan sonra, Boes yangın başladığında evde olduğunu inkar edip durmuş ve ısrar edildiğinde ise “Yangını ben başlatmadım.” diye doğrudan söyleyerek alevlerin içinde olmadığını tekrar tekrar ve açık bir şekilde belirtmişti.

Sorun 1: Masumiyet şeffaf değildir.

Daha sonra polis, Boes’in yalan makinesine ve testlere girmesini ister; ki o da bunu sorgulamadan, hevesli bir şekilde yapar. “The Confession Tapes’’ belgeselinde bunu şu sebepten dolayı yaptığını belirtir: “Öyle ya da böyle, aklımda şüpheye yer kalmamıştı. Saklayacak hiçbir şeyim yoktu.”

Belli bir noktaya kadar Boes’in yaptığı şey, bu durumdaki çoğu insanın yapacağı bir şeydi. Sessiz kalma hakkından vazgeçmek, istendiğinde yalan makinesine girmek ve celp ettirilebilir bir avukattan önce polisle konuşmak olağandışı değildir. Bu durum özellikle masum olan şüpheliler için geçerlidir. Ancak araştırmacılar defalarca, masumiyetin asıl masumları riske atabileceğini göstermiştir.

Bir örnek verecek olursak, Kassin ve Norwick, katılımcılarının sessiz kalma hakkından vazgeçmeye daha çok istekli olduklarını fark ettikleri bir yapay suç mahali yürütmüştü ve bu durum özellikle masum olanlar içindi. Bunun sebebi masum insanların su yüzüne çıkartılacak, mahkum edici delilin olmamasına, konuşarak hiçbir şeyin kaybedilmeyeceğine inanmasıdır. “Şaşırtıcı bir şekilde, tamamen masum olan katılımcılar feragat belgesi imzalamaya gerçekten suçlu olanlardan daha çok meyillidir. Masumiyetin gücünün onları serbest bırakacağına safça inanırlar.’’

Sorun şu ki masumiyet şeffaf değildir ve eğer böyle olması gerektiğini varsayıyorsak, bu saf olduğumuz anlamına geliyor demektir. İnsanlar, başka insanların sakladıkları bir şeylerinin olup olmadığını sezgileriyle anlamakta bir hayli kötüdürler. Fakat bir sorgu yargıcı “Ben masumum!” itirazını duymaya devam ettiği anlarda eğer şüphelinin suçlu olduğuna ikna olursa, sinirlenir.

Müfettişler, gerçekten suçlu olan şüphelilere daha fazla baskı uygulayabilirler. Farklı bir çalışmada Kassin, Goldstein ve Savitsky, bir sorgulayıcının şüpheliye suçlu olduğuna dair ihtimal verdiğinde, masum olmalarına rağmen, görüşmede daha fazla baskı uyguladığını keşfetmişti. Bu da bir masumun savunmacı davranarak gerçekten suçlu insanlardan daha fazla suçlu durumuna düşmelerine neden olur.

Araştırmacılar bu bulguların ayrıca “masum şüphelilerin zorlayıcı sorgular altına girmesinin çeşitli ön yargılı bilgiler verme riskini arttırması” anlamına geldiğini ileri sürüyorlar. Bu nedenden dolayı, sorgulayıcı sadece ilk inançlarını tasdik eden bilgilere odaklanırken, suçsuzluğu ispat eden aklayıcı kanıtları göz ardı ederek dar bir bakış açısına düşer. Böyle bir durumda polis masum bir insanın yalvarışlarını görmezden gelebilir ve ilk kuşkularını destekleyen herhangi bir bilgiye sarılabilirler.

1.Ders: Sessiz kalma hakkınızı kullanın ve bir avukat buluncaya kadar polisle konuşmayın.

Sorun 2: Kötü Adli Delil

Boes’in vakasında, yangınla olan alakası hakkında yalan söylediğini belli etmesiyle birlikte, poligraf(yalan makinesi) testinde başarısız oldu. Poligraf bilim insanları tarafından yalanları tespit etmekte sağlam bir yol olarak görülmemesine rağmen, görüşmeci Boes’in suçlu olduğunu kafasına koymuş ve bu inanç sarsılamaz görünmüştü. Görüşmecinin sorgu sırasında belirttiği gibi, “Makine gerçekten yalan söylemez.” Eğer makine yalan söylemiyorsa, mantıken, o yalan söylüyordur. Sorun şu ki, makine yalan söylüyor.

Yine de Boes, poligrafın sonuçlarını kabul etmeye yanaştı ve kendi masumiyetini (bizi tahmin etmeye yönlendiriyor) sorgulamaya başladı.

Karen Boes: “Hatırlamıyorum. Bilmiyorum.”

Karen Boes: “Görünüşe göre bunu yaptım.”

Görüşmeci: “Bunu sana söyleten ne?’’ Karen Boes: “Test.”

Adli bir durumda kendi hafızamıza güvenmeyi bıraktığımız zaman, anılarımızı bozulmaya ve öneriye açarız. Araştırma görevlisi Gudhonsson bunu tanımlamak için “güvenilmez hafıza sendromu’’ terimini türetti, ki bunu da “insanların hafızalarına derin güvensizlik geliştirmesi, dışsal işaretlere ve başkalarının görüşlerine şüpheyle yaklaşma durumu” olarak açıklar. Bu ayrıca “The Memory Illusion” adlı kitabımın ana fikridir. Yani bu durumda başka alternatif açıklamalar kabul etmeye başlıyoruz. Hatta masum olmamıza rağmen bir suç işlediğimize, geçici olarak ya da uzun süreliğine, inanmaya başlıyoruz.

2.Ders: Kusursuz yalan tespit makinesi diye bir şey yoktur.

Sorun 3: Önemli ve İmalı Sorgulama

Poligraf çıktılı delilin kabul edilmesinin yanı sıra, Boes yanlış hafızanın yaratılmasına olanak sağladığı bilinen önemli ve imalı görüşme teknikleriyle bombardımana tutuldu.

İlk olarak, Boes’e işlediği suçu düpedüz kabul etmediği ve hafızasının zihninden saklandığı söylendi. Kızının ölümüyle ilgili herhangi bir ilişkiyi inkar ettiğinde görüşmeci şöyle cevap verdi: “Tamam. Öyle ya da böyle şu anda inanmak istemiyorsun. Kötü tarafımızın yaptığı ve iyi tarafımızın asla kabul etmediği bazı şeyler vardır.” Bunun hatalı hafızamız için kaliteli bir bulgu olan psikolojik baskının çekişmeli düşüncesinden bir farkı yoktur.

İkinci olarak, sorgu saatleri boyunca çeşitli sebeplerle onun orada olması gerektiği önerildi: “Oradaydın” ve o daha çok şey bilmeliydi, “Yangın hakkında daha fazlasını bildiğini biliyorum. Orada olduğunu biliyorum. Sadece düşünmeni istiyorum. “Bu tür yanlış bilgilendirmeler ve öneriler hayali bir olaya dayandırılacak, kuşkulu bireysel bir şey verebilir. Merak etmeye başlayabiliriz, eğer orada olmalıysam, ne yapmış olmalıydım? Bu süreçte edinilen detaylar yanlış beyanlar tahmin etmekten öteye geçip zamanla sağlamlaştırılabilir.

Hatta bizi yanlış hatıralar ve itiraflara daha eğilimli yapan (a,b) iki diğer etken, birisinin şüpheli varsayıldığı (a) uzun ve ısrarcı bir sorgulama ve (b) yüksek duygusal yoğunluktur ki her ikisi de bu vakada gözükür.

3.Ders: Bir sorgulamaya gitmeden önce olaya dair hatıralarınızı yazın, böylece sonradan hatıralarınızın değişip değişmediğini görebilirsiniz.

Bu tesirli karışım Boes için sonun başlangıcıydı. Bir uzman tarafından kabul edilen problemli kundakçılık kanıtıyla birleştiğinde, zorlukla dolu bir adli tıp, daha sonra onu mahkûm etmek için kullanılan suçlayıcı kanıt sunmaya devam ediyor. Bir resim genç kızıyla ilgilenmenin yorgunluğunun trajik hikayesiyle boyanıyor.

Peki, bu doğru mu? Boes’in bunu yapmadığını nasıl bilebiliriz? Şüphesiz, sorgu kasetleri pek çok problemli polis sorgu tekniklerinin kullanımına dikkat çeker, ki bu durumda oluşan itiraf güvenilirliğinin doğruluğunu güçlü bir şekilde sorgulamalıyız.

Bu gibi vakalar bize polisin hafızanın kırılganlığı hakkında daha çok şey bilmeye ihtiyacı olduğunu ve kötü adli delilin rol oynayabileceği dev etkiyi öğretiyor. Ayrıca daha dikkatli olmamız ve belki de polis sorgulama teknikleriyle daha az uyumlu olmamız gerektiğini öğretiyor.

“The Confession Tapes’’ belgeselinde burada tartıştığım sorunların çoğunu içeren üç vaka bulunmaktadır. Her birini özetleyerek birleştirdim:

Vaka 1: Karen Boes

Yargı: Karen Boes birinci dereceden katil olarak suçlandı, iddia edildiğine göre kızını evde uykudayken yakarak öldürdüğü için.

Kötü bilim: Suçu saptamak için poligrafın yanlış kullanılması. Sorgulanabilen, analizlerdeki çatlaklar. Önemli ve imalı sorgu tekniklerinin kullanılması itiraflara sebep olur:

Karen Boes: “Görünüşe göre bunu yaptım.”

Görüşmeci: “Bunu sana söyleten ne?”

Karen Boes: “ Poligraf Testi.”

Vaka 2: Buddy Woodall

Yargı: Buddy Woodall cinayetten hüküm giydi, amcasının ve aile dostunun vurulmasına karıştığı için.

Kötü bilim: Suçu saptamak için bilimsel olmayan bilgisayar ses stres testi. Önemli ve imalı sorgu tekniklerinin kullanılması itiraflara sebep olur:

Buddy Woodall: “Beyninde benim katil olduğumu kurdun.”

Buddy Woodall: “Söylemediğim şeyleri söylemeye çalışıyorsun.”

Vaka 3: Wes Myers

Yargı: Wes Myers birinci dereceden katil ve kundakçı olarak suçlu bulundu, iddia edildiğine göre çalıştığı barda kız arkadaşını boğarak öldürdüğü ve daha sonra odayı ateşe verdiği için.

Kötü bilim: Uydurma delil, saç örneğinin DNA’sını eşleştirdi. Önemli ve imalı sorgu tekniklerinin kullanılması itiraflara sebep olur:

Wes Myers: “Kendimi sorguluyordum.”

Wes Myers: “Bilincimi kaybettiğimi söylediler.”

 

Yazar: Julia Shaw

Çevirmen: Berfin Yanal

Kaynak: Scientific American