Covid-19 sebebiyle girdiğimiz karantina sırasında hem sosyal izolasyon hem de kendimiz, ailemiz ve arkadaşlarımız için duyduğumuz korku psikolojik sağlığımızı etkiledi. Ancak sanat galerisi, tiyatro veya canlı müzik mekanlarını ziyaret edememek de var olan durumu kötüleştirmiş olabilir. Sheffield Üniversitesi’nden Peter Todderdell ve Essex Üniversitesi’nden Giulia Poerio tarafından yapılan yeni araştırmaya göre, bu tür etkinlikler bir bakıma insan refahına spor etkinliği izlemekten daha çok katkı sağlıyor. İkilinin Emotion dergisinde yayımlanan yeni çalışmasında sanatta aktif rol almaktan ziyade sanatsal hayal gücü ile bağlantı kurmanın insan sağlığı üzerinde yarattığı etki uzunca incelendi.

    İkili, sanatla uğraşmanın bizi çeşitli şekillerde etkileyebileceği sonucuna vardı. Örneğin, hayranlık duyma veya ilham alma gibi insan ruhunu yücelten duygular hissedebiliriz. Bu “ödomanik” (Aristoteles’e göre kişisel mutluluk) durumlar hayatımızın bir anlamı olduğu hissine veya kişisel gelişim algımıza katkıda bulunabilir.Sanatla uğraşmak alternatif olarak (veya aynı zamanda) daha basit bir zevk duygusu da (hazsal/duygusal türden bir refah) yaratabilir. Sanat bir ihtimal hayatımızı daha olumlu görmemizi sağlıyor ve hayatımıza karşı duyduğumuz memnuniyete katkıda bulunuyor.

   Todderdell ve Poerio çeşitli sanat türlerinin ve sanatla uğraşma sıklığının bu duyguları ne ölçüde tetikleyebileceğini ve insan refahını hangi yönlerden etkileyebileceğini araştırdılar. Tiyatroya veya canlı konsere gitmekten müzik dinlemeye ve bir televizyon dizisi izlemeye kadar her şeyi içeren “sanatı” oldukça geniş bir şekilde sınıflandırdılar.

   Yapılan üç çalışmanın ilkinde ikili, çoğunlukla kadın veya öğrenciden oluşan 544 katılımcıdan oraya gitmeden önceki günü sanatla uğraşarak geçirmelerini ve bu durumun refahlarına (örneğin duygusal refahlarına, hayattaki anlam arayışlarına ve hayatlarına duydukları memnuniyete) ne ölçüde etki ettiğini ölçen bir anketi doldurmalarını istedi. Kıyaslama yapmak için katılımcılara o gün herhangi bir spor aktivitesini izleyip izlemedikleri, dinleyip dinlemedikleri veya bir spor aktivitesine katılıp katılmadıkları soruldu. 

   Araştırmacılar, sanat için harcanan toplam zamandan ziyade çeşitli sanat dallarıyla uğraşmanın memnuniyet duygusuyla ve hayattaki anlam arayışıyla bağlantılı olduğunu buldu. Bununla birlikte canlı sanatlar ve çizimleri, tabloları ve fotoğrafları içeren görsel sanatlar yüksek düzeyde insan ruhunu yücelten duyguyla ve her alanda refahla ilişkilendirilirken bu bağlantı spor izleyicilerinde belirgin değildi.

   Daha da derinlemesine incelemek için ekip, 50 kişiden oluşan katılımcılardan on gün boyunca (iki hafta sonunu kapsayan) günde iki kere sanatla uğraşarak ve spor etkinlikleri izleyerek geçen zamanda refahları hakkında bilgi vermeleri istenen ikinci bir çalışma yürüttü. Sonuçlar, spor etkinlikleri izlemenin aksine sanatla uğraşmanın refah seviyesiyle olumlu bir bağlantısının olduğunu gösterdi. Önceden olduğu gibi, sanatla uğraştıklarında “insanın ruhunu yücelten duygular” önemli kabul edildi çünkü bu duyguların daha yüksek seviyedeki seyri refahın tüm alanlarıyla olumlu yönden ilişkiliydi. Canlı sanatlar da insanların güçlü duygular hissetmesini ve görsel ve edebi sanatlarda olduğu gibi refah ile olumlu ilişkiler kurmasını sağladı. Ancak müzik dinlemenin, film veya diğer ekran tabanlı programları izlemenin refahla bir bağlantısı bulunamadı.

    Üçüncü çalışma için araştırmacılar, Birleşik Krallık’taki mevcut uzun soluklu bir çalışmada var olan yaklaşık 28.000 kişi hakkındaki verilere yöneldi. Bu kez, karnavaldan sanat sergisine kadar çeşitli sanat etkinliklerine katılım raporlarından oluşan “sanata bağlılık” ve dans, fotoğrafçılık vs. gibi etkinlikleri içeren “sanat katılımı” düzeylerine ve ayrıca bir yıllık süreçte katılım sağladıkları spor aktivitelerine baktılar. Sonrasında sonuçları genel refah endeksindeki puanlarla karşılaştırdılar.

   Analiz, canlı sanat etkinliklerinde daha sık bulunan katılımcıların, ilk zaman dilimindeki refah seviyeleri fark etmeksizin üç yıl sonra daha iyi hissettiklerini gösterdi. Bununla birlikte ilk baştaki yüksek refah seviyeleri sanatla olan etkileşimlerine de bağlıydı. Öyleyse belli bir refah seviyesinin bizi sanatla uğraşmaya iteceği ve sanatla uğraşmanın refah seviyesini gittikçe arttıracağı görülüyor.

İlginçtir ki bu bağlantılar sanata katılmaktan çok sanatta devamlılıkla güçleniyor.

Tiyatroya ya da bir müzik konserine gittiğimizde bunu genellikle arkadaşlarımızla ya da ailemizle yaptığımızı belirtmek gerekir. Bu sosyal etkileşim, bu iki sanat türünün neden tüm yönleriyle en tutarlı olumlu ilişkilere sahip olduğunu açıklamak için önemli olabilir. Lakin, bir spor etkinliğini izlemek de genel anlamda sosyal bir olay olmasına karşın daha önceki araştırmalar bunun refah üzerinde aynı etkiye sahip olmadığını ortaya koymuştur.

  Genel manada bu çalışma, sanatla ilgilenmenin refah üzerinde önemli bir etkiye ve aktif katılımda ise daha da güçlü bir etkiye sahip olduğunu ortaya çıkarıyor. Fakat, elbette bu çalışma ile ilgili en büyük uyarı, çalışmanın bağıntılı olmasıdır. Veriler, dışa dönüklük ve açıklığın kişilik özellikleri gibi diğer bazı faktörlerin hem sanata daha fazla katılımı hem de daha fazla refahı tetiklediği gerçeğini hükümsüz kılamaz. Sanatın refahımızdaki rolünü ve ondan mahrum kalmamız durumunda üzerimizde oluşturacak etkilerini daha da derin ve detaylı araştırabilmek için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.

Yazar: Emma Young

Kaynak: The British Psychology Society

Çeviren: Ezgi Kırmızı

Düzenleyenler: H. Gökada Yılmaz, Zeynep Sena Sökmen