Bir senarist neden kurgucu gibi düşünmelidir?

Bir senarist neden kurgucu gibi düşünmelidir?

İlk Kan‘ın orijinal kurgusu, stüdyoda ilk kez gösterildiğinde, berbat olduğu düşünülmüştü. Yıldız Savaşları‘nın ilk kurgudan sonraki hali, George Lucas’ın müsavilerine ve ardından Fox’taki yapımcılara gösterildiğinde, pek çoğu bunu başarısız bulmuştu.

Bıçak Sırtı (Blade Runner), Üçüncü Türden Yakınlaşmalar, Süpermen II ve nice diğerleri gibi klasiklerin, farklı yönetmen kurgularına göre değişen birden çok versiyonu var. Bıçak Sırtı‘nın film stüdyosu tarafından tercih edilen kurgusu, yönetmen Ridley Scott’ı film boyunca dış ses kullanmaya mecbur bırakmıştı. Seneler sonra Scott, dış sesin olmadığıyönetmen kurgusunu yayımladığında, filmin bütün atmosferi -tartışmaya açık olsa da iyi anlamda- değişmişti.

The Warner Bros/DC filmi Suicide Squad‘ın yedi ya da daha fazla “son” kurgudan geçtiği söyleniyor. Yönetmen David Ayer’in tercihi daha karanlık bir atmosferden yana olsa da film stüdyosu, daha eğlenceli ve aydınlık bir atmosfer istediğine karar vermişti. İki taraf da fazlaca çaba göstermiş ve sonunda piyasaya sürülecek versiyon üzerinde bir görüş birliğine varmıştı. Film, açılış haftasında iyi gişe yapmış; ancak ikinci haftasında yüzde 63’lük düşüş yaşamış ve çok kötü yorumlar almıştı.

Mükemmel yapılmış kurgu nasıl ki nice filmi kurtarmışsa, kötü kurgu da nice filmi mahvetmiştir.

Kurgucunun yaptığı seçimler son derece önemli olup, sadece hangi sahnelerin filmin dışında bırakılacağı seçiminden ziyade aşağıda sıralanan basit fakat etkili seçimlerdir bunlar:

  • Sahneye ne zaman girildiği ve sahneden ne zaman çıkıldığı
  • Ne kadar diyalog kullanıldığı
  • Hangi duygunun ifade edildiği 
  • Hangi bakış açılarının kullanıldığı
  • Sahneden sahneye nasıl geçiş yapıldığı ve bu geçişlerin seyirciye ne anlattığı

Bitmiş filmden sahneler kesmenin zıddını yapıyor yani film metni yazıyor olmanız, senarist olarak seyirciye sinematik bir deneyim sunmadığınız anlamına gelmez. Tıpkı bir kurgucunun kurgu yaptığı gibi yazarak bunu siz de başarabilirsiniz.

Mesele açılar ve kamera yönü değil

Bu, yönetmenin işi. Hatta kurgucu da hangi açıların ve kamera yönünün kullanılacağına karar vermez. Onlar, üzerlerine yüklenen görevleri yerine getirmek zorundadır ki bu da onları senaristlerden ayıran nokta; çünkü senaristler, imgeleri kendi hayal dünyalarından çekip çıkarırlar; ama bunları yönetmene sadece kaba hatlarıyla aktarabilirler. Ancak söz konusu hikâye için en duygu yüklü atmosfere zemin hazırlayan seçimler yapmak olduğunda, kurguculuğun, senaristlikten farkı yoktur.

Yalnızca hikâyeyi anlatmak yeterli değil

Hollywood’a ulaşan senaryolarla ilgili belki de en yaygın sorun, bunların okuması sıkıcı metinler olmalarıdır. Bunlar, ilgi çekici konseptleri sayesinde dikkate alınsın diye Hollywood’un eline geçer; ancak içlerinde gelecek vadeden karakterleri, hikayeleri, konseptleri olanlar bile iyi satılamadığında dikkate alınmayabilir. 

Hollywood’da çalışan herkes bilir ki buradaki film şirketlerine ulaşan senaryoların yüzde 95’i ya felakettir ya da henüz hazır değildir. Yüzde 3’ü ortalamanın üstünde, yüzde1’i iyidir. Ve en tepedeki yüzde 1’lik kısım ise ticaret amaçlı kullanılan, bazen de sinemada gördüğümüz senaryolardan oluşur.

Birçok acemi senarist için ortalama üstü veya iyiye karşılık gelen yüzde 4’lük kısma girmekten memnuniyet duyacağı bir şey olsa gerek. Rakiplerinin yüzde 95’ini “geçmek” bir başarıdır, değil mi? Hayır.

Bu sektörde ortalama üstü, iyi değil ve iyi de yeterince iyi değil.

Senaryoyu, kurgucunun kurgu yaptığı şekilde yazmak, burada pek çok senarist için fark yaratabilir. Bir nevi daha zayıf hikayeler ve konseptler bile kendini satabilecek düzgün bir sinematik okuma sergileyerek Hollywood’un kapılarında girebilir. 

Aslında üzerine düşündüğünüzde oldukça basit. Sinemasever bir kitle için film yapmaya çalışan insanlar, sinematik bir atmosferi çok iyi tutturan senaryoları talep ediyorlar.

Yani yalnızca hikâyeyi anlatmak yeterli değil.

Senaristler, nasıl kurgucuların kurgu yaptığı şekilde senaryo yazabilir

Kısa cevap: zihninde canlandırıp yazarak

Acemi senaristler, genellikle olay örgüsünü sinematik bir üslupla aktarmaya, olay örgüsünün kendisi kadar özen göstermiyorlar. Sahneleri ana hatlarıyla belirliyor, olay örgüsündeki olayları oraya buraya yerleştiriyorlar ve sonra yazmaya başladıklarında, olay örgüsünü ileri taşıyacak sahneler yaratıyorlar ki genelde burada kullandıkları diyaloglar da göstermekten çok söylemeye odaklanıyor.

Şu anda Hollywood ajansları, yönetim şirketleri ve kalkınma ofisleri etrafında dolanan senaryoların yüzde 98’i böyle.

Yüzde 1’lik kısım, mükemmel bir konsept, hikâye, karakterler ve sinematik okumayı bir araya getiriyor. 

İşte senaristlerin de kurgucuların kurgu yaptığı şekilde yazması için yedi yöntem:

1. Yazmaya başlamadan önce senaryonun yüzde 75’inden fazlasını zihninizde canlandırın

Bir sahneyi yazıya dökmek için önce onu zihninizde canlandırmanız gereklidir. Kurgucunun, yönetmen ve yapım ekibi sayesinde, üzerinde çalışabileceği kamera görüntüleri vardır; ama senarist olarak siz, o “kamera görüntülerini” yazıya geçirmeye başlamadan önce kendi zihninizde canlandırmalısınız, böylece ilerde kurgu seçimlerini daha rahat yaparsınız.

Senaryo yazmanın, zihinde canlandırmadan ibaret olduğunu bilin. Bedenen yazıyor olmanıza gerek yok. Kendinize bir ay veya daha fazla süre verin; uzun yürüyüşlere çıkın, kırlarda dolaşın, bisikletle veya arabayla gezintilere çıkın. Bu esnada kulaklığınızla sinematik müzik dinleyin. Kafanızdaki konsept, karakterler, hikayeler ve ters köşelerle filmi zihninizde canlandırın.

Bunu yaparken giriş jeneriğinden başlayabileceğiniz gibi yazmaya başlamadan önce zihninizde canlandırmak istediğiniz ana sahnelerden de başlayabilirsiniz.

2. Giriş bölümünde okura görsel bir şölen yaşatın

Filmin giriş sahnesini ve ardından bu sahneyi takip eden dramatik, korkunç, gerilimli ve eğlenceli anları canlandırın zihninizde. Henüz kişilik özelliklerini gösterirken karakterleri nasıl hızlı bir şekilde tanıtabileceğinizi düşünün.

Ama en önemlisi, okura görsel anlamda bir şeyler sunun.

Pek çok senarist şurada hata yapıyor: Giriş bölümünde, diyalog ve anlatımdaki birkaç noktayla okurun ilgisini çekebileceklerini düşünüyorlar. İnsanlar, görsel atıflara daha çok ilgi gösterir, bu yüzden zekice, merak uyandıran ve şoke edici bir diyalog veya bir olaydansa okurun zihninde canlanan ilgi çekici bir görsel anlatım en iyisidir.

Okurun ilgisini çekmeyi, onda içgüdüsel bir tepki yaratacak bir tasvirle başarabilirsiniz. Akılda kalacak bir örnek: 

Yakın zamanda ölen Wes Craven, Çığlık’ın açılışını, yalnız başına olmanın veya biri tarafından takip edilmenin korkusu etrafında şekillenen, seyircinin içgüdülerine seslenen sahne ile yapmıştı.

Bu sinematik bir sahne çünkü film, kadının karakter kurgusuyla başlamıyor. Karakterin ebeveynleriyle ve erkek arkadaşıyla tanışmıyoruz ilk başta. Direkt olarak anın orta yerine dalıyoruz. 

Seyirciyi birden konseptin içine daldırmanın ustası John Carpenter, meşhur bilim-kurgu korku filmi Şey‘in (The Thing) açılışını şu sahneyle yapmıştı…

İlk önce karakterlerle tanışmıyoruz. Yeterince iyi olmayan bir senaryoda olacağı gibi her bir karakterin kurgusuyla ve grup dinamikleriyle de başlamıyor film. İlk olarak dünyanın atmosferinden düşen bir uzay gemisi görüyoruz. Hemen ardından bir kurdu kovalayıp içinden ona ateş edilen bir helikopterle hareket halindeyiz. Kurdun sığınma amaçlı bir tesise girdiğini, bu esnada helikopterden ateş açan karakterin, filmin ana karakterlerine yabancı bir dilde bağırırken sahneden çıktığını ve kurda ateş açtığını görüyoruz. Nihayetinde, bu karakter esas karakterlerden biri tarafından öldürülüyor.

Bu açılış sahnesi, neredeyse tamamen görsel unsurlardan meydana geliyor ve şimdi de dünyanın atmosferine giren bir uzay gemisinin, takip eden olaylarla nasıl bir bağlantısı olduğuna dair seyirciler olarak bizi merakta bırakıyor.

Paul Thomas Anderson’ın Kan Dökülecek‘i, bizi ana karakterin yaşamına dahil ederken yalnızca görsel unsurlara odaklanmıştı.

Sahneden sahneye geçerken ana karakterin çeşitli badireler atlatışını, maden kazışını, düşüp bacağını incitişini ve sonunda nihayet şansının dönüşünü izliyoruz. Mükemmel kurgulanmış, içgüdülere hitap eden bir dizilim bu; seyirciler olarak karakterin kim olduğunu merak ediyor, ne kadar kararlı olduğunu görüyor ve kimsenin, onu başarıya giden yoldan alıkoyamayacağını öğreniyoruz.

Senaristler olarak siz de bu açılış sahnelerinin kurgulandığı şekilde yazabilirsiniz ve yazmalısınız da.

3. Uzun sahneleri bölmek için diğer sahnelerle ara çekim yapın

Eğer senaryoda bulunması gereken nispeten uzun bir sahneniz varsa, bir kurgucu gibi düşünün ve o sahneyi kesip diğer sahnelerle ara çekim yapmanın -mekândan mekâna, şu karakterden bu karaktere atlamak gibi- bir yolunu bulun.

Bir sahneden diğerine geçerken hem ileriye hem geriye dönük ilerleyin. Seyirciye birbiri ardına dizilmiş sahnelerin bayağı bir derlemesini izliyor hissi vermeyin. Sinemada birçok müthiş filmi izlerken hissettiğimiz bu değil. Neden? Çünkü bu filmler belirli bir enerjiyi, akımı ve tarzı seyirciye geçirme amacıyla kurgulanıyor.

4. Kurgulamayı olay örgüsü üzerinden yapmayın, sezgilerinizi kullanın

Yukarıda bahsi geçtiği gibi, pek çok senarist, yazma ve kurgulama sırasında senaryonun taslağına odaklanıyor. Senaryonuzda o sinematik “kurguyu” yaratabilmek için, sezgilerinize güvenin. Bir sahneden diğerine geçişte sinematik anlamda verilebilecek en iyi seçimler neler? Görsel anlamda en çok ne işe yarıyor?

Senaryo yazımında sözde “başarı formülleri” ile ilgili problem –Save the Cat örneğindeki gibi- bu formüllerle üretilen senaryoların basmakalıp olmasıdır. Böylece, size sezgilerinizi kullanmayı öğretmek yerine olay örgüsü üzerinden yazmayı ve kurgu yapmayı öğretiyorlar. Tüm hayatınız boyunca televizyon ve film izliyorsunuz. Şimdi, bu sayede iyice bir parçanız haline gelen görselliğe dayalı hikâye anlatma içgüdünüze, şu bir tek soruya cevap vermesi için güvenmelisiniz: “Sırada hangi sahne var?”

5. Sırada hangi sahne var?

Mesele taslağa bakarak sıradaki sahneyi seçmek değil. Mesele, bir formülü veya taslağı takip etmek de değil. Bir kurgucunun kurgu yaptığı şekilde yazabilmek tamamen olayların akışında sırada hangi sahneyi gördüğünüz ve bunun nedenini bilmenizle alakalıdır.

Bir sahneyi, karakterin bulanık suya bakmasıyla bitirip sonraki sahneyi aynı veya başka bir karakterin kanlı ellerini lavaboda yıkadığı bir yakın çekimle başlatmaktan çekinmeyin.

Yine başka bir sahneyi, bir karakterin diğerini şiddetli bir öfkeyle tehdit etmesiyle bitirip sonraki sahneyi tehdit edilen karakterin cesedinin bir gölün yüzeyinde bulunmasıyla başlatmaktan çekinmeyin.

Her ikisi de film kurgulamada kullanılabilecek basit ama tesirli seçenekler olan bu örnekler, senaristlerin, metinlerinin her bir sayfasında ve sahneler arası her geçişte faydalanması gereken görsel unsur çeşitleridir.

6. Her şey ritimde bitiyor

Ünlü kurgucu Walter Murch (Kıyamet’in (Apocalypse Now) kurgusunu yapanlardan biri) en iyisini kurgulama üzerine konuşurken söylemişti: “Her şey ritimde bitiyor.”

Bazıları, mükemmel yapılan kurgunun hatasız olduğunu ve fark edilemeyeceğini söyleyecektir ki ritim üzerine konuşurken bu geçerlidir. Aynı şey senaryo yazımında da geçerlidir. Ancak bazen, duygu yüklü bir sahnenin ritmi, bizi sahneler arasında geçiş yaparken yaratıcılığımızı kullanmaya zorlar.

Bazı duygu yüklü sahneler, sıradaki sahneye geçiş beklenmedik şekilde yapılırsa seyirci üzerinde daha çarpıcı bir etki bırakır.

Eğer bir sahnede, karakter, diğer bir karakterle tartıştığı için oldukça sinirliyse bir sonraki sahne, iki karakterin dairelerini darmadağın etmesiyle başlayabilir. Bu ikilinin ilk sahnede bulundukları mekândan ayrılmalarını, eve yürümelerini, girmelerini ve evin altını üstüne getirmeye başlamalarını görmemize gerek yoktur. Bunun yerine, tartışmanın verdiği duygudan, karakterlerin bir süre sonra verdiği tepkinin doğurduğu duyguya geçiş yaparız.

Senaristler, okurun metni kolaylıkla anlamasını sağlayan sinematik geçişler sunarak doğru seçimler yaparak hikâyenin ve karakterin duygusal ritmini sahneden sahneye takip edebilirler.

7. Pratik, pratik, pratik

Murch, bunu en iyi şu sözleriyle açıklamıştı: “Kurgu yapmak dans etmeye çok benziyor… Birine dansın esaslarını açıklayabilirsiniz; ancak gerçekten dans etmeyi öğrenmek için dans etmeniz gerekir.”

Sinematik bir dokunuşla senaryonuzun kalitesini artırmak için bir kurgucu gibi yazmayı öğrenirken devamlı pratik yapmalı ve kendi tarzınızı keşfetmelisiniz. Usta yönetmenlerin çoğu filmlerinde aynı kurgucularla çalışır. Bu sebeptendir ki -on yıl önce ölen Sally Menke ile iş birliği sayesinde- 90’ların Quentin Tarantino filmleri bize o kendine haslığını hissettirmiştir. Bu yüzdendir ki -Boogie Nights ve Manolya ile Kan Dökülecek filmlerinin kurgucusu Dylan Tichenor ile iş birliği sayesinde- Thomas Anderson’ın filmleri öyle özel hissettirmiştir.

Kendi konsept, hikâye ve karakter mahsulleriniz sayesinde yalnızca harika bir senarist olarak göze çarpmayacaksınız, ayrıca senaryolarınız da kendinize has sinematik yazım tarzınızın üstünlüğü dolayısıyla göze çarpacaktır.

Okurlar da müthiş bir film gözlerinin önüne serildiği an hissettikleri memnuniyeti verecek metinler yerine bir türlü sonu gelmeyen, devamlı olay örgüsü etrafında dönen senaryolar okuduklarından, size teşekkür edecektir.

Bu hafta sonu sinemaya gidip veya evinizde birkaç tane film izleyin. Yazdığınız tarza yakın bir şeyler seçin. İzlerken filmin kurgusuna ve bu kurgunun bir seyirci olarak sizi nasıl etkilediğine özellikle dikkat edin.

Bir korku filmi izleyin ve kurgucunun her sahnede duygularınızla nasıl oynadığını gözlemleyin, ardından okuru aynı şekilde etkilemek için siz de bu teknikleri kullanın.

Eğlenceli bir komedi filmi izleyin ve kurgucunun sizi güldürmek için nasıl çeşitli oyunlar oynadığını gözlemleyin, ardından kendi yöntemlerinizle okuru güldürebildiğiniz kadar güldürün.

Bir aksiyon filmi seyredin ve kurgucunun sizi koltuğunuzun ucunda oturtan o gerilimi nasıl inşa ettiğini gözlemleyin ve ardından okuru, her sayfada koltuğunun ucuna bir inç daha yaklaştıracak kendi aksiyon diziliminizi tasarlayın.

Yazar: Ken Miyamoto

Kaynak: MovieMaker

Çeviren: Büşra Sena Abacık

Düzenleyen: Elif Rana Yılmazlar

Leave a comment