“Şiir, çeviride kaybedilen şeydir” der Amerikan şair Robert Frost. Peki edebiyatı etkili bir şekilde nasıl çevirirsiniz? British Council’den Ted Hodgkinson, 13-17 Ekim tarihlerinde Karaçi’de gerçekleşen bir edebi çeviri atölyesinde, İngiliz Edebiyat Merkezi’nin direktörü Daniel Hahn ve Urduca dili çevirmeni Fahmida Riaz ile görüştü.

Daniel Hahn, iyi bir çeviri aslına sadık kalarak mı yoksa kendine özgü bir şey mi ortaya çıkarmalı?

Ne yazık ki, ikisi de. Amaçladığınız sadakatin, gerçek anlamdan daha fazlasına sadakat olduğunu varsayarsak, orijinal yazıya sadık kalmaya çalışmak yaşayan bir şey yapmayı gerektirir. Sadece orijinal ile aynı frekansta olmalıdır. Canlı ve yaşayan bir şeyi başka bir dilde donuk ve ölü bir şeye dönüştürmek bana gerçek bir sadakat gibi gelmiyor.

Çeviri aslına bir şey ekleyebilir mi?

Tabii ki, çeviride her şey değişir. Her kelime veya cümle; bu konuda her hecenin orijinal metinden farklı olması gerekir. Bu elbette ilavelerin olacağı anlamına gelir, fakat aynı zamanda orijinaldeki bazı şeylere de dikkat çekecektir.

Çeviri hem yaratıcı hem de yorumlayıcı bir eylemdir. Çevirmenler orijinal parçayı okurlar ve neyin önemli olduğunu bulmaya çalışırlar. Bir metinde hangi unsurların korunacağı ve ön plana çıkarılacağı ve hangilerinin feda edileceği konusunda sürekli seçimler yaparlar.

İnsanlar çeviride ‘kayıp’ hakkında konuşuyorlar, ki bu da bana asıl meseleyi anlamama olarak görünüyor ancak bence bir şey özellikle öne çıkıyor; devamlı kayıp muğlaklıktır. İki veya üç olası karşılığı olan bir orijinal kelime almalı ve bunlardan yalnızca birini veya ikisini kapsayan bir İngilizce kelimeye odaklanmalıyız – ama bu keskin odaklanmanın kazançları da var.

García Márquez’in ‘Yüz Yıllık Yalnızlık’ kitabının çevirisinin daha iyi olduğunu söylediği düşüncesi sıkça karşılaşılan bir yanlış anlaşılmadır, aslında sanıyorum ki asıl söylediği çevirinin aslından daha isabetli olduğuydu. Bence bu ayrım da oldukça çarpıcıdır.

Hangi dilsel nitelikleri çevirmek en zorudur?

Oh, hepsi. Çeviri imkansız! Ve demek istediğim gerçekten ama gerçekten zor olduğu değil, imkansız olduğudur. Çeviri yaptığım dillerin hiçbirinde, mükemmel bir şekilde İngilizce’de bir kelimeyle eşleşebilecek tek bir kelime dahi yok. Bu yüzden çeviri her zaman yorumlayıcı, yaklaşık ve yaratıcıdır.  ‘Dilsel’ bir niteliği olan her şey, tanımı gereği, ister deyim, belirsizlik ya da telaffuz benzerliği olsun, belirli bir dilde sabitlenecektir. Bütün diller farklı. Elbette daha yakından ilgili olan diller arasında örtüşmeler var, ama bu ilişkiler çoğunlukla azınlıktadır.

Yazarın katıldığı bir çeviri atölyesinde çevirmenliği öğretmenin en büyük katkıları nelerdir?

Sanırım iki şey var – birincisi, basitçe, yazarın çevirmenlerin metni okumalarına, onu anlamalarına ve sonuç olarak bu anlayışın size bildireceği çeviri kararlarına getirebileceği içgörüsü. O zaman elbette bu konuşmayı yapmak, tercümanları kendi düşüncelerini ifade etmeye, soru ve önerileri formüle etmeye zorlar. Bunun kendisi faydalıdır – sadece normalde gerçekleşen yorumlayıcı ve yaratıcı bir süreci ifade etmek zorunda olmak (a) zorunlu olarak bilinçli olmak zorunda değildir ve (b) diller arasında, heceleri ayrı dillerde belirgin şekilde kurulmuş olanlarda belirsiz olmak üzere, öğrenmenin kendisi kimse fark etmeden gerçekleşse dahi öğrenmeye yönelik değerli bir teşvik söz konusudur.

Bir metinde yavaşça hareket etmek ve her bir kelime seçimini tartmakla ünlüsünüz. Tek bir kelimeye odaklanma rekorunuz nedir? Ve bu şekilde çalışmanın avantajları nelerdir?

Evet, ilerleme kaydedememe yeteneğimden gurur duyuyorum. Şimdiye kadarki en yavaş olanın hangisi olduğundan emin değilim ama bunu bir meydan okuma kabul ediyorum ve bu yüzden bundan sonra saate bakacağım!

Avantajlar? Eh, çeviri iki şeydir: çok yakın, dikkatli ve düşünceli bir okuma. Bundan sonra gelen de açık, dikkatli ve düşünceli bir yazımdır. Ayrıntıya odaklanmak bunu her şeyden daha iyi fark etmenizi sağlıyor. Eğer yazar x kelimesini kullandıysa, neden tüm seçeneklerin arasından bu kelimeyi seçtiğini bilmeliyiz (tam olarak ne anlama geliyor, cümle içinde cümlenin ritmini, sesi ve dizgesini nasıl etkiliyor) ve sonra bunu tekrar mümkün olan en yüksek hassasiyetle İngilizce olarak çoğaltmanın bir yolunu bulmamız gerekiyor.

Bir sonraki cümle, bir çevirmenin çalışırken ne düşündüğünü gösteren bir örnektir. Sorularla konuşmak (sorular aracılığıyla konuşmak) ve kendi içine giren düşünce süreçlerini ifade etmek/net bir şekilde söylemek, insanların duyarlı olmalarında ve sürecin ne gerektirdiğine dikkat etmelerinde ( ikisine de ihtiyacımız var mı? – örtüşen anlamın tonları?) ve böylece kendi başlarına çalışma yöntemlerini netleştirmede önemli bir kazanç olabilir. (Belki de son virgül olmadan? Ya da olarak? Ya da olmadan?)

Edebiyat çevirmeni olmak için iyi bir zaman mı?

İngilizcede edebi bir çevirmen olmak, özellikle İngiltere’de veya en azından İngiltere’deki yayıncılarla çalışmak için gerçekten iyi bir zaman olduğunu düşünüyorum. Bazı pazarlar çeviriye daha duyarlıdır, bazı yayıncılar çevirmenlere diğerlerinden daha iyi davranır, mesleğe ve büyük bir fark yaratan tüm sektöre heyecan ve dinamizm katan bazı yerler vardır (bu, bence, günümüzde İngiltere’dir) – ama evet, genel olarak, gerçekten iyi. Gittikçe daha fazla edebi eser üretiliyor, bu bizim için ve elbette okuyucular için de harika bir haber.

Fahmida Riaz, Urduca’yı çevirmenin özel zevkleri ve zorlukları nelerdir?

Farsça, Sindhi dili ve İngilizce’den şiir ve kurgu eserlerini çevirdim. Çevirdiğiniz her parça, bir kişinin kaleminden gelir, bu yüzden ona bireysel bir ilgi göstermelisiniz. Metinde yansıtıldığı gibi, dil yerine orijinal kültürün atmosferini korumaya çalışıyorum.

Nobel ödüllü Mısırlı yazar Nagib Mahfouz’un ‘Afrah Ul Qubba’sını metnin İngilizce çevirisinden Urduca’ya çevirirken, orijinal Arapça romanı da önümde tuttum. Pakistan’da, Arapça ile ilginç ve paradoksal bir ilişkimiz var. Çocukken hepimize kuran öğretilir ve bu nedenle Arapça az ya da çok okuyabiliriz. Fakat dili anlamıyoruz. Buna rağmen Mahfouz’un kitabının orijinal Arapça metnini incelemek karakterlerin birbirine nasıl hitap ettiğini öğrenmeme yardımcı oldu ve bazen Urduca’da kullanılabilecek ve aynı anlama gelen kelimeler vardıı. Bu Mısırlıların sanki Karaçililermiş gibi ses çıkarmasını istemedim.

Urducanın Pakistan’da konuşulan diğer dillerden farkı nedir?

Urduca kesinlikle diğer Pakistan dillerinden farklıdır. Urduca şehirlerde ve kasabalarda gelişti ve yüzlerce yıldır kıtada güç ve kültür merkezi olan Delhi’de doğup büyüdüğü için, resmi ifadelere çok uygun bir şehir dili haline geldi. Aradaki farkın ‘’Kraliyet İngilizcesi’’ ile Birleşik Krallık’ta konuşulan İrlandaca, Galce ve İskoçça gibi dillerle karşılaştırılabileceğini tahmin ediyorum.

 

Doğrudan bir çevirisi olmayan Urduca kelimeleri ya da Pakistan kültüründe özellikle derinlemesine kullanılan kavramları İngilizce’ye nasıl çevirirsiniz?

Bazen, kültürel farklılıklardan dolayı neredeyse hiç çevrilemez kelimeler ile karşılaşılır. Örneğin ‘’Sharmana’’ böyle bir kelimedir. Cümle içindeki bu kelimenin örneği, bir oğlanın bir kıza yaklaştığı ve kızın ‘sharma gaiee’ olduğu bir durum olabilir. Bu, İngilizce’ye basitçe  ‘kızardı’, ‘utandı’ ya da ‘çekindi’ gibi çevrilemez. Batı’daki bazı kızlar bu şekilde tepki göstermese de, kültürümüzde bir kızın sharmana’sı oğlana olumlu bir işaret verir. Batı’da cilveli olarak kabul edilebilen bu davranış, Güney Asya’da çok ince ve saygın bir kadın ilgi ifadesi olarak algılanır. Bunun doğal bir cevap olması ve planlanmamış olması önemlidir. Bu gibi durumlarda, çevirmen için en iyi yöntem, okuyucuya kadın karakterin ne hissettiğini ve gerçekte o noktada ne olduğunu anlatmak olacaktır.

Urdu alfabesi herhangi bir çeviri zorluğu gösteriyor mu?

Urduca’daki sesli harfler İngilizcedeki sesli harflerden farklıdır ve bu isimleri, kraliyet veya askeri unvanlar gibi diğer orijinal Urduca kelimeleri çevirirken sorun yaratabilir. Örneğin, İngilizcedeki ‘a’ sesi, bazen ‘aa’ gibi gelen bizdeki ‘a’ sesi ile aynı değildir. Urdu dilinde, tıpkı Fransızcadaki “Paris” kelimesinin içindeki “r” harfi gibi telaffuz edilen “d” veya “gh” gibi yumuşak sesler vardır. Sadece Arapça ve Türkçede yaygın olan diğer fonemlerden (ses birimleri) biri de gırtlaksı “q” sesidir. “Q” sesini çıkarmak istediğimizde, bunu “Quraishi” kelimesinde olduğu gibi beraberinde “u” sesini de kullanarak yapmaya çalışırız. Belki biraz değiştirilmiş bir Fransız klavyesi, özel isimler veya diğer orijinal Urduca kelimelerin İngilizce çevirilerini yaparken yardımcı olabilir.

Şiir çevirisi düz yazıdan farklı mıdır?

Şiir çevirisi daha büyük bir zorluktur. Kelimelerin asırlık çağrışımlarından ötürü Urduca okurlarının zahmetsizce anladığı ifadelerin güzelliğinin yanı sıra anlam iletme göreviyle de karşı karşıya kalıyorsunuz Örneğin, Urduca benzetme ve metaforların arkasında Doğu felsefesi ya da kültürel kavramlar olabilir. Şair Galip şiirinin motamot çevirisi: ‘Evet, ey yeni ay, o kişinin adını duyalım. Bu kadar alçakgönüllülükle selamlıyorsun.’ olurdu. Ancak İngiliz okurun içten bir baş selamı ile sıradan bir selamlama arasındaki farkı bilmesi gerekir. Ayrıca, İslami ay takvimine göre, festivallerimizin ayın görünüşüne bağlı olduğunu da bilmiyor olabilir. Okur ayrıca, bir selamın mükemmel bir şeye ya da eşsiz bir insana selamlama olduğu fikrine de yabancı olabilir.

Ancak yine de bu çağrışımları iletmeye çalışmakta fayda var. Böylesi durumlarda daha eski İngiliz şairleri inceler, onların tarz ve diksiyonlarına kendimi adapte ederdim. Bu çoğu zaman işe yarar. Son zamanlarda pek çok Sufi şiiri çevirdim, John Donne ve William Blake’nin diksiyonlarını dikkatlice incelerken bana ilham verdiklerini fark ettim. Yüzlerce yıl önce bile olsa, benzer bir kavram veya hissin diğer dilde nasıl ifade edildiğine dair bir fikir edinmenizi sağlar.

Kolay değil ama bunu denemeye devam etmek zorundasınız. Sözlerini diğer dilde mırıldanmaya devam etmek için kendinizi şairle tam bir uyum içerisinde bulmanız gerekir. Günün sonunda, çeviri yaratıcı bir iştir ve kimse düzeltilmediğinden ya da farklı yapılmadığından emin olamaz.

Edebi çeviriden bir örnek verebilir misiniz?

İşte Nai Nama çevirim, ‘’Neyden Dinle’’ Mevlana’nın epik şaheseri olan Mesnevi’nin meşhur girizgah beyitleri. Çevirmenlerin çoğu, “Listen to the wailing” (Ağlayışı dinle) ile başlar. Bu, bana göre bir emir gibi geliyor ve ağlama anlamsız bir davranış gibi görünüyor. Bence bu çeviri Mevlana’nın ne kastettiğini anlatıyor:

Neyden Dinle

İşit neyden nasıl hikaye eder
ayrılıklardan şikayet eder. 
kamışlıktan kestiklerinden beri ben ağlarım, kadın ve erkek ağlamaktalar. 
ayrılıktan parça, parça olmuş bir göğüs istiyorum. ona hasret derdinin ne olduğunu söyleyeyim 
insanoğlunun aslı ruhaniyet alemidir. dünya ise imtihan yeridir.
ben her bir cemiyette ağlar oldum. halleri iyi ve kötü olanlara çift oldum. arkadaş oldum. 
herkes kendince bana yar ve dost oldu. fakat benim içimdeki sırlarımı aramadı.
benim sırrım benim feryadımdan uzak değildir, fakat sırrımı anlayacak göz ve kulakta o nur yok. 
beden candan ve can bedenden gizli değil. lakin canı görmeye kimsenin izini yok. 
bu “ney”in sesi ateştir, rüzgar değildir. her kim bu ateşi tutmazsa yani bu ateşe malik değilse yok olsun. 
yarandan ayrılıp kesilen kimseye, “ney” yar ve arkadaştır. “ney” in perdeleri perdelerimizi yırttı
aşk ateşi “ney” e düştü. aşk ateşinin kaynaması ise şaraba düştü. 
ney gibi hem zehir hem panzehir özelliğine sahip bir keyfiyet kim gördü ? ney gibi arkadaş sevgisi ile içi özlem dolu olanı kim gördü ? 
ney kan ile dolu olan yolun sözünü ve mecnun aşk hikayelerini açıklar. 
bu akıl ve fikrin mahremi hayran olandan başkası değildir. dilin müşterisi ve isteklisi de ancak kulaktır. 
gam ve kederlerimizde günler vakitsiz geçti. günler ateşlerle yoldaş oldu. 
günler gittiyse gidin de, korkuya gerek yok. ey zat, senin gibi pak yok, sen kal, yeter! 
balıktan başkası suya kandı. rızıksız ve nasipsiz olanın günü gecikti. uzun oldu. 
çiğ, ham, acemi olanlar, pişmiş, tecrübe görmüş olanların halini anlayamaz. o halde sözün kısa olması gerektir vesselam.

 

Yazar: Daniel Hahn, Fahmida Riaz

Çevirmen: Merve Ayyıldız, Musa Hatipoğlu

Kaynak: British Council