Bu bloğu takip edenleriniz, insanların kafalarını koronavirüsten biraz olsun alabilmeleri için birkaç aydır felsefi bilmeceler ve problemler paylaştığımı biliyordur. Buna gelecek ay da devam etmeyi düşünüyorum. Fakat artık, bu bloğun editörü Laura Maguire ile beraber, Amerika’daki güncel olayları göz ardı edemeyeceğimizin kanısına vardık. George Floyd’un, o zamanki Minneapolis polisi Derek Chauvin’in dizinde vahşice öldürülmesinden ve sonrasında ülke genelinde patlak veren ve hala da süren protestolardan bahsediyorum.

            Floyd siyahiydi, Chauvin ise beyaz. Dolayısıyla bu cinayet, beyaz bir polisin silahsız bir siyahiyi öldürdüğü diğer pek çok vakayı akıllara getirdi. Biz de şu anda, polisin günümüz toplumunda sahip olduğu bu büyük rolü masaya yatırıyor ve birçok kesimi istila eden ırkçılıkla baş etmenin yollarını arıyoruz.

            Bu yazı, benim naif ırkçılık (naïve racism) olarak adlandırdığım belirli bir ırkçılık türünün ardındaki psikolojik mekanizmalar hakkında. Irkçılığın birçok çeşidi var ancak şu an için bu belirli ırkçılık türüne odaklanmak faydalı olacaktır. “Naif” terimini kullanmamın sebebi, çoğu zaman bu türdeki insanların, akıllarının ırkçı bir biçimde çalıştığından bihaber olmalarıdır. (Not: bu bahsettiğim, örtülü önyargı (implicit bias) ile aynı şey değildir, ancak onunla birlikte gerçekleşebilir ve onun tarafından şekillendirilebilir.)

            Basit bir örnekle başlayalım. Farz edin ki biri ayağınıza basıyor, ve görünen o ki bilerek yapıyor bunu. Buradan hangi hükme varırdınız?

     a. Bu kaba bir kişidir. 

     b. Bu kişi kaba bir şey yaptı.

            Şimdi farz edin ki birisi sizin için nazikçe kapıyı tutuyor. Bundan ne sonucu çıkarırdınız?

     a. Bu kibar bir kişidir.

     b. Bu kişi kibar bir davranışta bulundu.

            Dikkat ediniz, b. ve d. şıkları olayları tekilleştirirken a. ve c. genelliyor.

            Genellemeler kendi özleri itibarıyla, kötü olmak zorunda değillerdir. Genelleme yapmak bazen doğrudur, bazense yanlış. Dünyada yaşayabilmek için belirli düzen ve örüntüleri tanıyabilmemiz gerekir. Geçmişte meydana gelmiş olayları genellemeden geleceği planlayamayız. Dolayısıyla yeterli miktarda ayağa basma bir genellemeye yol açmalıdır. Fakat ne kadar ayağa basma yeterlidir? Örneklerin gösterdiği şey, bu soruyu cevaplamada büyük ölçüde serbest olduğumuzdur.

Bu serbestlik (psikolojik anlamda) çeşitli önyargı ve temayüllerin hiç fark edilmeden içeri sızmasına olanak sağlayan açık bir kapı mahiyetindedir. Bunlara ırkçı önyargılar da dahildir.  

            Sosyal psikolojideki birtakım deneylerin gösterdiği şeylerden biri, insanların başka bir kişinin davranışlarını tekilleştirmesinin yahut genellemesinin, bir bakıma, bu kişinin onların grubunun bir üyesi olup olmadığına bağlı olduğudur. Basitleştirmek gerekirse; kayda değer bir model şudur: İnsanlar kendi gruplarının üyelerinin iyi davranışlarını genellerken kötü davranışlarını tekilleştirmektedir. Grup dışındakiler için ise bunun tam tersini yapmaktadırlar, iyi davranışları tekilleştirip kötü davranışları genellerler.

            Bu bulgunun geçerliliği yalnızca ırksal iç ve dış gruplar bağlamıyla sınırlı değildir, fakat bu bağlamda doğru olduğu kesindir. Yani siz bir beyazsanız ve örneğin başka bir beyaz ayağınıza basarsa muhtemelen tepkiniz b. maddelerindeki gibi olayı tekil bir kötü vaka şeklinde görmek olacaktır. Ancak bir siyahinin ayağınıza basması muhtemelen a. maddelerindeki tepkiye, yani kötü olayın genellenmesine yol açacaktır. Muhtemelen şu ana kadar aklınızın böyle çalıştığını fark etmediniz. Çoğu kişi bunu fark etmez.

            Verdiğimiz bu örnek bir hayli masum. Şimdi, bunun yüz milyonlarca kez çok farklı durumlarda gerçekleştiğini düşünün. Bunu yaparken, beyaz insanların tarihsel eşitsizliklerinden ve çoğunluğa sahip olmalarından dolayı Amerika’daki çoğu güç odağını ellerinde tuttuğunu aklınızdan çıkarmayın. Üçüncü sınıfa giden beyaz bir çocuk bir imla yanlışı yaparsa, öğretmenin nazarında o sadece bir hata yapmıştır. Yine üçüncü sınıfa giden siyahi bir çocuk aynı hatayı yaptığında öğretmeni bundan onun imlada kötü olduğu sonucunu çıkarır. Beyaz ergen bir kız okul kuralını çiğnerse, müdürün gözünde o sadece bir hata yapmıştır. Siyahi ergen bir kız aynı kuralı çiğnediğinde ise müdüre göre onun “davranış problemleri” vardır. Bu, toplumun bütün katmanlarında böyledir.

            Bu mesele hakkındaki en korkunç şey de, ırkçı yargılarda bulunan insanların, ellerindeki veriye dayanarak kendilerince bir hüküm verdiklerini sanmalarıdır. Neticede, çocuk gerçekten bir imla hatası yapmıştır ve kız gerçekten de bir kuralı çiğnemiştir. Böylelikle ırkçı yargılarda ve hükümlerde bulunan kişiye göre kendisi, ırkçı olmak bir yana, rasyonel ve akılcı davranmaktadır. Buna, insanların grupları dışındaki tüm kişileri en nahoş davranışlarına göre yargıladıklarını ve yine bunu yaparken tümevarım mantığının temelindeki bozukluğu fark edemediklerini ekleyin. Durum böyleyken insanların rasyonel olduklarını düşündükleri sırada nasıl böyle ırkçı yargılarda bulunabildikleri daha az şaşırtıcı gelmeye başlıyor. Nitekim odaklandıkları bir iki vaka onların duruşunu desteklemektedir.

Peki bununla baş etmek için ne yapabiliriz?

            Muhtemelen kendinizle başlamanız en iyisi olacaktır. İlk olarak, naif olmayın. Yani başka ırklardan insanlar hakkında negatif yargılarda bulunduğunuzda bu yargılarınızı sorgulayın. Gerçekten de bir kırıntıdan daha fazla veriye sahip misiniz? Dahası, eğer mevki sahibi bir insansanız, farklı ırklardan insanların müdahil olduğu yukarıdakilere benzer meseleleri nasıl ele aldığınızı bir düşünüp taşının. Gerçekten adil misiniz? Muhtemelen çok şaşıracaksınız.

Bunun ardından bu yazıyı arkadaşlarınızla, en önemlisi de beyaz arkadaşarınızla paylaşın, özellikle de polislerse.   

Çeviren: Mert Kızılyamaç 

Düzenleyen: Dilara Güzel                   

Kaynak: PhilosophyTalk