Müzikte sansür sadece son 20 yılın konusu değildir. Aslında müzik, bütün bir yirminci yüzyıl boyunca sansüre uğramıştır. İlk zamanlar, sansür bugün rahatsız edici görmediğimiz şarkı sözlerini engellemek için kullanılmıştır. Kurallar ve yönetmelikler değişse de temel mantık hala değişmeden sürüyor. Belirli bir zaman diliminde “rahatsız edici” olarak görülen ne varsa insanlara ulaşması engelleniyor. Bu mantık yeni değil, izini 1927’ye kadar sürebiliyoruz.

1927’de ABD Kongresi, hükümetin yayınlanan içerikleri kontrol etmesinin bir yolu olan The Radio Act’i kanunlaştırmıştır. Bu kanun, şarkılarda müstehcen, ayıp ya da dini değerlere karşı duran sözlerin kullanımını yasaklamıştır. Çıkarıldıktan elli üç yıl sonra bu kanun ilk kez 1970’te, bir radyo istasyonunu cinselliğe yapılan bir gönderme gerekçesiyle para cezasına çarptırmak için kullanılmıştır. Daha sonra 1934’te radyo, televizyon vb. araçlarla sağlanan uluslararası iletişimin denetlenmesi amacıyla Federal İletişim Komisyonu (FCC) kurulmuştur. FCC, hükümet tarafından atanan 5 komisyon üyesi tarafından yönetilmekte ve 1934’ten bu yana müzik eserlerini denetlemekle görevlidir (Storr, 17). Ortaya çıkışlarından beri bu yasa ve kurumlar sadece sansür yasalarına katkı yapmakla kalmamış, aynı zamanda müziğin sansürlenmesinde doğrudan aktif rol oynamıştır. Bugün bile müziğe sansürün yaygın oluşunun esas sebebi FCC’dir.

1940’lı ve 50’li yıllarda FCC’nin ve müziğe uygulanan sansürün amacının sorgulanmasına sebep olan pek çok örnek yaşanmıştır. 1952’de bir halk müziği grubu The Weavers, solcu politik görüşlerinden ötürü fişlenmiştir. Sonuç olarak kayıt anlaşmaları feshedilmiş ve haliyle gruba gösterilen ilgi fazlasıyla azalmıştır. Bu örnekte FCC, gücünü bir müzik grubunun saygınlığını bitirmek ve insanların onlar hakkındaki hislerini değiştirmek için kullanmıştır. Bir başka örnek ise The Ed Sullivan Show’a katılan Elvis Presley’dir. 1957’de, dans etme ve dans ederken bacaklarını hareket ettirme biçimi “uygunsuz” görüldüğü için sadece belden yukarısının çekilmesi istenmiştir.

50’lerden sonra, müzikte sanür daha da ön plana çıkmıştır. Bu kurallara karşı daha umursamaz yaklaşan, aynı zamanda uyuşturucu ve cinsellikle fazlasıyla gündeme gelen sanatçıların sayısının artmasıyla birlikte, sansürün bunları insanların görmesini ve duymasını engelleyecek bir biçimde görev alması beklenen bir şeydi. 1960’larda, şarkı sözlerinin içeriği sansürün temel sebebiydi. The Rolling Stones, Ed Sullivan’ın ısrarıyla “Let’s Spend The Night Together”* isimli şarkısının adını “Let’s Spend Some Time Together”** olarak değiştirmiştir (Jones, 76). 60’lı yıllarda Jim Morrison’ın ve The Doors’un uygunsuz ve müstehcen yayından ötürü tutuklanmaları ve mahkum edilmeleri, Country Joe McDonald’a bir gösteride “fuck” demesi sebebiyle verilen para cezası gibi uç örnekler de mevcuttur.

1960’larda BBC de sıkı bir sansür anlayışına sahip oldu. The Beatles uyuşturucu denemeye ve sözlerinde bunu göstermeye başladığında, İngiliz Yayıncılık Şirketi (BBC) buna tepki vermekte gecikmedi ve pek çok şarkıyı yasakladı. Bunun yanında FCC muhtemel zararlı içeriği olan yayınlara uyarılar gönderdi (Jones, 78). 60’lı ve 70’li yılların geri kalanı da FCC’nin “çirkin” içeriklere karşı yaptırımlarıyla birlikte aynı şekilde devam etti.

1985’te Parents Music Resource Center (PMRC), esas olarak eşleri hükümette görevli anneler tarafından kuruldu. Çocuklarının cinsel ve sakıncalı içeriği olan şarkılara ve sözlerine rahatlıkla ulaşabilmelerini istemediler (Peterson 591). Müzik albümlerinin arasında bugün de geçerli olan “temiz” ve “sakıncalı” versiyon ayrımına dayanan değişimin itici gücü bu kurum oldu. Ayrıca, Walmart gibi bazı marketlerin sakıncalı içerikli albümleri satmayı reddetmelerinde de bu kurumun payı vardır.

 

*Beraber Bir Gece Geçirelim

**Beraber Zaman Geçirelim

Çevirmen: Metehan Akman

Kaynak: http://censoryofmusic.weebly.com/the-history.html