Morgue Sokağı Cinayetleri: Üçüncü bölüm

Morgue Sokağı Cinayetleri: Üçüncü bölüm

August Dupin ile Paris’te tanışmıştım. Meşgul ve etkileyici bir zihni olan olağanüstü ilginç genç bir adamdı. Öyle ki zihniyle birine bakıp en derinliklerindeki kişilikleri bile görebiliyor gibiydi.

Sıcak bir yaz sabahı, gazetelerde korkunç bir cinayeti okumuştuk. Ölenler, Morgue adlı sokakta eski bir evin dördüncü katında yalnız yaşayan yaşlı bir kadın ve onun bekar kızıydı. Biri, kızın boğazını güçlü parmaklarıyla kavramış ve ölene kadar sıkmıştı. Annenin cesedi ise dışarıda, evin arkasında, kafası neredeyse kesilmiş halde bulunmuştu. Fakat öldürüldüğü bıçak, odada, yerde duruyormuş.

Kadınların korku çığlıklarını duyan komşular eve doğru koşmuş. Dördüncü kata vardıklarında iki ses daha duyulmuş, fakat kapıyı kırıp içeri girdiklerinde başka kimseyi bulamamışlar. Kapı da diğer iki pencere gibi içeriden sıkıca kapatılmış haldeymiş. Katilin odaya girip çıkmasının başka yolu da yokmuş.

Paris polisi cevabı aramaya nereden başlayacağını bilmiyordu. Dupin’e bu cinayetlerdeki gizemin cevabını öğrenmenin mümkün olmadığını düşündüğümü söyledim. Hayır, hayır, dedi Dupin.

“Hayır, bence yanılıyorsun. Evet, bu bir gizem. Ama bir cevabı olmalı. Sadece gazetelerde okuduklarımızla neyin mümkün olup olmadığını bilemeyiz. Paris polisi çok çalışıyor ve çoğu zaman da iyi sonuçlar alıyor, ama yaptıkları işte gerçek bir yöntem yok. Ne zaman sıkı bir çalışmadan fazlasına, ufacık gerçek bir yönteme ihtiyaç duyulsa polis başarısız oluyor. Bazense çözüme çok yakın oluyorlar. Genelde çok yakından bakıldığında bazı şeyler daha net görülebilir, ama o zaman da bütülük gözden kaçırılır.

“Bir cevap olmalı! Olmak zorunda! Eve gidip neler bulabileceğimize bir bakalım. Emniyet müdürünü tanıyorum ve bunu yapmamıza izin verecektir. İlginç olacak, bundan zevk alacağız .”

Dupin’in bundan zevk alacağımızı umması tuhafıma gitmişti, ama yine de sesimi çıkarmadım.

Morgue Sokağı’ndaki eve ulaştığımızda akşamüstü olmuştu. Evin etrafındaki meraklı kalabalık evi bulmamızı kolaylaştırdı. İçeri girmeden önce evin çevresini dolaştık. Dupin, civardaki evleri dikkatlice inceledi. Bu aşırı ilginin nedenini anlayamadım.

Geri dönüp ön kapıya geldik ve içeri girdik. Merdivenlerden yukarı, kızın cesedinin bulunduğu odaya çıktık. İki ceset de oradaydı. Polis, odayı buldukları gibi bırakmıştı. Gazetenin anlattıklarının dışında bir şey göremedim. Dupin cesetlere, duvarlara, şömineye, pencerelere, her şeye büyük bir özenle baktı. Ardından evden ayrıldık.

Dupin hiçbir şey söylemedi. Bana zihninin meşgul olduğunu söyleyen gözlerindeki o soğuk bakışı görebiliyordum. Hiç soru sormadım.

Dupin, ertesi sabaha kadar da hiçbir şey söylemedi, odama gelip birdenbire Morgue’daki evde gördüklerimizde dikkatimi çeken bir tuhaflık olup olmadığını sordu. “Gazetede okuduklarımızdan başka bir şey dikkatimi çekmedi” dedim.

“Söyle bana dostum. Bu cinayetlerdeki korkunç ve görülmemiş dehşeti nasıl açıklayacağız? Peki ya o duyulan sesler kimindi? Ölü kadınlardan başka kimsenin izine rastlanmadı; üstelik kimsenin kaçabilmesine de olanak yoktu.  Ve odadaki vahşet; şöminenin üzerinde tepetaklak bulunan ceset; ihtiyar kadının başı kesilmiş korkunç görüntüsü; tüm bunlar şöyle dursun, polisin neden bir şey yapmadan durduğu belli; nereden başlayacaklarını bilmiyorlar.”

“Bu olay gerçekten de sıra dışı; fakat derin bir gizem de değil. Sormamız gereken şey ‘ne olmuş’ sorusundan çok, ‘daha önce hiç görülmemiş olan şey ne?’ sorusu olmalıdır. Aslında, polisin açıklanması mümkün olamayacağını düşündüğü çoğu şey beni cevaba götürecek olan şeylerdir. Doğrusu, beni çoktan cevaba götürdüklerine inanıyorum.”

Tek kelime edemediğim için çok şaşırdım. Dupin hızlıca kapıya göz attı. “Şimdi, bu vahşi cinayetler hakkında bir şeyler bilen birini bekliyorum. Bunları bizzat kendisinin yapmış olduğunu düşünmüyorum, ama sanırım katilin kim olduğunu biliyor. Umarım bu konuda haklıyımdır. Eğer öylesem, bugün tüm cevapları bulmayı umuyorum. Adamı burada, bu odada bekliyorum; her an gelebilir. Belki gelmez, ama bence gelecek.”

“İyi de kim bu adam? Nasıl buldun onu?”

“Anlatacağım. Daha önce kendisiyle hiç tanışmamış olduğum bilmediğimiz bu adamı beklerken, düşüncelerimin buraya kadar nasıl geldiğini anlatacağım.” Ve Dupin konuşmaya başladı. Ama düşüncelerini açıklamaya çalıştığı kişi ben değilmişim gibiydi. Kendi kendine konuşuyordu sanki. Bana değil de duvara bakıyordu.

“Komşular tarafından duyulan sesler öldürülen kadınların sesleri değildi. Odada başkaları da vardı. Bu yüzden, kesinlikle yaşlı kadın önce kızını sonra kendini öldürmedi. Kızının cesedini bulunduğu yere koyacak kadar güçlü değildi; ayrıca yaşlı kadının ölüm şekli, bu ölümün kendisi tarafından gerçekleştirilmediğini gösteriyor. Evet, bir insan kendini bıçakla öldürebilir ama kesinlikle kendi kafasını neredeyse kesecek hale kadar gelemez ve üstelik de ardından bıçağı yere bırakıp pencereden atlayamaz. O halde bu, başka bir kişi ya da kişiler tarafından işlenmiş bir cinayetti. Ve duyulan sesler de bu kişilerin sesleriydi. Şimdi, insanların bu sesler hakkında söylediklerini dikkatlice düşünelim. Söylenenlerde tuhafına giden bir şey fark ettin mi?”

“Aslında evet. Herkes boğuk sesin bir Fransız erkeğe ait olduğu konusunda hemfikirdi; ama yüksek ses konusunda anlaşamadılar.”

“Evet! Söyledikleri aynen böyleydi, ama söylediklerindeki tuhaf olan şey bu değildi. Hikayelerini, beklenenden çok farklı kılan hiçbir şey fark etmediğini söylüyorsun, ama bir şey vardı. Dediğin gibi hepsi, boğuk ses konusunda hemfikirdi; ama yüksek kaba ses konusunda uyuşamadılar. Buradaki tuhaflık, bir İtalyan, bir İngiliz, bir İspanyol, bir Hollandalı ve bir Fransızın sesin nasıl olduğunu anlatmaya çalıştıklarında her birinin bu sesin bir yabancının sesi olduğunu söylemelerindeydi. Nasıl oluyor da bu bir yabancının sesi olabiliyor! İşte dört büyük ülkeden dört adam ve bunlardan biri bile sesin dediklerini anlayamadı; her biri ona farklı bir dil” dedi.

“Pekala, dünyada başka başka ülkelerin varlığını biliyorum. Belki de sesin diğer ülkelerden birinin dili olduğunu söyleyeceksin; Rusya belki de, fakat hatırlarsan, bu insanlardan hiçbiri belli bir kelime duyduğunu söylememişti.”

İşte tam da bu sırada Dupin döndü ve gözlerimin içine baktı.

“Gazeteden öğrendiğimiz şey işte bu. Seni ne düşünmeye sevk ettiğimi bilmiyorum. Ama hikayenin bu kadarından, bizi doğru cevaba yönlendirecek yeterince bulgu olduğuna inanıyorum. Cevabın ne olduğunu söylemeyeceğim… henüz değil. Fakat şunu aklında tutmanı istiyorum: bu kadarı bile Morgue Sokağı’ndaki evdeyken nelere dikkat etmem gerektiğini söylemeye yetti. Ve onu buldum!”

Yazar: Edgar Allan Poe

Kaynak: Americanenglish

Çeviren: Hicriye Alptekin

Düzenleyen: Kübra Kavasçinay

Leave a comment