Morgue Sokağı Cinayetleri: Dördüncü bölüm

Morgue Sokağı Cinayetleri: Dördüncü bölüm

KATİLLER MORGUE  SOKAĞI’NDAKİ ESKİ EVE GELMİŞLERDİ!

Katiller geldi ve geride yaşlı bir kadınla kızının cesedini bırakıp kaçtılar. Kızın cesedi dördüncü kattaki yatak odasındaydı. Yaşlı kadın dışarıda, evin arkasında, kafası neredeyse kesilmişti; ama onu öldüren bıçak yerde, yatak odasında bulunmuştu. Kapı ve pencereler sıkıca kapatılmış, içeriden kilitlenmişti; herhangi birinin içeri girip çıkmasının imkanı yoktu. Sesler duyulmuştu. Seslerden biri Fransızca konuşuyordu öteki ise kimsenin tek bir kelimesini bile anlayamadığı bir sesti. Ancak polis geldiğinde odada kimse yoktu.

Bu kadarını gazetelerden öğrenmiştik. Ben ve arkadaşım Dupin bu vakayla ilgilendik ve cesetlere bakmaya eve gittik. Şimdiyse Dupin bana evde neler öğrendiğini anlatıyordu.

“Gazetelerden öğrendiğimiz buydu. Hatırla lütfen; bu kadarı bana Morgue Sokağı’ndaki evde neye bakmam gerektiğini söylemek için yeterliydi. Ve o şeyi buldum!

“Şimdi, zihnimizde, kendimizi cinayetlerin işlendiği odaya tekrar götürelim. Ne aramalıyız ilk önce? Katilerin kaçış yolunu. Pekala. Eminim ki, doğa dışı, gerçek bir cismi olmayan herhangi bir şeyi aramak zorunda olmadığımız konusunda hemfikiriz. Katiller hayalet değillerdi; onlar da insandı. Duvarlardan geçemezlerdi. Peki o halde nasıl kaçtılar? Bu konuda mantıklı olan tek bir yol var, o da bizi cevaba götürmeli. Olası kaçış yollarına tek tek bakalım. Katillerin kızın öldürüldüğü odada bulunmuş olmaları çok açık. Bu odadan kaçmış olmalılar. Ama nasıl?

“İlk başta hiç çıkış yolu göremedim. Odaya girebilmek için komşuların kapıyı kırmaları gerekiyordu. Başka kapı yoktu. Şöminenin üstündeki, çıkışa yakın olan açıklık, küçük bir hayvan için bile yeterince büyük değil. Bu yüzden katillerin pencerelerin birinden kaçmış olmaları lazım. Pek de mümkün görünmüyor olabilir. Bunun mümkün olduğunu kanıtlamalıyız.

“Odada iki pencere var. Hatırlayacağın üzere ikisi de iki bölümden oluşuyordu; pencereyi açmak için alttan yukarı itmek gerekiyordu. Pencerelerden biri kolay görülebiliyordu. Ötekinin alt kısmı, büyük yatağın arkasında görüş dışında kalıyordu. İlk pencereye dikkatlice baktım. Sıkıca kapatılmıştı, içerideki kapı gibi tutturulmuştu. Pencereleri kapalı tutmak için birisi, pencerenin kenarındaki takoza sert bir demir çivi çakmıştı ki pencere hiç bir şekilde açılamasın. Çivi, pencereyi kapalı tutmuş gibi görünüyordu hiç değilse. Çivi hemen fark ediliyordu. Cesetleri bulan insanlar tüm güçlerini kullanmalarına rağmen pencereyi açamamışlardı. Ben de açmaya çalıştım fakat başaramadım.

“İkinci pencereye yaklaştım ve yatağın arkasında pencerenin alt kısmına baktım. Orada da pencereyi kapalı tutan bir çivi vardı. Yatağı hareket ettirmeden, bu  pencereyi de açmayı denedim ama açamadım.

“Yine de bir cevap aramaktan vazgeçmedim çünkü imkansız görünen bir şeyin aslında mümkün olduğunun kanıtlanması gerektiğini öğrenmiştim. Katiller ya da katil mi demeliyim çünkü tek bir kişi olduğuna neredeyse eminim, o da bu pencerelerden birinden kaçtı. Bundan kesinlikle eminim. Katil odadan çıktıktan sonra pencereyi dışardan kapatabilirdi fakat tekrar çiviyle içeriden tutturmazdı. Yine de herkesin görebildiği çiviler pencereleri sıkıca tutuyordu. Polisi durduran gerçek buydu. Katiller çiviyi nasıl geri tutturabilirlerdi ki?”

“Belki de… belki çiviyi çıkarırsan eğer…”

“Evet! Ben de tam bunu düşünüyordum. İki şey net görünüyordu; birincisi, pencereleri kapalı tutanın çiviler olduğu düşüncesi konusunda yanlış olan bir şey var. Neyin yanlış olduğunu bilmiyordum ama bir şey vardı. İkincisi, eğer pencereyi kapalı tutan çiviler değilse o halde başka bir şey olmalıydı, görünmesi zor, gizli bir şey.

“İlk pencereye geri döndüm. Büyük bir çabayla çiviyi çıkardım. Sonra pencereyi açmayı denedim ama hala sıkıca kapalıydı. Bu beni şaşırtmamıştı. Pencerenin içinde gizli bir kilit olmalı diye düşündüm. Parmaklarımla pencereye dikkatlice dokundum. Gerçekten de bastığımda gizli bir kilit açan bir düğme buldum. Neredeyse hiç çaba harcamadan pencereyi kaldırdım.

“Katilin pencereyi dışarıdan kapatabileceğini ve pencerenin kendini kilitleyebileceğini öğrenmiştim artık. Fakat yine de çivi vardı. Çiviyi, aldığım yere dikkatlice geri koydum. Sonra düğmeye bastım ve pencereyi açmaya çalıştım. Açamadım. Çivi pencereyi kapalı tutuyordu!”

“O halde… O halde katil pencereden dışarı çıkmış olamaz.”

“O pencereden dışarı çıkamazdı. Bu nedenle, diğer pencereden kaçmış olmalı. Öteki pencere de bir çivi ile kapatılmıştı. Fakat haklı olduğumu biliyordum. Kimse yatağın arksındaki pencereye dikkat etmemiş olsa da, iki pencere arasında bir fark var mı diye inceledim. İkinci penceredeki çivi, ilkiyle aynı görünüyordu. Daha yakından bakmak için yatağı hareket ettirdim. Evet. Burada da bir düğme vardı. Haklı olduğumdan o kadar emindim ki, çiviye dokunmadan düğmeye bastım ve pencereyi açmaya çalıştım. Açıldı!

“Pencere yukarı doğru kaldırıp açtığımda alt kısmı çiviyi de kaldırdı. Kapattığımda da çivi aynı yerine girdi tekrar. Tıpkı eskisi gibi görünüyordu yine. Çivinin başını elime çektim ve pencereden kolaylıkla çıktı. Çivinin kırılmış olduğunu gördüm. Fakat başıyla ucuna birleştirince yeniden bir bütün gibi göründü.

“İmkansız olan bir şeyin mümkünlüğü kanıtlamak gerek. Nihayetinde katil pencereden kaçtı. Artık görebiliyorum, zihnimde canlandırabiliyorum olan biteni.

“Sıcak bir yaz gecesiydi. Katil ilk geldiğinde pencereyi açık buldu, gecenin temiz havası içeri girsin diye de açık bırakılmıştı. Katil açık pencerden girip çıktı. Dışarı çıkarken pencereyi kapattı, bilerek belki, beldi de şans eseri. Pencerenin içindeki gizli kilit pencereyi tamamen kitli tuttu. Çivi sadece kapalı tutuyormuş gibi görünüyordu. Bu nedenle mümkün olan şey imkansız görünüyordu.”

Dupin benimle değil de kendi kendine konuşuyor gibiydi. Soğuk bakışları, yalnızca onun düşünebileceği bir şeyi yansıtıyordu. Durdu ve doğruca bana baktı. Bakışları artık sert ve parlaktı. O an anladım ki bu kanlı cinayetlerdeki cevabı bulmasında, olağanüstü çözümleme gücünü kullanmak Dupin’e büyük zevk veriyordu.

İlk başta yalnızca bunu düşünebildim. Ardından şunu söyledim: “Dupin – pencereler dördüncü katta, yerden çok yüksekte. Pencere açık olsa bile…”

“Evet. Bu ilginç bir soru: Katil pencerden aşağıya nasıl indi? Katilin pencereden içeri girdiğinden emin olduğum an nasıl çıktığını anlamak pek de zor gelmedi. Ve bu sorunun cevabı, katilin kim olduğu hakkında bana çok şey anlatıyor!

“Birlikte Morgue Sokağı’ndaki eve ilk gittiğimizde etrafını iyice incelemiştik. O an uzun ince metal bir direği fark ettim, yerden evin tepesine kadar uzanıyordu – yaz fırtınalarında bulutlardan gelebilecek elektrik yükünü toprağa taşıması için konmuş bir yıldırımsavar. Bu da bana şunu düşündürdü; birisi oradan inip çıkabiliyorsa, haliyle pencereden de girip çıkabilir. Çok güçlü biri olmalı. Bazı hayvanlar oraya kolaylıkla çıkabilse de her insan bunu yapamaz – sadece özel eğitilmiş, çok güçlü biri bunu yapabilir. Bu bana katilin nasıl biri olduğunu anlatıyor. Ancak yine de bir sorum vardı: kim?”

Yazar: Edgar Allan Poe

Çeviren: Hicriye Alptekin

Düzenleyen: Merve Ayyıldız

Kaynak: AmericanEnglish

Leave a comment