Modern dünyada sanatçının rolü üzerine Virginia Woolf

Modern dünyada sanatçının rolü üzerine Virginia Woolf

Virginia Woolf’un Deniz Feneri isimli eseri, gittikçe daha hassas ve kaba bir hale gelen dünyada, eserleri için anlamlı bir alan yaratmaya çalışan ressam Lily Briscoe’nun gelişimini konu alır. Woolf’un özellikle “Zaman Geçiyor” bölümünde kullandığı biçimsel teknikler, onun çağdaşlık kavramı ve bir sanatçı olarak hayat sürdürme konusundaki düşüncelerini ortaya koymaktadır. Woolf, “Zaman Geçiyor” bölümünde toplum adına yeni bir bilinç oluşturmak amacıyla kendi geleneksel edebi üslubunu yerle bir eder ve olaya nesnel bir bakış açısıyla bakan bir yabancının gözünden yazmak için dizgesel bir teknik olan köşeli parantez kullanımına metinde sıkça yer verir. Bunun bir sonucu olarak, bu tür parçalanmış ve parantez içine alınmış ifadeleri tek tip çağdaşlık anlayışında birleştirmiş olur.

Woolf, romanın ana karakterlerine üçüncü bölüme kadar yer vermeyip, bunun yerine, zaman ve ölüm konularını üçüncü şahıs anlatımıyla ele alarak ve bu tür konuların gelişmekte olan bir sanatçıya ne kadar uygun olduğunu göstererek, romanın yapısına yeni bir soluk getirir. Aynı şekilde Woolf, Ramsay’nin boş evinde, geçen zamanın yıkıcı etkilerini tasvir ederken kafa karıştırıcı ve karanlık bir atmosfer yaratır. “Hiçbir şey bu tufandan, bu karanlık selinden kurtulamayacak gibi görünüyordu, bu sel, anahtar deliklerinden, çatlaklardan içerilere sızıyor, pencere kepenklerinin ardından gizlice sokulup, yatak odalarına giriyor, surda bir su kabıyla bir el tasını, ötede kırmızılı, sarılı yıldız çiçekleriyle dolu bir vazoyu, daha ötede bir konsolun çıkıntılarını ve ağır koca gövdesini yutuyordu” (Woolf 125-126). Olay, Woolf’un ana karakterlerinin birinin bilincinden aktarılmak yerine, üçüncü şahıs anlatıcının belirsiz bilincinden aktarılmaktadır.

Anlatıcı, zamanın yıkıcı yaradılışını kabul eder ve hiçbir şeyin bundan kaçamayacağını doğrular. Sonrasında, zaman acımasızca geçtikçe oluşan endişe ve kafa karışıklığına atıfta bulunur. “Böyle karmaşık olan yalnız eşyalar değildi; “Bu filandır”, “Bu falandır”, denecek ne bir beden kalmıştı ne bir zihin” (126). Böylece Woolf, bilinçten yoksun modern bir dünyanın açık seçik bir resmini çizer. İnsanların, boş bir evdeki mobilyalar ya da zamanın kendisi kadar kayıtsız olduklarını ima eder. Konu, insanların bilincinin kayboluşuna geldiğinde metnin havası giderek koyulaşmaya başlar. İnsanların, benzer duygular yaşayan, benzer acılarla yüzleşen ve ortak bir son olan ölümü paylaşan diğer insanlarla aynı dünyada yaşadıklarını unutarak benzer bir soyutlanma yaşadıkları fikri, gerçekten de romanın ana temasını yansıtmaktadır. Woolf, modern çağda insanların birbirlerinden daha az haberdar olduklarını ve birbirlerine nasıl davranmaları gerektiğinin daha az farkında olduklarını öne sürer. Modern dünya diriliş arayışındadır fakat Woolf bu dirilişin kapılarını hemen açmaktan kaçınır. 

Vermek istediği mesaj, ikinci bölümün sonundaki bir parantez içi cümlesiyle doruk noktasına ulaşır. “[Bu sırada Virgil okumakta olan Mr. Carmichael mumunu üfleyip söndürdü. Vakit gece yarısını geçiyordu.]” (127). Woolf, köşeli parantezleri, ifadeleri ayırmak ve okuyucunun dikkatini bu ifadelere daha çok çekmek için kullanır. Buna göre, Mr. Carmichael, Virgil’ı zorlu zamanların tam ortasında okumaktadır. Kendisini, yaşadığı zamana yeniden uyum sağlamasına yarayacak yüksek bir bilgeliğe ulaşmak umuduyla bu epik şaire vermiştir. Bir epik şairi olarak Virgil, Roma’nın antik kültürü adına bir kimlik yaratmış ve zorlu savaş zamanlarında Romalılara ortak bir bilinç sağlayarak onları bir arada tutmuştur. Woolf, kişinin kendi kimliğini ve diğer insanlarla ilişkilerini unutmaya başladığı zor zamanlarda, sanatçıya yönelmenin önemini vurgular. Okuyuculara zor zamanlarla başa çıkmanın alternatif bir yolunu göstererek, onları gelmekte olan üzüntüye hazırlar. Bu yüzden Carmichael mumu söndürdüğünde okuyucular, yaklaşmakta olan bir acıyı öngördükleri için Virgil’ın ekmiş olduğu umudu bir miktar kaybederler. 

Woolf, üçüncü bölümde Ramsay ailesinin hala boş olan evini kuşatmış olan sonbaharı anlatmaktadır. “Şimdi artık gecelerrüzgârla, yıkımla doludur; ağaçlar o yana, bu yana saldırır, yerlere dek eğilirler, yapraklar karmakarışık uçuşarak çimenliği baştanbaşa kaplar, su oluklarına üst üste yığılır, yağmur borularını tıkar, çamurlu yollara yayılırlar. Deniz de kendini oradan oraya vurup çırpınır, patlar […]” (128). Bu bağlamda, doğa, zaman ve mevsimler “Zaman Geçiyor” bölümünün karakterleri olarak kendilerine rol bulur ve her birinin yıkıcılığı modern sanatçı için önem arz eder. Böylesi önemli bir oluşumdan bahsetmeden önce Woolf, romanının ilk büyük trajik olayına giriş yapar. “[Mr. Ramsay, bir geçitten sendeleyerek geçerken karanlık bir sabah kollarını uzatıp açtı, ama bir gece önce Mrs. Ramsay ansızın ölüverdiğinden uzatıp açtı o kadar. Kolları boş kaldı.]” (128). Bay Ramsay, karısının ölümünden sonra yolunu tamamen kaybeder. O da modern dünyada yaşayan birçok insan gibi afallamış bir hale bürünür. Virgil’ın yol gösterici ışığı olmayınca, Bay Ramsay de okuyucular da Bayan Ramsay’nin ölümünden sonra karanlıkta tökezler hale gelirler. Woolf, kendisini duygusal etkilerinden uzak tutmak için bu tür şok edici gelişmeleri parantez içine almıştır. Edebiyat alanında köşeli parantezler, genellikle eserde eksik bilgileri sunmak veya okuyucunun eseri daha iyi sindirmesine yardımcı olmak amacıyla bir uyarıcı rolünde kullanırlar. 

Woolf, köşeli parantezleri kullanarak kendi sanatını yaratma sürecinde kendi annesine olan duygularından uzak durur. Duygusal açıdan kendisine çok fazla müdahale edilmesi, Woolf’un yazma kabiliyetini sınırlar fakat, gerçek, derin duyguları güvenli bir mesafede durmak şartıyla tasvir edebilme imkânı bulur. Bir sonraki bölümde Woolf, Bayan Ramsay’nin ölümüne yol açan ya da bunu çevreleyen olayları anlatmaktan özellikle kaçınır. Bir annenin ölümüyle doğrudan yüzleşemeyen Woolf, kendisinden ayrı olarak var olmasına imkân vermek amacıyla, bu korkunç gerçekliği parantez içine alarak işler. Bu kadar ezici duyguları içinde barındırması, Woolf’un duygularını kontrol etmesine ve bunları modern çağ sanatına yansıtmasına olanak tanır. Bölümün sonunda eve çöken sakinlik, Woolf’un köşeli parantezler kullanarak fiziksel anlamda dışa vurduğu güçlü duyguları ve bir şeyler yazma aracılığıyla tattığı huzuru yansıtır.

Ardından, dördüncü bölümde bahar gelir. Zaman, kışın ölü oluşundan baharın canlılığına geçiş yapar. Baharla birlikte yenilenen umudun vaadi de gelir ve Woolf bu umudu bir kez daha iki parantez içine kıstırır. “[Babasının koluna yaslanan Prue Ramsay, evlendirildi. ‘Daha münasip ne olabilirdi?’ dedi insanlar. ‘O çok güzel’ diye de eklediler.]” (131). Woolf, Prue’nun düğününe gelen insanların şen şakrak heyecanlarını ve iyimser bakış açılarını sergiler. İki kişinin evlilik çatısı altında birleşmesi ve birlikte yaşanacak yeni bir hayatın vaadi, Bayan Ramsay’nin ölümünün verdiği kasveti yok etmek için yeterli görünmekteydi. Ancak Woolf, duygularını bir kez daha baskılar çünkü maddi dünyadaki her şey gibi, duygular da geçici ruh hallerini temsil eder. “[Prue Ramsay o yaz, doğumla ilgili bir hastalıktan öldü; herkes, ne yürekler acısı diyordu, mutlu olmak ne kadar da hakkıydı.]” (132). Her şeyden önemlisi, Prue bir doğum sırasında ölmüştü. Böylelikle Woolf, birinin olmadan diğerinin var olamayacağını belirterek, yaşam ve ölümü birleştirir ancak, Woolf’un ıstırabı burada bitirmez. Köşeli parantezlerin sağladığı fiziksel kısıtlama içerisinde, Andrew Ramsay’nin içler acısı ölümünü aktarır. “[Bir bomba patlamıştı. Fransa’da yirmi otuz genç havaya uçmuştu, aralarında Andrew Ramsay de vardı, neyse ki hemen o anda ölmüştü.]” (133). Bu noktada Woolf’un dili soğukkanlı, kayıtsız ve sakin bir tavır takınır, Woolf böylece duygularını baskılar ancak okuyucu, bu duygularla tüm çıplaklığıyla yüzleşir.

Woolf “Zaman Geçiyor” bölümü boyunca, maddi dünyanın geçici yaradılışını bir kez daha kabul ettiğini belirten bir edayla, yaşam ve ölüm döngüsüne ilgili görünmektedir. Kâh derin kâh yürek parçalayıcı duyguların örneklerini içinde barındıran köşeli parantezler, Woolf’un kendi duygularını kontrol ve manipüle etmesine olanak tanır. Böylece Woolf, duygularını uzakta tutarak roman formunda, güçlü ve etkileyici bir sanat eseri yaratır. Bayan Ramsay’nin ölümü, Prue’nun evliliği, Prue’nun ölümü ve Andrew’ün ölümünü konu alan parantez içi ifadeler aracılığıyla Woolf, çağdaşlık kavramı ve modern çağda sanatçının rolü hakkındaki görüşlerini belirtir. Olayları uzaktan aktaran bakış açısı da dahil olmak üzere, Woolf’un yazı stilinin biçimsel unsurları, onun benzersiz çağdaşlık vizyonunu tanımlar. Modern çağ, ciddi anlamda gerçek duyguyu yakalayabilme yetisine sahip olan bir sanat gerektirmektedir; ancak gerçekliğin talepkâr ve külfetli doğası, modern sanatçıların duygularından uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Ancak bu şekilde kendilerini çevreleyen dünyayı sanatsal anlamda temsil etmeyi başarabilirler. Gerçekliğin ve modernliğin verdiği dehşet, sanatçıyı nesnel bir bakış açısı oluşturmaya zorlar. Örneğin yıkımın gücü, kendini Woolf’un duygularını kendisinden ayrıştırıp, onları harici şekilde var olan köşeli parantezlerin içinde teker teker ele alarak yazabilmesinde gösterir. Woolf, modern yazarların kendilerini korumaları gerektiğini öne sürer. Buna göre, yazarlar ancak güvenli bir mesafede durdukları sürece savaşın, ölümün ve ıstırabın dehşeti hakkında yazabilirler.

Her şeyden önemlisi, Woolf’un “Zaman Geçiyor” bölümünde yalnızca köşeli parantezleri kullanması, kendi sanatının zaman içinde solup gitmesinden duyduğu endişeyi belirtir. Buna rağmen Woolf, roman boyunca temasına sadık kalır. Modern sanatçı Lily Briscoe, en sonunda, ancak zamanın yaptığı resmi yok edeceğinin farkına vardıktan sonra yaratıcı gücünü doğru bir şekilde kullanmaya başlar. Bu nedenle, sanatçıların sadece modern dünyaya ilişkin duygularından değil, sanat yapıtlarından da kopmaları gerekmektedir. Diğer bir deyişle, sanatçı modern çağdaki rolünü kabul etmeli ve topluma karşı görevi bittiğinde ortadan kaybolmayı göze almalıdır. Köşeli parantez içindeki son ifadede Bay Carmichael, modern dünyada bir sanatçı olarak görevini yerine getirmektedir. “[Mr. Carmichael o bahar bir şiir kitabı çıkardı; kitap umulmadık bir başarı kazandı. Herkes, savaş insanların şiire olan ilgilerini tazeledi, diyordu.]” (134). O halde Carmichael, bunca zamandır benzer bir karanlıkta sanatını icra etmekteydi. Önce mumu üflemiş olmasına rağmen dünyayı karanlıkta bırakıp gitmemişti. Onun sanatı da Virgil’ınki gibi, modern zamanların karanlığını aydınlatan bir ışık görevi görecekti.

Woolf, “Zaman Geçiyor” bölümünde kendi kültürü adına yeni bir bilinç yaratmak amacıyla romanının biçimini değiştirir, duygularını baskılamak için köşeli parantezler kullanır ve çağdaşlığa bakışını nesnel bir izleyicinin gözünden aktarır. Woolf, sıkı bir duygu yönetimi sayesinde elde ettiği günlük deneyimlerden oluşan bir sanat yaratmıştır. Woolf’un “Zaman Geçiyor” bölümünde takındığı alışılmadık tarzı, ölüm, doğanın ve zamanın yıkıcılığı temalarını geliştirmeye, insanların uzun vadeli mutluluk için sırtlarını maddi dünyaya yaslayamayacakları gerçeğini vurgulamaya yardımcı olur, ancak bu denli göze batan içler acısı bir gerçekliğin ortasında Woolf, insanları kültürün koruyucuları olarak görev alan, doğaüstü görüş ve kavrayış kabiliyetlerine sahip olan sanatçılara karşı daha bilinçli olmaya teşvik eder. Böylesi zor zamanlarda Woolf, karanlıkta ışığı görebilen, umutsuzluğun ortasında umudu keşfedebilen, kontrolsüz duyguların yarattığı kaosta sükûnet sunabilen ve giderek şiddetlenen dünyanın günlük yaşamında hala güzelliği bulabilen gerçek hayalperestler olan şairlere, yazarlara ve ressamlara güvenmeyi önerir. 

Yazar: Natasha L. Richter

Kaynak: Inquiries Journal

Çeviren: Eda Demir

Düzenleyen: Büşra Ekiz

Leave a comment