Koronavirüs salgını, kendisinden önce gelen Büyük Londra Vebası, 1918 İspanyol Gribi gibi bulaşıcı salgın hastalıklarla karşılaştırılıyor. Fakat, tarihin belki de  en önemli salgın dönemini pek az kişi göz önüne almaktadır. Bugün bildiğimiz modern dünya, 16 ve 17. yüzyıllarda Amerika’yı kasıp kavuran salgın hastalıklar olmadan var olamazdı. Bu salgınlar, modern dünyayı yarattı.

 Christopher Columbus’un  keşif gezilerinin peşinden, Avrupalılar, Amerika’ya artan sayılarla geldiler. Yanlarında çiçek hastalığı,grip,kızamık,kabakulak ve suçiçeği gibi yerli halkın daha önceden maruz kalmadığı ve bağışıklığı olmadığı bazı virüsleri de getirdiler. Tarihçiler bu sebepten ortaya çıkan salgınlara “Bakir Toprak Salgınları” adını verirler.

 Koronavirüs bize ,bir salgının savunmasız bir nüfusa nasıl etki ettiğini gösterdi. Benzer biçimde bahsi geçen Bakir Toprak Salgınları da yerli halkları büyük bir  hızla süpürüp geçti. Toplumlar alt üst olmuştu. Herkesin bir anda hasta olmasıyla hastalara bakacak ve toprağı ekip biçecek kimse kalmamıştı.

 Salgınların etkisi genişti. Bir açıdan bakıldığında, belki de Avrupalıların yayılımına karşı koyacak olan insanlar yok olmuşlardı. Araştırmalara göre Amerikalar’ın nüfusu Avrupalılar ile temasa geçmeden önce 100 milyon gibi yüksek bir sayıydı. Birçok bölgede nüfusun %95 kadarı, bu virüslere yüz yıl boyunca maruz kalınması sebebiyle hayatını kaybetti.

 Aztek ve İnka imparatorluklarına aşinayız, ancak başka yerlerde ,onlar kadar karmaşık olmasalar da oldukça benzer topluluklar vardı. Hernando de Soto  1540’larda bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin güneydoğusunu oluşturan bölgeyi keşfettiğinde, büyük kasabalarda yaşayan, savaş çıkması halinde erkeklerinden binlerce kişilik bir ordu yetiştirebilecek bir yerli halk buldu. Yine o yüzyılın sonunda aynı bölgeye İngiliz kaşifler gittiğinde ise yalnızca  birkaç kabile bulabildiler.

Uzun yıllar boyunca, tarihçiler de Soto’nun hesaplamalarının geçerliliğini sorguladı. Ancak arkeoloji, bu adamın ortaya attığı bir çok şeyi doğrulayıp gün yüzüne çıkardı. Bu topluluklar, Avrupalılar ile temasları kısıtlı olsa bile Bakir Toprak Salgınları tarafından yok edilmişlerdi.

 Bu salgınlar yalnızca insanları öldürmedi, aynı zamanda bu insanların kültürlerini ve manevi değerlerini de yok etti. Yerli Amerikan toplumlarının bir çoğu okur-yazar değildi. Yazılı bir dilleri yoktu. Sonuç olarak yaşlılarının tümü aynı anda öldüğünde onlarla beraber toplumun kültürüne ve bilgisine dair birçok parça da mezara gidiyordu. Bu kayıp toplumları , moral bozukluğu ve çaresizlik döngüsünün içine attı ve hem Kızılderili direnişlerini sekteye uğrattı hem de Avrupalıların yayılımına zemin hazırladı.

Aşikar Yazgı

 Doğu Asya’daki bazı gözlemciler batıdaki hükümetlerin koronavirüs salgınını kontrol altına alamamalarının sebebini batı demokrasisinin zayıf ve kırılgan olması ile yorumluyor. Benzer biçimde 16. Yüzyılda Avrupalılar, Bakir Toprak Salgınlarını  kendilerinin manevi ve biyolojik üstünlükleri olarak görüyorlardı. Bu salgınlar onlara göre, Tanrı tarafından Amerika’yı Avrupalıların kontrol etmesi için yaratılmıştı.

 Seyyahlar 1620lerde New England’a vardıklarında yerli nüfusun çoğunun salgın dolayısıyla hayatlarını kaybettiklerini görmüşlerdi. Kıyı boyu terk edilmiş köyler onlar için harika bir yerleşim bölgesi olmuştu. Sanki Tanrı, Seyyahların görevini kutsamıştı.

 Salgınlar bizzat kolonileşmeyi mantıklı hale getirmiştir , en nihayetinde olanlar Tanrı’nın isteğidir. Bu salgınlar Avro-Amerikalılar’ın  kendinlerini suç işlemiş saymadan yerli halkın topraklarını ele geçirmelerine ve kendi yayılımcılıklarını önceden yazılmış bir çeşit kutsal “ Aşikar Yazgı” olarak görmelerine sebep olmuştur.

 Henüz korona virüsün uzun dönem sosyal ve ekonomik etkilerinin ne kadar büyük olacağını bilmiyoruz fakat şunu biliyoruz ki, Bakir Toprak Salgınları beklenmedik sonuçlar doğurdu. Birçok öncü Avrupalı maceraperest, yerli Amerikalıları kendi topraklarında çalıştırabilmeyi bekliyordu. Şeker, kahve ve tütün gibi kazançlı temel ürünleri üretmeye başladıklarında işgücü talebi ciddi ölçüde artmış, yerli popülasyon da istismar edilemeyince Avrupalılar gözlerini Afrika’ya çevirip işgücünü oradan karşılamışlardır.

Atlantik Köle Ticareti

Köle ticareti farklı biçimlerle uzun süredir vardı fakat 17. ve 18. Yüzyılda kullanılan metotların ve ortaya atılan gerekçelerin benzeri daha önce görülmemiştir. Irksal üstünlük konseptine dayandırılan insanların mutlak hakimiyeti (menkul kölelik), bir çok açıdan Bakir Toprak Salgınları’nın bir sonucudur.

 “Alternatif Tarih” zor ve tehlikeli olsa da, Bakir Toprak Salgınları Amerika’yı yakıp kavurmasaydı  modern dünyanın çok farklı şekilde gelişeceği barizdir. Eğer durum böyle olsaydı, Amerikalı uluslar, özellikle Birleşik Devletler, günümüzdeki hali ile ayakta olmazdı.

 18.yüzyılda ortaya çıkan ve o vakitten beri dünyayı rahatsız eden, açıkça tanımlanmış ırkçılık ve Avrupalı üstünlüğü de aynı şekilde gelişmezdi. Ayrıca Amerika’nın doğal zenginliklerinden elde edilen kar olmadan Avrupa, dünyada bu kadar üstün olur muydu bir düşünmeliyiz.

 Bakir Toprak Salgınları olmasa, dünya bambaşka bir yer olurdu. Koronavirüsün de dünyamızı ne denli değiştireceği görülmeyi bekliyor.

Yazar: Matthew Ward

Kaynak: TheConversation

Çeviren: Medet Çınar

Düzenleyen: Can Güzel