Mars’ı gerçekten dünyalaştırabilir miyiz?

Mars’ı gerçekten dünyalaştırabilir miyiz?

Nefesinizi tutmayın.

Mars’ın bizimkinden farklı olmayacak bir şekilde dünyalaştırılması. (Görsel: Daein Ballard)

Neredeyse tüm bilim kurgu hikayeleri Mars’ı dünyalaştırarak onu daha yaşanılabilir bir yer haline getirmeye çalışmakla başlar (ve bazen de böyle sona erer).

Fakat dondurucu sıcaklığı, güneşten uzaklığı ve tozlanma nedeniyle, Mars’ı, Dünya benzeri bir yere dönüştürmek göründüğünden biraz daha zorlu bir süreçtir (hatta zaten oldukça zor görünüyor diyebiliriz).

Ölü bir dünya

Mesele şu ki, Mars eskiden serin bir yerdi. Serin derken, sıcak olmasından söz ediyorum. Milyarlarca yıl önce Mars’ın kalın, karbon zengini atmosferi, sıvı halde bulunan gölleri ve okyanusları ve muhtemelen beyaz kabarık bulutları vardı. Bu, güneşimizin daha küçük ve zayıf olduğu fakat bugünkünden çok daha şiddetli olduğu bir zaman dilimi içerisindeydi- Başka bir ifade ile Güneş sistemimiz, günümüzde yaşam açısından 3 milyar yıl öncesine nazaran çok daha elverişli bir yer haline geldi ve buna rağmen Mars kırmızı ve ölü bir halde.

Ne yazıktır ki, Mars’ın yazgısı en başından beri belliydi. Dünya’dan daha küçük bir boyutta olması gezegenin çok daha hızlı soğuduğu anlamına gelir. Gezegenimizin çekirdeği hala eriyik haldedir ve merkezinde dönen demir zengini bu yapışkan küçük kütle, Dünya’nın güçlü manyetik alanını oluşturmaktadır. Manyetik alan tam olarak, Güneş’ten dışarı doğru püskürtülen, yüksek enerjili ve dinmek bilmez dalgalar olan güneş rüzgarlarını yansıtabilen ve durdurabilen bir güç alanıdır.

Mars soğuduğunda, çekirdeği katı hale geldi ve manyetik alanı yok olup, atmosferi tahrip edici güneş rüzgarlarına maruz kaldı. Yaklaşık 100 milyon yıl içerisinde, güneş rüzgarları Mars atmosferini silip süpürdü. Atmosferik basınç sıfıra yakın bir seviyeye düştüğünde ise okyanuslar kaynayıp yok oldu ve gezegen kurudu.

Bu oldukça cezbedici: Mars daha önce Dünya benzeri bir gezegendi, onu eski şaşalı günlerine döndürmenin bir yolu var mı?

Zıt kutuplar

Şükür ki (ya da maalesef ki, nerden baktığınıza bağlı) biz insanların gezegenleri ısıtma konusunda çokça tecrübesi var. İstemeden, yüzyıllar boyu süren karbon emisyonlarımız sayesinde Dünya’nın yüzey sıcaklığını basit bir sera mekanizması kadar yükselttik. Çok fazla karbondioksiti atmosfere bırakıyoruz, ki bu da güneş ışığını içeri almakta ve termal radyasyonun kaçmasını önlemekte oldukça iyidir, bu nedenle Dünya’nın üzerindeki dev bir görünmez battaniye gibi davranır.

Artan sıcaklık, nemin okyanusları terk etmesine teşvik eder ve atmosferde kendi örtü katmanını oluşturan, sıcaklığı artıran, suyun daha çok buharlaşmasını sağlayan ve gezegenin daha çok ısınmasını sağlayan bir buhar gibi davranır ve siz daha ne olduğunu anlamadan birinci sınıf bir sahil mülkü artık bir yeraltı denizaltı üssü olarak daha uygun bir hale gelmiş olur.

Fakat eğer Dünya üzerinde işe yaradıysa, belki Mars üzerinde de işe yarayabilir. Uzayda tamamen yok olup gittiği için Mars’ın fevkalade atmosferine erişim sağlayamıyoruz; fakat gezegenin kutup bölgelerinde muazzam miktarda donmuş karbondioksit ve su buzu birikintileri var ve daha fazlası yüzeyinin altında­ bulunuyor.

Eğer bir şekilde kutuptaki buzulları eritebilirsek, atmosfere sera etkisi yapabilecek yeterli karbon salınımını sağlayabiliriz. Tek yapmamız gereken şey, arkamıza yaslanıp fiziğin işini yapması ve birkaç yüzyılda Mars’ı daha az kötü bir yere dönüştürmesini izlemek ve beklemek. Maalesef ki bu basit fikir muhtemelen işe yaramayacak.

Radikal fikirler

İlk sorun buzulları eritebilecek gerekli teknolojiyi geliştirmek. Öneriler, kutupların etrafına toz serpmekten (Işığı daha az yansıtmaları ve daha çok ısınmalarını sağlamak için) tutun da kutupların üzerinde yüksek ışıma faaliyeti sağlayan devasa bir uzay aynası inşa etmeye kadar uzanıyor. Fakat tüm bu fikirler, teknolojide radikal sıçramalar ve uzayda şu anda yapabileceğimizin çok ötesinde bir üretim varlığı gerektirir (Bir uzay aynası için, uzayda yaklaşık olarak 200,000 ton kadar alüminyumu kazıp çıkarmamız gerekirdi. Oysa şu anda uzayda kazıp çıkarabileceğimiz alüminyum miktarı… pekâlâ, sıfır ton kadar).

Ve bir diğer talihsiz durum ise Mars’ta ısınma eğilimini tetikleyebilecek yeterli sayıda CO2 (Karbondioksit) olmaması. Şu anda Mars, Dünya’daki deniz seviyesinde bulunan atmosferik basıncın %1’den daha azına sahiptir. Eğer Mars’ta bulunan her bir H2O (Su) ve CO2 (Karbondioksit) molekülünü buharlaştırıp atmosfere salabilseydiniz, Kızıl Gezegen Dünya’daki toplam atmosferik basıncın %2’sine sahip olurdu. Derinizdeki yağ ve terin kaynamasını engellemek için 2 kat daha fazla atmosfere, basınç elbisesine ihtiyaç duymamak için ise 10 kat daha fazla atmosfere ihtiyacınız olurdu. Oksijen yetersizliğinden bahsetmeme gerek bile yok.

Bu kolay erişilebilir sera gazlarının eksikliğini gidermek için bazı radikal fikirler bulunmaktadır. Belki oldukça kirli bir sera gazı olan kloroflorokarbonların salınımını yapmaya adanmış fabrikalar yapabiliriz veya belki de dış Güneş sisteminde bulunan bazı amonyak zengini kuyruklu yıldızları içe doğru itebiliriz. Amonyak harika bir sera görevi görmektedir ve sonunda kendi atmosferimizin büyük bir bölümünü de oluşturan zararsız nitrojene ayrışır.

Farz edelim ki bu fikirlerle ilgili olan teknolojik zorlukların üstesinden geldik. Yine de geride büyük bir engel kalıyor ki o da manyetik alanın noksanlığı. Mars’ı korumadığımız sürece, atmosferine pompaladığımız (veya parçaladığımız) değerli moleküller güneş rüzgarları tarafından yok edilecek. Aynı çöl kumundan piramit yapmaya çalışmak gibi, kolay olmayacak.

Çokça yaratıcı çözüm var. Belki uzaya güneş rüzgarlarını uzak tutacak devasa bir elektromıknatıs yapabiliriz ya da Mars’ı yapay bir Manyetosfer etkisi yaratabilecek bir süper iletken ile çevreleyebiliriz.

Elbette, bu çözümlerin herhangi birini gerçekleştirebilecek yeterli bilgi birikimine sahip değiliz. Gerçekten, Mars’ı dünyalaştırıp daha konuksever bir yer haline getirmeyi hiç başarabilecek miyiz? Tabii ki, bu mümkün –Amacımıza engel olabilecek hiçbir temel bir fizik yasası bulunmuyor.

Fakat, nefesinizi tutmayın.

Yazar: Paul Sutter

Çeviren: Muhammed Hikmet İğdemir

Düzenleyen: Hicriye Alptekin

Kaynak: Live Science

Leave a comment