Marshall Berman ile röportaj: Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor

Marshall Berman ile röportaj: Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor

Jonathan Derbyshire, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor: Modernite Deneyimi kitabının yazarı ile konuşuyor.

Bu ay yeniden yayınlanacak olan Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor adlı kitabınız ilk olarak 1982’de ABD’de Thatcher-Reagan döneminin başlarında yayınlanmıştı. Kitabınızda zamanın üstünlüğü hakkında bir şey mi söylemeye çalışıyordunuz?

Savaş sonrasındaki dönem, patlamaların ve aynı zamanda Yeni Sol’un da sonu olmuştu. Söylemek istediğim şeylerden biri de kısa vadede kaybetmemize rağmen, uzun vadede kazanacağımızdı. “Kitabın” bunu yansıtmasını istedim, bir çeşit halka sesleniş gibi olsun istemedim. Hala olasılıkların olabildiği bir dünya vizyonu yaratmak istedim. Ve bu, temelde hayatın sona erdiği 20. yüzyıl sol görüşlerinden farklıydı.

Düşüncelerinizin çoğu Marx’tan mı geliyor?

Evet, öyle. Aslında Marx’ın düşüncelerinin kesin sınırları olmadığı fikrindeyim: bazen insanları bir fark yaratmak amacıyla harekete geçirmeye çalışıyor ve bazen de örneğin Kapital’in sonu ya da Alman ideolojisi gibi ne yaparsanız yapın bir şeylerin gerçekleşmesine engel olamayacağınızı gösteriyor.

Marx’la ilgili ilginç şeylerden biri çelişkiler içinde yaşayan birisi olmasıdır. Onun kadar zeki birinin olmaması çok kötüydü, Engels fena değildi, ama Marx kadar zeki de değildi. Bu şeyleri atlatacak kimsesi olmaması çok kötü. Ama sanırım bu Darwin için de geçerliydi; Nietzsche ve Freud için de.

Yani Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor aynı zamanda modern şehirleşme hakkında bir kitap.

Doğru. Genişleyen kamu alanından bahseden bir kitap.

Şehir analisti Jane Jacobs hakkında yazıyorsun ve onun New York’a verdiği değer hakkında oldukça kararsızsın.

Sanırım Jacobs için iyi şeyler yapıyorum, yani onu daha geniş bir bağlamda ele aldım. Çalışmasının bir kısmını okudum; 1950’lerden çıkmadığı için dar bakış açısı onu sınırlı kılıyor. Bence Jacobs muhteşem, ama onu daha geniş bir çerçeveye koyarsan daha iyi anlayabilirsin.

Son zamanlarda, Jacobs’un Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Yaşamı adlı kitabında bahsettiği şehir sokağında seks yapılmadığı konusunda bir şeyler yazdım, ne var ki, bunu okuduğunuzda insani hareketlerin olması gereken kadar yoğun olduğunu düşünürdünüz. Ama seks yok, cinsel kıskançlık yok, cinsel rekabet yok, hakaret yok, suç yok.

“Soylulaştırma” kitapta bulunmamaktadır.

“Soylulaştırma” aslında Johnson yönetimi altında 1964’te Washington’daki Konut ve Kalkınma Bakanlığı tarafından bulunmuştur. Fikir, gecekonduları, dağılmış mahalleleri muhteşem şehir evlerine dönüştürmektir. Sonunda bir kilometre karelik bir alanı kaplayan bir banliyöden hiçbir iz kalmaz.

Ve bu durdurulamaz görünüyor.

 Olay şu ki, bir şehir soylulaştırıldığında, onu en çok seven insanlar bunu en zor karşılayabilenlerdir. Ve bu ironinin üstesinden nasıl gelineceğini bilmiyorum. Açıkçası, sol görüşlüler bunun nasıl yapılacağını henüz kavrayamasa da konut piyasasının bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Tek söyleyeceğim şey lütfen bunu soylulaştırma yüksek bir seviyeye ulaşmadan önce yapın.

Son zamanlarda Harlem’de liselerden birindeki bir fuardayken eşime, “Haydi biraz dolaşalım” dedim, çünkü burası kumtaşı ile çevrili güzel bir ara sokakta bulunuyordu, Londra’nın pek çok sokağı gibi yemyeşildi. On yıl önce, bloklaşmalardan geçilmeyen bir kara delik gibiydi buralar. İnsanlarla dolu şehirleri görmeyi severim. Gerçekten iç karartıcı bulduğum şeylerden biri, insanlarla dolup taşma planıyla yapılmış sokakların bomboş kalması. Bu, 1970’lerde New York’ta olan korkunç bir şeydi.

Hâlâ New York’ta mı yaşıyorsun?

Evet, Manhattan’dayız. Yukarı Batı Yakası’nda bir mahallede yaşıyoruz. 1965’te “beyaz göç” esnasında oraya varmıştık (anneme daire bulduğum zaman). Beş yıl sonrasında tamamen farklı bir hayata sahiptik ve annemin de benim de buna maddi gücümüz yetmemişti. Annem Bronx’tan ayrıldığında, Long Island ya da New Jersey yerine Manhattan’a taşınmak istedi.

“Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor: Modernite Deneyimi” nin yeni baskısı Verso tarafından yayınlandı.

Yazar: Jonathan Derbyshire

Kaynak: NewStatesman

Çeviren: Feyza Tevetoğlu

Düzenleyen: Kenan Başgöncü

Leave a comment