Makinedeki adam: bilim kurgu, dil ve Terminal

Makinedeki adam: bilim kurgu, dil ve Terminal

vlcsnap-2018-11-24-15h52m33s690

Tom Hanks, Steven Spielberg’in hicivli hafif komedisi olan Terminal’de, babasına verdiği sözü yerine getirmek isteyen Doğu Avrupalı bir mülteci olan Viktor Navorski’yi canlandırıyor.

Terminal işlek bir havaalanından görüntü ve sesler ile başlar. Kalabalıkta insanlar bir yerden başka bir yere gider, damgalar pasaportlara vurulur ve harfler, uçuş bilgilerini gösteren ekranda ara vermeksizin oynar. Her küçük detay, havaalanının geniş makinesindeki dişlidir ve her dişli verilen görevi yerine getirmek için hassasiyetle tasarlanmıştır. Tik-tak, tik-tak, tik-tak. Bir saat hassasiyetiyle hareket eder, asla şaşmaz, asla yavaşlamaz, asla hızlanmaz. Ta ki, bir şey araya girene kadar. Makine bir arıza çıkarır ve bu arıza bir adamdır.

Terminal 2004’ün sonlarında sinemalarda gösterime girerken bir gümbürtü ile geldi. Tuhaf bir romantik komedi filmi, o yılın popüler filmlerinden (Milyon Dolarlık Bebek büyük ödülleri toplarken, animasyon (İnanılmaz Aile, Şrek 2), fantastik (Harry Potter ve Azkaban Tuzağı) ve süper kahramanlar (Örümcek Adam 2) gişeye yön verdi.) oldukça farklıydı ve Spielberg’in kendisinin hüzünlü ruh hali ile zıt durarak dikkat çekici görünüyordu. Sıkıysa Yakala ( Catch Me If) pamuk şekeri yüzeyini melankolik bir merkezle süslerken, önceki iki filmi ve hemen sonrasında yayınladığı bir tanesi karanlık bilim kurgu sunularıydı: Yapay Zekâ (2001), Azınlık Raporu (2002) ve Dünyalar Savaşı (2005). Neden, bu eğilimin ortasında böyle bambaşka, görünüşte alakasız bir şey piyasaya sürülür ki?

Cevap, Terminal’in etrafını saran bilim kurgu üçlemesinden gerçekten çok farklı olmadığıdır. Evet, filmin bir komedi olduğu ve bu konuda çok geniş kapsamlı olduğu kesinlikle doğrudur: tatlı ve duygusaldır ve kahkahalarının çoğu Tom Hanks’in komik bir aksan yapmasından kaynaklanmıştır. Ama aynı zamanda, tüy kadar hafif harici önerilerden çok daha ciddi ve çok daha karanlık bir şey olduğu da doğrudur. Ne de olsa, çocukken Yahudi aleyhtarının zorbalığına uğrayan bir Yahudi tarafından yönetilen, bir göçmenin soğuk, acımasız Amerika Birleşik Devletleri’ne girişinin reddedilmesi ile ilgili bir filmdir.

O dönemde bir avuç eleştirmen bu karanlık hisleri anladı ve klasik filmler ve edebiyatla olan bağlantılarından söz etti. Örneğin, diğerleri Jacques Tati’nin 1967’deki Oyun Vakti filmi ile olan bağlantılarına değinirken, Empire’dan Ian Nathan Terminal’i Frank Capra ve Franz Kafka’nın bir karışımı olarak adlandırdı. Ancak pek çok eleştirmenin gözden kaçırdığı, Terminal’i anlamak açısından- fazla olmasa da- önemli olan etkileyici bir film vardır: Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar’ı (1936). Her ikisi de yarı bilim kurgudur. Bununla demek istediğim, her iki film de geleneksel olarak bu türle ilişkilendirdiğimiz görsel tuzakları (uzay gemileri, uzaylılar, lazer ışınları) ön plana çıkarmazken, ikisi de bilim kurgunun en büyük tematik kaygısı olan şeye kilitleniyor: insan ve makine arasındaki ilişki. Chaplin’e göre, bu makine sanayileşmeydi ve bir gülümsemenin basit gücü ona karşı en büyük silahtı; Spielberg’e göre ise, kapitalizm ve Amerikan Rüyasıdır; ayrıca savaş alanı da dildir. Her iki durumda da makineye uymanın sonucu insanlıktan uzaklaşma ve empatinin aşınmasıdır.

modern-times-1200-1200-675-675-crop-000000

Küçük Serseri olarak bilinen Charlie Chaplin, Modern Zamanlar’da dev bir makinenin çarkları arasında sıkışır; kendisinin makineleşmeye ve onun insanlığımız üzerindeki etkisine dair ustaca ifadesi.

Terminal’deki makine havaalanının kendisidir ve Spielberg ilk anlarda bu makinenin iki ana karakterimiz üzerindeki hakimiyetini ve etkilerini belirler. Açılış sahnelerinin keşmekeşinden kafamızı kaldırdığımızda ise havaalanı şefi Frank Dixon (Stanley Tucci) etrafı gözetlemektedir. Önüne önceden bir dizi ekran yerleştirilmiştir ve bunları, yasadışı seyahat ettiklerini doğru bir şekilde tespit ettiği bir grup turist de dahil olmak üzere, havaalanının kapılarından içeri giren herkesi teftiş etmek için kullanır. Bunların arasındaki Küçük Serserimiz olan Viktor Navorski (Tom Hanks) ile tanıştırılıyoruz. Pasaportu reddedilir ve ardından havaalanı memurları tarafından kayıt masalarından uzağa götürülür, kordon altına alınır ve mavi şerit ile etrafı çevrilir. Daha sonra onun da kendisi için söylediği gibi “kabul edilemezdir”, o büyük bürokratik makineden atılması gereken bir somun anahtarıdır.

Dil, burada sınır dışı edilmeye çalışılan ve aynı zamanda karşı direniş gösterilen araçtır. Ülkede yeni olan ve İngilizceye aşina olmayan Viktor’un, neler olup bittiği ya da insanların ne dediği hakkında hiçbir fikri yoktur. Dixon’ın ofisine getirilir ve ülkesi Krakozhia’da bir darbe olduğunu söylenir, ancak hiçbir şey kafasına girmez; sadece Dixon’ın telaffuzunu düzeltir ve yakında yola çıkacakmış gibi davranmaya devam eder. Viktor’un cahilliğine karşı kesin bir isyan vardır. Ne söylendiğini anlayamaz, bu yüzden Dixon onun diline duyarlı ve anlayışlı olsa bile Viktor yine de anlayamaz. Tabii ki, Dixon duyarlı ya da anlayışlı değildir. Film boyunca senaristler, Jeff Nathanson ve Sacha Gervasi, Dixon’a bir kitapçıktan okuyormuşçasına robot gibi tekrarladığı, anlaşılamayan bir jargon verir.

“Kötü bir haberim var. Görünüşe göre ülken, hükümetiniz tarafından verilen pasaportlardaki tüm seyahat ayrıcalıklarını askıya almış ve Dışişleri Bakanlığımız, Amerika Birleşik Devletleri’ne girmenizi sağlayacak olan vizeyi iptal etmiş… Ülkenize giren ve çıkan tüm uçuşlar süresiz olarak kapatılmış. Ayrıca yeni hükümet tüm sınırları kapattı, bu da pasaportunuzun ve vizenizin artık geçerli olmadığı anlamına geliyor. Yani şu anda hiçbir yerin vatandaşısınız… Sığınma, mülteci statüsü, geçici koruma statüsü, insani şartlı tahliye veya göçmenlik dışı çalışma, seyahat veya diplomatik vize almak için hakkınız yok. Bunların hiçbiri için hak kazanamazsınız.”

Böyle bir jargon karşısında, kimin yabancı dil konuştuğunu bilmek zor. Elbette, burada iletişim kuruyor gibi görünen, insan gibi görünen tek bir kişi var ve o kişi az önce hiçbir temel insan hakkına sahip olmadığı söylenen adam. Büyük bir terfinin eşiğinde olan Dixon, sorumlu olduğu sistemi muhafaza etmeye o kadar kafayı takmıştır ki, duvarlarının ötesindeki dünyayı anlamaktan acizdir. Viktor’u yolundan çıkarmak için her şeyi göze alır ve bu da onu kendi başının çaresine bakması için bırakmak anlamına gelir. Yalandan empati yaparak, “onun Uluslararası Transit Salonuna girmesine izin vermekten başka seçeneği olmadığını”, “Uluslararası Transit Salonunun sınırları içinde” olduğu sürece “istediği yere gitmekte özgür” olduğunu belirtir. Alan, hareket ve rahatlık, bu üç sözcük öne sürülse de Viktor bunların hepsinden mahrum bırakılır. Bu anlamlı dilin karanlık, neredeyse Orwellyen aşınmasıdır ve bu taşıma bandı dünyasının insanlıktan çıkaran absürtlüğüne vurgu yapar. Makine çalışmaya devam etmelidir, bunu yapmak için çelişkilere ihtiyaç duysa bile.

Müthiş bir sekans halinde, Spielberg ve görüntü yönetmeni Janusz Kaminski, iletişim olmadan bu dünyayı görsel olarak canlandırıyor. Viktor, Dixon’ın ofisinden bir koridora çıkarılır. Parlak beyaz ışıkla aydınlanan ve ayakkabıların yere vurmasıyla çıkan sesler dışında sessizce çekilen bu sahne, Stanley Kubrick’in 2001: Bir Uzay Destanı’ndaki kadar (1968) steril ve robotiktir. Bir anahtar, havaalanının çıkış kapısını elektrikli bir zırıltı ile açar ve Viktor sonunda varış noktasındadır. Yine, tamamen parlak zeminler ve temiz beyaz yüzeyler – iyi yağlanmış bir makine gibi çalışan mükemmel bir minyatür toplum – ve Spielberg onu 56 saniye süren baş döndürücü uzunlukta bir çekimle aktarır ve içerideki her şeyi almaya çalışırken Viktor’un etrafında daireler çizerek döner. Sonunda kendini toparlayarak ne yapması gerektiğini sorar ve basit bir cevap alır: “Burada yapabileceğin sadece bir şey var: alışveriş.” Dixon’a göre, terminaldeki insanlar terfi kazanmak için birer araçtır; onlar para kazanmak için birer araçtır. Taşıma bandı dönmeye devam eder.

Daha sonra Viktor havaalanındaki televizyonda Krakozhia milli marşını duyar ve o anda ne kadar çaresiz bir durumda olduğunu fark eder. Ülkesindeki devrimle ilgili bir haberi izlemek için cihaza koşar, ancak çabucak başka bir habere geçer. Başka bir televizyon arar ve dört tane bulur, ama onlar da değişir. Geniş bir çekim, Viktor’un her iki tarafı yürüyen merdivenlerle çevrili olan merdivenleri çıkışını aktarır; o zaten labirentin içindeki bir sıçandır. Başka bir ekran bulur, ancak ses kısılır ve insanlardan sesi açmalarını istediğinde kimse aldırış etmez. Televizyonun açık ve sesin yüksek olduğu özel bir salona girmeye çalışır, ancak girişi reddedilir, cam kapılar kapanır ve onu Yapay Zeka’daki David’e benzer farklı bir şeye dönüştürür. Tüm televizyonlar, tüm insanlar, tüm iletişim olanakları vardır, ama hiçbir şey Viktor’a yardım edemez. Chaplin’in ona mısır yediren makineye ayak uydurmak için çabalaması gibi, teknoloji yaygındır burada ama dil ve iletişim eksiktir.

Başka bir uzun çekim, sekansı sona erdirir. Kayıp ve yalnız olan, kimsenin yardım etmeye ve hatta konuşmaya bile gönüllü olmadığı Viktor, salonun ortasında tutuk bir şekilde durur. Spielberg yakın çekime başlar ve yavaşça 28 saniye boyunca aşırı geniş bir çekimle hareket eder, o kadar ileri gider ki Viktor artık görülemez bile. O, yaşayanlar arasında bir hayalettir, ebedi bir gürültü dünyasında bir dilsizdir ve bu makinenin dişlerinde, Küçük Serseri’nin dişlilerde kayboluşu gibi, o da kayıptır.

https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-24-15h48m58s696-400x225.png https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-24-15h49m22s595-400x225.png

https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-24-15h50m49s170-400x225.png https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-24-15h51m21s833-400x225.png

https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-24-15h51m41s968-400x225.png https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-24-15h53m58s718-400x225.png

Bu dişlerin ısırmasını sağlayan, havaalanını yöneten kural ve yönetmeliklerdir. Bunlar makinenin baskıcı dilinin başka bir biçimidir ve Viktor üzerinde doğrudan bir etkisi vardır. Evi, parası ve hakları olmadan, terminalde yaşaması için terkedilir ve biraz uyuyarak elinden geldiğince hayatta kalmaya çalışır. Dahası, bu basit görev bile problemlerle doludur: koltuk sıraları birbirine cıvatayla tutturulmuştur ve koltukların kolları – tabii ki tasarımından dolayı – uzanmayı imkansız kılar. Ancak Viktor mağlup olmayacaktır. Bir isviçre çakısı kullanarak kolları söker ve geçici bir yatak yapmak için sıraları bir araya getirir. Işıklar ve ardı arkası kesilmeyen müzik sorun olmaya devam eder, ancak Viktor sigorta kutusunu bulup fişi çekerek tekrar yenilik yapar. Bu, çoğu kişi için küçük bir zafer olsa da gününün şartlarında, Viktor için büyük bir zaferdir.

Aynı zamanda önemli, yasal bir zaferdir. Hangi haksızlığa uğrarsa uğrasın Viktor asla kanunu çiğnemez; sonuçta o bir iletişimci ve bu onun yeni evinin dilidir. Koltuklarla olan numarası barbarlık olarak değerlendirilemez çünkü havaalanının o bölgesi zaten yapım aşamasındadır. Fişi çekmek de barbarlık değildir; sabah olduğunda hepsini tekrar takabilir. Şunları defalarca yapar: terminalin yemek katındaki ücretsiz çeşniler arasından bir şeyler yer ve bir bavul taşıma arabası geri getirildiğinde bozuk para fışkırtan bir makineden para kazanır. Kendisine yasalara uygun şekilde küçük bir hayat kurmak için etrafında ne varsa kullanır ve film ilerledikçe, bu mikrokozmik toplumda bir kusurdan ziyade mükemmel işleyen bir kod satırı olan örnek bir vatandaş haline gelir.

Herhangi bir istenmeyen olayın terfisini riske atacağını bilen Dixon da yasaya bağlı kalır, ancak Viktor iletişim kurmak için terminalin dilini kullanırken, Dixon onu geri püskürtmek için kullanır. Viktor’dan bir an önce kurtulmak ister ve ona, eğer kabul edilirse hızlıca tutuklanmasına ve sınır dışı edilmesine yol açacak olan New York’a girişi teklif eder. Plan yapılırken, Spielberg Dixon’ı bir cam levhanın içine koyar. Bu, Spielberg’in, savunduğu sistemin fiziksel bir göstergesi olarak, soğuk, kırık, hatta robotik görünmesini sağlamak için, camdaki yansımayı, ışığı ve işaretleri kullanarak kötü adam imajı ile oynamasını sağlar. Yine, Spielberg’in Yapay Zeka’sındaki David ve Azınlık Raporu’ndaki John Anderton betimlemesini hatırlatıyoruz. Teknolojinin düşüncesizce otomatikleşmesi, bu karakterleri yabancılaştırdı, bu konuda Dixon’ı yabancılaştıran açgözlülük ve hırsın sebep olduğu düşüncesiz ahlaksızlığıdır.

Ancak plan faaliyete geçirildiğinde kimin son gülen olacağı bellidir. Üçkâğıda getirildiğini bilen Viktor çıkmayı reddeder ve bunun yerine Dixon’ın onu gözetlemek için kullandığı kapalı devre televizyon kameralarına “ Bekliyorum! Bekliyorum!” diye haykırır. Spielberg, Dixon ve ekibi Viktor’un meydan okumasını bir dizi televizyon ekranında izlerken havaalanının komuta merkezinin içindeki anı çeker. Yüzü her ekranda vardır, defalarca tekrarlar ki böylece Dixon’ın görebileceği tek şey o olur. Viktor bir kez daha kendisini içinde bulduğu makinenin parçalarını zayıflatmak için kullanır. Bu arada Dixon’un önüne geçilmiş olur ve kendisi, manipüle etmeye çalıştığı makine aracılığıyla alay konusu olur.

https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-26-19h53m27s946.png https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-26-19h53m39s960.png https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-26-19h53m59s516.png https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-26-19h54m36s314.png https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-26-19h54m21s691.png https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2018/11/vlcsnap-2018-11-26-20h01m17s957.png

Viktor havaalanında zaman geçirdikçe, uyum sağlamaya zorlanır – en önemlisi de İngilizce öğrenmeye – ama elindeki sınırlı kaynaklarla doğaçlama yapmak zorundadır. Bir sahnede, kelimeleri karşılaştırabilmesi için hem İngilizce hem de onun anadilinde olan New York seyahat rehberi satın alır. Bir başka sahnede, haber kanallarında kayan yazı bantlarını takip eder, okuyabildiği kelimeleri okur ve onları aklına kazır. Öğrendiği kelimelerin yapısı tesadüfi değildir: Friends adındaki televizyon dizisinden bahseden kitap, Krakozhia’daki olaylara değinen kayan yazı bantları. Arkadaşlar, aile, ev rahatlığı. Viktor için bu kelimeler içtenliktir; ama terminalin makineleri için, herhangi bir şeydir.

Bavul taşıma arabasından kazandığı geliri Dixon tarafından kesilen Viktor bir iş bulmaya çalışır, ancak mikro toplumun dilsel tuzakları onu bir kez daha bastırır. Bir mağaza sahibi tarafından yerel halktan olup olmadığı sorulduğunda, 67.Kapı’da yaşadığını söyler: doğru ama kahkahalara neden olan bir cevaptır. Bir saat mağazasına gittiğinde, sosyal güvenlik numarası ve ehliyet numarası istenirken, Discovery Channel mağazası bir posta adresi ve telefon numarası istemekte ısrar eder. Elbette Viktor bunların hiçbirini veremez. İş aramazken, havaalanından hukuki bir yolla çıkmak için başvurmaya ve reddedilmeye devam eder. Memur Dolores Torres (Zoe Saldana) Viktor’un zor durumuna sempati duyar, ancak o işinin taleplerine bağlıdır. Terminalde, Viktor’un sözlerinin sıcaklığı kod numaralarının, formların ve damgaların içerisinde donup kalır. Katı. Soğuk. Tam anlamıyla acımasızdırlar. Dil, iletişim veya merhamet değil, bir kontrol aracıdır.

Sonrasında, Viktor bir iş bulduğundaysa da bunun bürokrasinin etrafında gezinmesinden olmasına şaşmamalı. Bir işe başvurmak yerine, yapılması gereken bazı el işçiliklerini görür ve kolayca yapar: kendi kendini yetiştirmiş bir adam için kendi imkanları ile oluşturulan bir iş. Elbette başka bir adamın onu görevden almaya çalışması çok uzun sürmez. Havaalanı denetlemesi yaklaşırken ve o anda kârlı bir şekilde çalışan Viktor’un işi iyi giderken, Dixon yapabileceği tek şeyi yapar: Viktor’u bir yere kilitler. Amirine telefonda “Milliyeti yok, ülkesi yok, yani otomatik olarak madde 2.12 hakkında yorumuma göre ulusal güvenlik riski taşıyor” der. “Yani tek istediğim, onu federal bir cezaevine koymanız ve hakkında bir soruşturma yapmanız.”

Baskı yapmak için daha fazla jargon, daha fazla kural, daha fazla kelime kullanılır. Bu Dixon için standart çalışma prosedürüdür ve Spielberg bir kez daha onu makinelerin duygusuz işleyişi ile bağdaştırmak için teknolojiyi kullanır. Dixon davranışlarını haklı gösterirken, Viktor’un tutulduğu hücredeki görüntüleri oynatan bir televizyon ekranının yanında durur. Viktor da filmde daha önce yaptığı gibi, onu izleyen kameranın yakınında durur. Teknolojiye hapsedilir ama Spielberg çıkış yolundaki mücadelesine yardım etmek için komediyi kullanır. Sağına, yani doğrudan Dixon’a bakar. Bu aptalca ve biraz da anlamsız bir an, (Viktor, Dixon’ın bu konumda durduğunu bilemez, bu yüzden gerçekten neye bakıyor?) ancak Spielberg’in oynadığı bilim kurgu düşüncelerine bağlanır. Dixon’ın makinesi geriye dönüp ona bakar ve sonunda onu kapar.

vlcsnap-2018-11-27-20h09m40s368

Viktor ve Dixon, Terminal’den şaşırtıcı bir şekilde gerçeküstü bir anda bir televizyon ekranından yüz yüze geliyorlar

Film devam ettikçe, Dixon’un üzerindeki baskı yığılmaya başlar. Havaalanında bir teftiş vardır ve her şeyin mükemmel olmasını ister: terfisi buna bağlıdır. Denetim ekibine tesislerin etrafında rehberlik ettiği ve cevizlere gizlenmiş kokaini kaçırmaya çalışan bir uyuşturucu satıcısına engel olduğu için işler oldukça iyi gidiyor gibi görünür. Bunu yaparken kişiliğinin belirgin bir özelliği olan soğuk ve mekanik bir şekilde konuşmaya devam eder ve gruba, “Günde uçak başına 37 dakika ve yolcu başına yaklaşık 60 saniyelik bir işlem süresiyle, yaklaşık 600 uçağın işlemini yapıyoruz.” Viktor o esnada hala kilitlidir, ancak kısa süre sonra zorunlu olarak serbest bırakılması gerekir ve bu da Dixon’ı tekrar sıkıntıya sokması için bir fırsat daha yaratır.

Rus bir adam, ABD’de yasaklanan ve hasta babası için getirdiği ilaçla havaalanına gelir. Adam yalvarır, ancak Dixon ısrarcıdır: “bu ülkeden ilaç çıkartmak için uygun formunun olması gerekiyor, ilaç satın alma lisansının olması gerekiyor.” Her zamanki gibi, hiç merhamet ve insanlık göstermez, sadece jargon ve yönetmeliklere bağlı olan bir azim. Ama Viktor şimdi hücresinden çıkmıştır ve çevirmen gibi davranarak durumu tersine çevirir. Adam alıp götürülürken, Viktor, başlangıçta lehçeyi yanlış anladığını ve onun dilindeki “baba” kelimesinin “keçi” kelimesine benzediğini söyleyerek durumu kurtarır. Hayvanlar için olan ilaçlar, insanlar için olanlar ile aynı yetki kapsamı dâhilinde değildir, bu nedenle bu basit “yanlış anlama”, adamın hapları tutabileceği anlamına gelir. Dixon’ın da belirttiği gibi, Viktor göçmen formlarını okuyor ve sistemin kurallarını ona karşı kullanıyordu. Viktor’un yasayı çiğnemeye yaklaştığı tek an budur ama bunu faydalı gerekçelerle yapar: alıkoyulmamaya, iletişim kurmaya, kontrol edilmemeye yardımcı olmak için.

Bu isyan hareketi en sonunda Dixon’ın maskesinin düşmesine sebep olur. Öfkeyle, Viktor’u yakalar ve onu bir fotokopi makinesinin üzerinde tutar (Dixon yine teknoloji ile bağlantılı) ve onu sınır dışı etmekle tehdit eder. Jargon ve kurallar gider, yerini Viktor’un gösterdiği sadeliğe daha çok benzeyen türde daha basit bir dil alır, ama çok daha öfkeli ve şiddetlisi. Viktor’a “Benimle savaşmaya kalkarsan, Amerika ile de savaşırsın.” der. “Ve sonra, bu savaş bittiğinde, Sam Amca poposunu iki katlı Charmin ile silerken, Krakozhia halkının ucuz tuvalet kâğıdı için neden sırada beklediğini anlayacaksın.” Üstleri tarafından fark edilir ve terfisinin şu anda risk altında olduğunu anlar.

Öte yandan, Viktor ise bir halk kahramanına dönüşür. Kendini feda ettiği anı ve (en önemlisi Spielberg için) dil engelleri arasındaki iletişimi onu bir ikon olarak tanıtır. Bu kelime sözlü gelenek yoluyla yayılır. Çalışanlar yaşanan hikayeleri dinlemek için toplanır ve bu hikayeler büyük abartılar olsa da bu amacın bir parçasıdır. Kelimeler doğru şekilde kullanıldığında güçtür: duvarlar yapmak yerine boşlukları doldurmak. Zaferin sembolü olarak buna dikkat çekilir: Dixon onu boğazından yakaladığında çekilen Viktor’un elinin fotokopisi. Güçlü bir imaj: isyan, dostluk ve Spielberg’in kariyeri. E.T. ve Schindler’in Listesi için olan pazarlama kampanyalarında bir şeye uzanan açık eller ciddi ölçüde ön plana çıkarılmıştır ve bu fotokopi Viktor için bir tür afiş haline gelir. Kim olduğu tek bir görüntüde anlaşılır ve dilin gücü hakkında temel bir gerçeği aktarır.

vlcsnap-2019-01-13-14h25m50s524

Navorski’nin Eli, Terminal’in hikayesi gözler önüne serildikçe, Dixon’ın asla anlayamayacağı bir iletişim ve merhamet duygusunu temsil eden bir sembol haline gelir

Filmin son perdesinin başlamasıyla, sonunda Viktor’un çabalarının ne için olduğunu görüyoruz: babasına ait olan caz müzisyenlerinin imzaları. Koleksiyonda, Art Kane’in 1958 “Harlem’de Harika Bir Gün” adlı ikonik fotoğrafında yer alan müzisyenlerin her birinin imzaları vardır, biri hariç. Benny Golson yoktur ve Viktor bir Golson gösterisine katılmak, seti tamamlamak ve babasını onore etmek için Amerika’ya gelmiştir. Bu, Spielberg, Nathanson ve Gervasi’nin Terminal’in sunduğu bilim kurgu konseptlerini vurgulamak için dili kullandıkları bir başka andır. Viktor’un en değerli şeyi, terminalin aletleriyle tamamen ters düşer. Viktor video monitörleri yerine fotoğrafları parçalar. Damgalar yerine elle yazılmış notları vardır. Otomatikleştirilmiş bir hayata karşı manuel bir hayat ve Dixon bir kez daha Viktor’un planına taş koymak için geri döner (eğer Viktor söylendiği gibi yapmazsa, arkadaşlarını sınır dışı etmekle tehdit eder), filmin açılışında gördüğümüz uçuş bilgilerini gösteren ekranı tekrar görüyoruz. Harfler dönüyor, kelimeler değişiyor. Dixon, terminal, yani makine gibi bir hayat yine kazanır, ama sadece kısa bir süreliğine.

Kısa bir süre sonra, Viktor’un arkadaşlarından biri, rüşvetçi bir polis memuruna saldırdıktan sonra evinden kaçan yaşlı bir Hintli Gupta, Krakozhia’ya giden uçağı pistte tutarak kendini feda eder. Bu, makineye karşı gerçek bir insan anıdır ve aynı zamanda tutuklanmasına ve kesinlikle sınır dışı edilmesine sebep olan bir suçtur. Ama bu deliliğin arkasında bir plan vardır. Şimdi uçuş ertelenmiştir ve Dixon’ın tehditleri kısmen geçerliliğini yitirmiştir, Viktor bunun için koşar. Dixon, havaalanının komuta merkezinden memurlarına öfkeyle emirler yağdırırken, o da terminalin kapılarına yönelir. Ama artık devir değişmiştir. Viktor kapılara doğru ilerlerken, Spielberg, Viktor ilk geldiğinde kullandığı çekimleri yansıtır, ama şimdi yalnız olmak yerine edindiği arkadaşları tarafından takip ediliyor, hepsi hediyeler veriyor ve üzgün veda çığlıkları atıyorlardır. Viktor hakkındaki hikayeler, sistemin mekanik büyüsünü bozdu çünkü bu hikayeler, dili bağlantı olarak tasvir ediyor ve iletişimi uyumluluk üzerinde konumlandırıyorlar.

Memurlar yetişir, ama onu durdurmak yerine gitmesine izin verirler. Viktor özgür bir adamdır ve o yola koyulurken, Spielberg onu Dixon’ın önceki çekimlerinin yansıması ile cam kapılarda gösterir. Gözlerini kapatır ve karlı bir şehrin soğuk havasını ilk kez solur. Kamera, Viktor’un varış sekansının bir başka hatırlatıcısı olarak dışarı çıkar (bu sefer 58 saniyelik uzaktan uzun çekim yapılır) ve trafik taksilerle tıkanırken, Spielberg bunu iyi bir şey olarak kullanır. İşte sonunda, bu hayattır, harekettir, geçiştir… Viktor terminalin dişlerinden kaçmış ve sonunda görevini tamamlayabilmiştir. Benny Golson ile tanışır ve ironik bir şekilde müzisyen performansını sergilerken beklemek zorundadır. Ama havaalanında bekleyişinin tam aksine, bu seferki hiç de fena değildir. Filmin mesajını veren Spielberg ve Kaminski, Golson’u eşsiz turuncu bir parıltıyla yıkarken, gözyaşları içinde olan Viktor onu izler. Bu, notaların harflerin yerini aldığı ve melodilerin cümlelerin yerini aldığı başka bir dil türüdür, ancak iletişimin güzelliği ve hareket etme, canlandırma ve değiştirme gücü olduğu gibi kalır.

https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2019/01/vlcsnap-2019-01-19-14h45m20s356.png

https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2019/01/vlcsnap-2019-01-19-14h45m20s356.png https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2019/01/vlcsnap-2019-01-19-14h45m28s584.png https://fromdirectorstevenspielberg.com/wp-content/uploads/2019/01/vlcsnap-2019-01-19-14h45m37s431.png

Görevi tamamlanan Viktor bir taksi çevirir ve ona nereye gitmek istediği sorulur. Spielberg son çekimine geçmeden önce o “Eve gidiyorum” der: Times Meydanı’nın geceleri aydınlatılan sıcak ve güzel bir görüntüsü. Tatlı bir an, ama aynı zamanda beklenmedik bir anda atılan Spielberg yumruğu. Önceki üç 2000’ler bilim kurguları ve 2000 sonrası filmlerinin çoğu gibi, bu mutlu final de belli bir kaygıyı maskeler. Bu çekim, terminalin geniş çekimlerini yansıtır ve mesaj açıkça görünür. New York ve bir bütün olarak Amerika Birleşik Devletleri bir zamanlar “yorgun, fakir, özgürce nefes almak için can atan kalabalık kitlelere” ev sahipliği yapıyordu. Ancak iletişimin bağlantıyı güçlendirmekten ziyade boğduğu makineleşmiş bir dünyada, bu insanlar artık kesinlikle evde değiller.

Yazar: From Director Steven Spielberg yazarları

Çeviren: Ayşe Gündüz

Düzenleyen: Büşra Sena Abacık

Kaynak: From Director Steven Spielberg

Leave a comment