Lyonesse: Tufan efsanesinin geçmişini araştırmak

Lyonesse: Tufan efsanesinin geçmişini araştırmak

Ünlü Halk bilimci Pollyanna; saklı halk hikayeleri ve halk geleneklerinin yanı sıra geceleri ortaya çıkan şeyler hakkında yazılar yazmaktan da keyif alıyor.

Original Artwork © Pollyanna Jones 2021

Original Artwork © Pollyanna Jones 2021

Scilly Adaları

Britanya Adaları’ndaki Cornwall kıyısına yirmi sekiz kilometre uzaklıkta yer alan Scilly Adaları, Atlantik’in dalgaları üzerinde kendini gösterir. Land’s End’in bir ucundan güneybatıya doğru uzanan Adalar, Britanya “Kelt” krallıklarından biri olan Cornwall Dükalığı’nın parçası olarak kabul edilir.

Yine Taş Devri’nden bu yana yerleşik hayatın var olduğu Adalar, belirginliğini koruyan pek çok eski zaman kalıntısı ile buram buram tarih kokar. Yaklaşık 140 adadan oluşan Scilly Adaları içerisinde, diğerlerine göre daha uzun beş ada bulunur. Bunlar; St Mary’s Tresco, St Agnes, Bryher ve St Martin’s adalarıdır.

Rüzgarlar, uçsuz bucaksız okyanus üzerinde batıdan estiğinde, adada kimi zaman Atlantik kasırgaları oluşur. Bu kasırgalar tahribata yol açmakla birlikte, daha önceden kumun altına gizlenmiş geçmişe ait kalıntıları ortaya çıkarabilir.

Aynı deniz rüzgarları ve denizel iklim, don oluşumunun ve kar yağışının nadiren görüldüğü anlamını taşır; böylece ada sakinleri, sene içerisinde ilerleyen zamanlarda, ana kara üzerinde ekip dikebilecekleri mahsuller yetiştirebilir. Birçok bahçede göze çarpan palmiyeler ve tropikal bitkiler ile beraber, Adalarda ılıman iklim koşulları hakimdir.

Adalar vahşi yaşamları ile tanınmakla birlikte, kuş gözlemcilerinin uğrak noktasıdır. Ayrıca, 1970’li yıllarda ana kara ve kıta üzerinde karaağaç türünün kitlesel imhasına yol açan Hollanda Karaağaç hastalığından sonra, Avrupa’da karaağaç ormanıyla karşılaşabileceğiniz son mekanlardan biridir.

Vapurla Cornwall ana karası üzerindeki Penzance kasabasından geçerek, iki saat içerisinde Adalara ulaşabilirsiniz.

Mitolojide; Cornwall kıyısında dalgaların altında sırra kadem basmış bir krallıktan ve Lord’s End kıyısında sakin bir günde dalgaların altından belirli belirsiz duyulan kilisenin çan seslerinden söz edilir.

Cornwall ve Artur Efsanesi arasındaki güçlü bağlantıyı göz önünde bulundurduğumuzda, Scilly Adaları’nın dillere destan Lyonesse krallığının kalıntıları olması mümkün müdür?

lyonesse-exploring-the-origins-of-the-flood-myth.jpg

Scilly Adaları’nı, Cornwall’ı ve Britanya Adalarının en güneybatı noktasını gösteren fotoğraf

Lyonesse’le olan bağlantılar

Lord Tennyson, “Kralın İdilleri” adlı Artur destanında bu gizemli topraklara değinmiş; Lyonesse topraklarını, Artur’un rakibi Mordred ile son savaşını verdiği yer olarak tanımlamıştır;

“Sonra Kral doğruldu, gece vaktinde ev sahibini olduğu yerden kaldırdı

Yavaş yavaş geri püskürttü Sir Mordred’ı

Lyoness’in gün batımı sınırına-

Uçurumdan olma eski cennet diyarına

And olsun, savurarak esip dağıtan rüzgarlara;

Unutulan halkların zerreciklerinin olduğu yerde,

Uzun uzun dağlar kaybolur

Sürekli değişen, uzak sahillerde

İnleyen bir denizin hayalet çemberine”

Mitolojide, bu toprakların Cornwall kıyısında yer aldığına değinilir hatta çoğu kişi Lyoness’in, ana kara ile Scilly Adaları arasında sırra kadem basmış topraklar üzerinde yer aldığını düşünür.

Bazıları ise, Lyoness’ten geriye kalanların söz konusu adalar ve Yedi Kaya Resifleri’nden ibaret olduğuna, bunların da uzun zaman önce sular altında kalmış olan dünyanın tepe noktasında yer aldığına inanır.

William Worcerster, onbeşinci yüzyılda kaleme aldığı “Itinerary” adlı kitabında kayıp toprakları anlatır ve şöyle der, “şu an yiyecekler, araziler ve 140 bölge kilisesi Dağ ve Scilly Adaları’nın arasında suyun altına gömülmüş vaziyette.”

1584 yılında, topograf John Norden “Description of Cornwall” adlı kitabında bu denizaltı alemine yer verir ve şöyle der: “Gelenekler sayesinde günümüze kadar ulaştı, bu geleneğe göre, Çıkıntının büyük bir kısmı çağlayan denizin kırlangıçlarıdır; yani, Lyoness Ülkesiyle birlikte diğer topraklar, orada olan toprakların arasında uzanıp gider ve Scilly Adaları’nda son bulur.”

Yüklenen görüntü

Samson Adası’ndaki Odalı Mezar

Tarihten gelen ipuçları

Su altında bulunan ve kıyı çevresinden de görülebilen umut verici kalıntılarla beraber, Scilly Adaları’ndaki deniz seviyesi yıllar geçtikçe belirgin şekilde değişiklik gösterdi. Neolitik Çağ höyükleri manzarayı güzelleştirirken eski insanlardan kalan izler denizin alçalmasıyla görünür hale gelebiliyor.

Romalılar; Scilly Adaları’nın nasıl tek bir ana karadan oluştuğu, suların yükseldiği ilkbahar ve sonbahar ekinokslarında, deniz alçalmasıyla ortaya çıkan düzlükler üzerinde adadan adaya halen nasıl yürünebildiğiyle ilgili dördüncü yüzyılın sonlarına doğru yazılar yazdı.

Antikacı William Borlase, Samson Adası içerisinde yer alan Samson Düzlüğü’ndeki kıyıdan geçen taş çizgileri başta olmak üzere, Scilly Adası üzerindeki kalıntıları inceledi. 1753 yılında yazdığı yazıda, söz konusu kalıntıların insanlar tarafından oluşturulduğuna yönelik inancından bahsetti. Yine 1920’li yıllarda aynı bölgede sonradan yapılan çalışmalarla birlikte, bu kalıntıların Bronz Çağı’ndan kalma alan sınırları olduğu sonucuna varılmış; önceden, toprakların bugüne kıyasla daha öteye uzandığı inancına bir kanıt olarak eklenmiş.

lyonesse-exploring-the-origins-of-the-flood-myth (1).jpg

Samson Düzlüğü’nün su altı arkeolojik bulgularına ait havadan çekilmiş fotoğraf. Görsel kaynak: CISMAS

Büyük erime

Modern deniz bilimciler, deniz seviyesinin son 3.000 yılda 4 metreden fazla yükselmiş olabileceğini; deniz seviyesindeki değişimlerin, Britanya Adaları’ndaki deniz seviyesinde görülen bilindik değişimlerle benzer özelikler taşıması nedeniyle Samson kıyılarındaki kalıntıların balık tuzakları olduğunu öne sürdü.

Nitekim, hesaba katılması gereken bir diğer faktör suya batıştır. Son Buzul Çağı’nda eriyen buzullarla birlikte, Britanya’nın güney sahilleri de suya gömülmeye başladı. Bu, günümüzde halen gerçekleşen bir olgudur [1].

Modern Avrupa ile Britanya Adaları’nın arasında yer alan ve dalgaların altında kaybolan pek çok kara kütlesiyle beraber, Buzul Çağı’nın sonunda büyük bir sel olduğunu tarihsel açıdan anlıyoruz.

Yüklenen görüntü

Yaklaşık 15.000 yıl önceki Avrupa Kara Kütlesini gösteren fotoğraf. Cornwall kıyısı üzerinde kalan topraklar, bu noktada deniz seviyesinin üzerinde olabilirdi.

Wikimedia Commons

Kanıt peşinde

Kayıp Lyoness topraklarının harita üzerindeki yerini saptamak için daha güçlü kanıtlara ihtiyaç duymakla birlikte, gerçekte böyle bir yerin var olduğunu ispatlamak zorundayız. Richard Carew, kayıp toprağın coğrafi konumuyla ilgili 1586 yılında detaylı olarak şunları yazdı [2]:

“… Lioness diye bir yer vardı, kanıtları da halen duruyor. Land’s End ve Scilly Adaları’nın arasındaki yaklaşık otuz kilometrelik mesafe, Cornish Lethowsow’da bugüne dek ismen korunmuş; eşit derecede kırk ya da altmış kulaç sayesinde (denizin özel egemenliği içerisinde, alışılmışın dışında bir durum) sürekli taşınmış; unutmayın, yarı yolda bir kaya var, sular yükselince ortaya çıkmış… İngilizler ona Yedi-Taş demiş.”

Görünüşe göre Lethowsow’da anlatılanlarla, yerli balıkçıların anlattıkları birbiriyle örtüşüyor. Cornish dilindeki adıyla, Yedi Kaya Resifleri’ne Tregva bölgesi denirdi; Tregva kendi dillerinde “Konut” demekmiş. Kapı ya da cam parçalarının balıkçıların ağlarına ve oltalarına nasıl takıldığıyla ilgili hikayeler anlatılırdı; şüphesiz, bunlar dalgaların altında sırra kadem basmış bir medeniyetten geriye kalan izlerdi.

Penzance kasabasının yakınlarındaki Mount Körfezi’nde, deniz seviyesinde meydana gelen değişimlerle ilgili daha fazla kanıt bulabilir; denizin alçalmasıyla birlikte, sular altında kalmış ormana ait kalıntıları görebilirsiniz. Körfezin bulunduğu yerden hızla yükselen St Michael Dağı’nın Cornish dilindeki adı, modern ziyaretçileri selamlarken bambaşka bir boyut kazanıyor. “Carrack Looz en Cooz”, “sandığın içerisindeki gri kaya” olarak çevriliyor.

1860’lı yıllarda Robert Hunt’un anlattıkları da işin içerisine giriyor. Hunt, öğrencilik yıllarında okul arkadaşlarıyla birlikte taşlaşan ormanı görüp, kuma gömülü yaprakları ve kayın ağacı fıstıklarını toplamak için denizin alçaldığı zamanlarda körfezde nasıl gezindiğini anlatıyor.

On dokuzuncu yüzyıldan günümüze fıstıkların ve yaprakların ulaşmış ya da ulaşmamış olması fark etmeksizin, şu an Longrock Foreshore olarak bilinen yerde tahta parçalarını ve ağaç kütüklerini görebilirsiniz.

lyonesse-exploring-the-origins-of-the-flood-myth (2).jpg

Trevillion Sel’den Kaçarken

Legend Land, 2.Cilt (1992) [3]

Lethowsow efsanesi

Fakat bütün bunlar bir efsaneden ibaret, işte sorun tam da burada başlıyor.

Lethowsow ve Lyonesse efsanesi, St Michael Dağı’ndaki manastıra yerleşen Benedictine papazları tarafından taşınmış olabilir. Bu papazların, Fransa’nın Finistère ve Bretonya şehirlerinde yer alan Fransız rahibe okulu Mont-St-Michael ile güçlü bağlantıları vardı.

Fransa’nın kuzeybatı sahillerinde yer alan “Kel” krallığı bölgesinin; kendine özgü bir kültürü, diyalekti ve adeti vardır.

Breton mitolojisinde, Ker-Îs adındaki şehirden bahsedilir; bu şehir Douarnenez Körfezi’nde suların altına gömülmüştür.

Bu hikâyede, büyük bir sel felaketi sonucunda şehrin nasıl zarar gördüğüne ve tek felaketzede Kral Gradlon’un, atına binerek tufandan nasıl kaçtığına değinilir. Cornish hikayesinde ise, Trevilian isimli adamın dalgaların önünde duran beyaz atı üzerinde dört nala koşarak, Lethowsow tufanından kaçışı anlatılır.

“Finistère” ile kastedilenin “Land’s End” olduğu unutulmamalıdır.

Yine Breton hikayesinde, Ker-Îs şehrinin günün birinde nasıl yeniden ortaya çıkacağı ele alınır. Buna göre; dalgaların altından beliren katedral kulesini görüp, çan seslerini duyan ilk kişi şehrin kralı olacaktır. Tıpkı Ker- Îs gibi, Lyoness’in de bir gün tekrar ortaya çıkacağı söylenir; hatta kayıp topraklardaki kilise çanlarının dalgaların altından nasıl duyulabileceğini konu edinmiş mitolojide, bununla ilgili açıklamalar bulunur.

Görünüşe göre bunların her ikisi, aynı hikayenin bölgesel varyasyonlarıdır.

Yüklenen görüntü

St Michael Dağı, Cornwall

Fotoğraf: Jim Champion, Wikimedia Commons

İlk zamanlardan bu yana nüfusun yoğun olmasına karşın, günümüzde Bretonya olarak bildiğimiz bölgeye, Romalılar Armorica derdi. Britanya Adaları’ndan geri çekildikten sonra bölgeye yerleşen orduya, Briton askerleri 4. yüzyılda kabul edildi.

İkinci dalga Briton göçmenleri hem istilacı Anglo-Saxonlardan hem de yağmacı İrlandalılardan kaçarak, 5.yüzyılda Cornwall’a geldi. Bu durum, Galli yazarlar Gildas ve Nennius tarafından belgelenmiş olsa bile; Historia Brittonum adlı eserde kayıtlı ilk açıklamalara göre, bahsi geçen göçlerin yaşandığı modern arkeoloji sayesinde ispatlamıştır.

Kültürlerinin ele geçirilmiş olması nedeniyle Briton toplumu, Bretonlar olarak tanınmaya başladı. Kendi dilleri “Bretoncanın” Gal ve Cornish dilleriyle pek çok benzerliğe sahip olduğunu ve Brittonik dil şemsiyesi çerisinde yer aldığını belirtmekte yarar vardır.

Lyoness efsanesi, Bretonlar’la birlikte Cornwall’dan dışarı mı yayıldı? Acaba kayıp toprak kavramının, Brittany’den dışarı yayılmasında Cornwall’a yerleşen papazların etkisi var mıydı?

lyonesse-exploring-the-origins-of-the-flood-myth (3).jpg

Mont St Michael, Brittany

Fotoğraf: Diliff, Wikimedia Commons

Göz önünde bulundurulması gereken son husus; Orta Çağ tarihçilerinin, bir yanılgı sonucunda Lethowsow ve Lyoness efsaneleri arasında alaka kurulduğuna inanıyor oluşudur. Artur hikayesinde, kahramanımız Tristan Kral Mark’ın yeğeni; amcasının genç eşi İsolde’nin sevgilisiydi. “Tristan ve İsolde’nin” ilk örneklerinde, Trista’nın ana vatanı “Leonois” olarak geçer; bu, İskoçya’daki Lothian bölgesinin eski Fransızca ismiydi.

Tristan, Pikt krallığının ismini taşıyordu. Leonois ve Bretonya’da yer alan Leonois’in birbiriyle karıştırılması neticesinde yaşam öyküsü güneyde tasvir edilen Tristan, Piktlerin onsekizinci yüzyıldaki prensiydi; o zamanlar, Cornouaille’da yer alan Breton bölgesiyle kastedilen yerin Cornwall olduğu zannedilirdi.

Tristan’ın Cornwall’da olduğunu gösteren bir diğer delil, Drustan Taşı olabilirdi, bu taş, Fowey’e kadar uzanan A3082 bağlantı yolunun yanı başında duran listelenmiş bir tarihi anıttır. Aslında; Latin yazıtlarında vurgulanan, “Cunomorus’un oğlu Drustanus’un” mezarıydı. “Cunomorus”, Dumnonia’nın (Cornwall’ın da aralarında olduğu) altıncı yüzyıldaki Britanyalı hükümdarı olabilir.

Zaman zaman, bu mezarın efsanevi Tristan’a ait olduğu düşünülse bile İskoçların elindeki bulgularda rastlana çelişkiler, henüz başarılı bir şekilde açıklığa kavuşturulamamıştır [5].

lyonesse-exploring-the-origins-of-the-flood-myth (4).jpg

Tristan /Drustan) Taşı

DrNickleB, Megalithic Portal [4]

Efsane rafa kaldırılıyor

Geçmişte, Cornwall ana karası ve Scilly Adaları arasında var olan topraklara ilişkin kesin kanıtlar olsa bile, bu toprakların aniden oluşan sel sularının altında kalmış olması ihtimaller dahilinde yer almıyor. Coğrafi ve arkeolojik bulgular, balıkçıların anlattığı hikayeleri desteklemekle birlikte; sözü edilen toprakların varoluşlarını açıklamak için yazılmış efsanelerin daha ayrıntılı hale getirilmesine vesile olacak gibi görünüyor.

İlerleyen zamanlarda, Scilly Adaları’nın arasında yer alan su altı bölgelerine yapılan keşiflerin arttığını göreceğiz; sabanların veya yağmacıların zarar verdiği bölgelere ait kalıntıları bulabilme ihtimali bizlere heyecan veriyor. Her ne kadar suların altına gömülmüş toprakların varlığından söz etsek de Scilly Adaları’nın, kayıp Lyoness topraklarının tepe noktasında yer alma ihtimalinin olmadığını belirtmek isterim.

Şayet böyle bir yer olsaydı Cornwall ve Brittany arasında bir yerde olduğunu söylerdim. Fakat elimizdeki tüm bulgular, Kelt Mitolojsi’nde Cornish sularının laneti altında kaybolan bölgeyi işaret ediyor; üstelik her biri, yerli halkın toplumsal hafızayı kullanarak asırlar boyunca coğrafi değişimlere nasıl dikkat çektiğine ilişkin örnek niteliğinde.

Yazar: Pollyanna Jones

Çeviren: Özlem Kaynar

Düzenleyen: Elif Rana Yılmazlar

Kaynak: Owlcation

Leave a comment