Lupin: İngilizce dizi izleyenlerin sosyal açıdan bilinçli ve centilmen bir hırsızla tanışması

Lupin: İngilizce dizi izleyenlerin sosyal açıdan bilinçli ve centilmen bir hırsızla tanışması

Netflix’in son derece başarılı yeni Fransızca dizisi Lupin, yeni nesil İngilizce dizi izleyicilerini Fransız popüler kurgu türünün en bilindik karakterlerinden biri olan centilmen hırsız Arsène Lupin ile tanıştırdı.

Yazar Maurice Leblanc, Lupin karakterini, yakın zamanda Je Sais Tout dergisini çıkaran yayıncı Pierre Lafitte’in isteği üzerine 1905 yılında yarattı. Lafitte, Strand Dergisi’nde yayımlanan Sherlock Holmes hikayelerinde olduğu gibi kendi dergisine sadık bir okuyucu kitlesi oluşturmayı amaçlayan bir seri istedi. Conan Doyle ve EW Hornung’un Raffles hikayelerinden ilham alan Leblanc; gösterişli, iyi kalpli ve düzenbaz bir karakter ortaya koydu.

Hırsız, düzenbaz ve kılık değiştirme ustası, aynı zamanda dahi bir dedektif ve adaletsizliğin düşmanı olan Lupin karakteri oldukça beğeni kazandı: Leblanc tarafından yazılan orijinal 20 cilt öyküye ek olarak, İtalyan pornosundan Japon mangalarına kadar sayısız oyun, radyo programı, TV dizisi ve filme uyarlandı. Karaktere özgü silindir şapka ve monokl (tek camlı gözlük) ile John Barrymore, Georges Descrières ve Romain Duris gibi isimler tarafından canlandırıldı.  Günümüzde ise Omar Sy tarafından ekrana taşınıyor. Bu kez modaya daha uygun fakat aynı derecede gösterişli, kasket ve trençkot takımı giyiyor. Netflix’te şimdiye kadar yabancı dilde en çok izlenen dizi olan bu uyarlama, orijinalini içten ve samimi bir şekilde sunarken aynı zamanda ona çağdaş sosyal kaygıların farkındalığını da işliyor.

Sınırlarını bilen rahat bir kanunsuz

Omar Sy, kendisini Lupin olarak adlandıran bir dolandırıcı ve hırsız olan Assane Diop’u canlandırıyor. 25 yıl önce elmas bir kolyeyi çalmakla haksız yere suçlanmasının ardından cezaevinde intihar eden babasının adını temize çıkarmak için ömür boyu sürecek bir görevi üstleniyor Diop.

Pek çok yönden cüretkâr ve zeki olmasına rağmen, Diop’un adalet arayışı onun birtakım tehlikelerle karşı karşıya kalmasına yol açıyor. Bununla birlikte, seyirci hikâyenin sonunu tahmin edebilse de -genel anlamda mutlu sonla- yol boyunca beklenmedik olaylar gelişiyor. Pek çok popüler kurgu gibi Lupin, hem aşinalık hem de yenilik vaat ediyor; yani bir nevi Paris’i temsil ediyor.

Orijinal öykülerde karakterler mutlaka belirli bir Fransız ideali etrafında şekilleniyor: büyüleyici, cesur ve tasasız. Ve dizi elbette, yurtdışından izleyicilerin Parizyen sofistikeliğine karşı -görünüşte- doymak bilmez arzusuna hitap ediyor. İşte Louvre, işte Sacré-Cœur! İşte Louis XIII.’nin binaları ve Louis XV.’nin iç mekanları! Chanel ceketler ve café au lait‘e batırılmış kruvasanlar… Ama bu uyarlamada madalyonun diğer yüzündeki yıkık konutlar, harap olmuş hapishaneler, sosyal hoşnutsuzluk ve sistematik ırk ayrımcılığı da listeye ekleniyor.

İkinci bölümde, -gönüllü ve planının bir parçası olarak- geçici süre ile hapsedilen Diop, -yine planın parçası olan- bir mahkûm tarafından bıçaklanıyor. Bu kanlı bıçağın alt kısmı mavi bantla sarılmış, sapı ise beyaz. Bu, beklenmedik bir şekilde Fransız bayrağını akla getiriyor, şüphesiz. Diop’un Orta Doğulu bir adam tarafından bıçaklandığı bu dokunaklı sahne, şiddetin ve suçluluğun yabancılaşmadan doğduğu, ötekileştirilmiş Fransa’yı, banliyölerin Fransa’sını (Fransız şehirlerini çevreleyen işçi sınıfı bölgeleri) simgeliyor.

Sosyal farkındalık sahibi bir hırsız

Tüm bunlara rağmen dizi sosyal farkındalığı daha hafif işliyor.

Polis memuru kılığına giren Diop’un, imparatorluk özlemi duyan ırkçı bir kadını, kocasının kendisine “eski güzel günlerde” Belçika Kongo’sunda kazandığı parayla aldığı mücevherlerle dolandırdığı harika bir sahne var. Diop mücevheri alırken “Belçika Kongo’sunun anısına,” diyerek gülümsüyor. Bu, 20. yüzyılın başlarında Fransız anarşistleri tarafından desteklenen, hırsızlık yoluyla yeniden dağıtım olan bir tür Robin Hood hareketi. En önemlisi, Lupin için ilham kaynaklarından biri olan hırsız Marius Jacob tarafından. Leblanc’ın orijinal öykülerinin kendileri de sömürgecilik ideolojisiyle dolu olduğundan oldukça ironik bir durum söz konusu.

1900’lerde Arsène Lupin’in opera pelerinini görünmezlik pelerini olarak kullanması, tüm şüpheleri yok eden bir saygınlık işaretidir. Bu uyarlamada ise Diop, aynı işi yapmak için yüksek reflektörlü bir ceket giyiyor. Emekleriyle modern şehri ayakta tutan düşük ücretli, büyük ölçüde göçmen işgücünün, onlara bel bağlayanlar tarafından çoğunlukla görünmez olduğunu vurguluyor. Bunu kullanarak Louvre’daki temizlik görevlisi işini multi-milyon euroluk bir soyguna dönüştürebiliyor.

Lupin’in orijinal öykülerden ayrıldığı en önemli nokta, Diop’un babalığına odaklanmasıdır -Diop sevgi dolu bir baba olmasına rağmen ortada fazla görünmez ve güvenilmezdir. İlk bölümde, onun bıkmış eski sevgilisi Claire ile buluştuğu ve değişeceğine söz verdiği görülüyor. Fakat yayınlanan diğer beş bölümde ise bu sözü tutmakta zorlanıyor. Burada Lupin, adını taşıdığı karakterin temsil ettiği zahmetsiz yeniden icat etme fantezisini desteklemeyi reddediyor. Gerçekliği, yani ailesi, onu her zaman geri çağırdığı ve duygusal açıdan büyümeye acı verici bir şekilde zorladığından, kimliğini değiştirmek Diop için kolay olmuyor. Her şeye gücünün yetmesi fantezilerinin sınırlarını, hatta tehlikelerini kabul ederken karakterin çekiciliğinden yararlanan Lupin, bana öyle geliyor ki, hem karnını doyuruyor hem de pastasını koruyor -sonuçta asıl mesele de bu.

Fragmanı aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Yazar: Emma Bielecki

Kaynak: The Conversation

Çeviren: Begüm Deniz Saltık

Düzenleyen: Gizem Mutlu

Leave a comment