Evinizin civarında bir barın şu sorulardan oluşan haftalık, kitap temalı bir test yaptığını hayal edin:

‘Hangi yazar dini hoşgörü ile ilgilenmiş, vejetaryanizmi araştırmış, cinsellikten büyülenmiş (ve bazen tiksinmiş), ve sosyal adaletsizliği dert edinmiş, kentsel fakirliği ilk elden tecrübe etmiş ve aynı zamanda da insan ürünü olan kıtlığın sebeplerini idrak etmiştir ki?’

Bu gece içkileri siz mi alırsınız yoksa eve beş parasız mı döneceksiniz? Dürüst olmak gerekirse, bu zor bir soru, ve de cevap -Tolstoy- akla hemen gelmeyebilir. Fakat yine de, onu ilk başta zamansız değerlerin piri ve de başı çeken realist bir on dokuzuncu yüzyıl Rus’u olarak düşünmeye meyilli olsak da, bütün bu maddeleri karşılıyor. 1910 yılında Tolstoy’un ölümü edebi dehasından ziyade ahlaki itibarı sebebiyle dünya çapında manşetleri kapladı. (Hayatının aile dramıyla kaplı son bölümü aynı zamanda sürükleyici bir filmi de ortaya çıkardı: Christopher Plummer’ın Tolstoy’u  burnunun ucuna kadar çok başarılı bir şekilde canlandırdığı Aşkın Son Mevsimi) Fakat çağdaş bir karakalem portresine bakmak bu adamın karmaşıklığına -özel oluşu ve yansımasına da- dair bir ipucu veriyor:

Yaşlanmış Tolstoy’un –Ivan Ilyich’in Ölümü ve Purloined Coupon‘u yazarken- bu eskizi, şair ve romancı Boris Pasternak’ın babası ve aynı zamanda Tolstoy’un son eserlerini Oxford Dünya Klasikleri versiyonu için hazırlarken birlikte çalıştığım Nicolas Pasternak’ın da dedesi olan Leonid Pasternak’ın çalışması. Empresyonist usülde muhteşem bir basmacı olan Leonid Pasternak aynı zamanda 1900 yılında Paris Dünya Fuarı’nda madalya kazanan yetenekli bir kurgu çizeriydi. Tolstoy’un Diriliş romanı için  tüyler ürpertici çizimler yarattı (1892). Stili yumuşak yapılı bir gri kalemin izlerini ve keskince çizilmiş yüz hatlarını -özellikle de derin düşüncelere dalan gözleri- bir araya getiriyor.

Aile koleksiyonundan olan bu eskiz yayınlanmamış, ve Nicolas’ın böylesine çarpıcı, bilinmeyen görseli paylaşması ne kadar cömert olduğunu gösteriyor. Profilde ihtişamlı ve dünyevi gösterişin ötesinde dış bir dünyaya odaklanmış gözüküyor. Durağanlığının saklı bir enerjisi var (çapraz taranmış kısımlar ortaya çıkmaya hazır sarmalanmış yaylar gibi duruyor). Tolstoy yaşlılığında ufak yapılı biriydi, birçok ziyaretçi ve tanıdık bunu şaşkınlıkla belirtti. Ama burada varlığı heybetli gözüküyor. Geniş omuzlu, elleri köylü bluzunun yanlarında mevzilenmiş; eğer gövdesine bakarsanız bunun gerçek bir köylünün evladı olan Gorky’e böbürlenen Tolstoy olduğunu düşüneceksiniz: “Ben sizden daha köylüyüm, ve kendimi, sizden çok daha fazla köylüler gibi hissedebilirim!” Ama eğer kafasına odaklanırsanız, kaşların düşüncelerle hafifçe kırıştığını, antik bir büst olmaya değer gözüktüğünü görebilirsiniz. Görünüşü Rus bir mouzhik ya da köylüden ziyade, Aristo, Epicurus veya herhangi bir antik filozof gibi, ve Pasternak bir şekilde, Tolstoy’un kişiliğinde beraber eritmek istediği iki elementi de yakalamış.

Edebi açıdan bakarsak, belki de Tolstoy’u büyük Viktoryenlerden biriyle karşlılaştırabiliriz: vicdanı ve taşra hayatına can atmasıyla Rus bir George Eliot, hiyerarşileri ve kurumları ele alışıyla Rus bir Trollope. Fakat etiketler onu tanımlamaya yetmez. İnsanların çeşitliliğini yakalayabilme konusundaki yeteneği dolayısıyla Tolstoy, birçok şekilde zamansız biri, tıpkı Homer gibi. Bütün zamanlara ait olma açısından zamansız biri. Fakat portrede, ve en son eserlerinde, tamamen zamanının insanı gibi bir figür görüyorum. Onunla temas halindeyiz ama bize sadece yaşamı anımsattığı için değil. Bize hitap eder çünkü bir ölçüye kadar bizimle kalmış olan on dokuzuncu yüzyıl gerçeklerini, siyasi ekonomisini ve hukuku anlayışını transandantal bir bakış açısıyla birleştirdi. Kredi daralması mı? Çeklerde sahtecilik yapan okul çocuğu Wall Street’ten aldığı bilgiyle çalışan bir tüccar kadar olamaz. Fakat bu krediler dünyasında, her şey ve herkes bir şekilde birbirine bağlı çıkıyor. Ahlaki itibarsızlığın ufak sahtekarlığın bir türevi olduğu söylenebilir.

Keynes ve oğlu Edward’ın ekonomi tarihçisi ve biyograficisi Lord Skidelsky,  yakın zamanda How Much is Enough: Money and the Good Life [Ne Kadarı Yeterli: Para ve İyi Hayat] başlıklı bir makale yayımladı. Paraya ve sahip olunanlara yönelik bu sorunun kendisi Ivan Ilyich ve Tolstoy’un diğer kısa hikayelerine yayılıyor. Bu hikayelerde Tolstoy bu soruya çeşitli karakterler yaratarak cevap veriyor. Gerçek dünyada yaşamıyorlar -ekonomik durumları ve dışardan görünüşleri erken, tarihdışı bir Hristiyanlığa ve azizler yahut önemli kişilikler gibi akılda canlanmaları gerekiyor. Hakiki kurgularında, “ne kadarı yeterli?” sorusunu cevaplamaya çalışmak yanılma payı çok ince olan bir çerçevede bir deneme-yanılma meselesi olabilir. Sağlıklı ölçüde bir kapitalist iştah ve açgözlülük arasındaki fark kolay anlaşılmaz. Ne de olsa, Efendi ve Uşak’taki tüccar Vasily’nin cezalandırıldığı aşikar değildir, değil mi? Lakin Tolstoy, o ve Ivan Ilyich’in durumun vahametinin daha az farkında olma isteklerinin kısırlaştığını söyler gibi.Öleceğini hatırla: hikayeler iyi bir hayatın ölçütünün, gerçek bir hesap defteri yerine ahlaki bir hesaplaşma içeren iyi bir ölüm olabileceğini hatırlatır.

Pasternak’ın karakalem portresinde aktarıldığı şekliyle ‘özenti’ taşralı Tolstoy sırtını materyalist bir hayattan çevirmişti. İnsanları biyolojik, psikolojik, ruhsal, bireysel, ailesel, sosyal yaratıklar olmaları çevresinde değişken olarak düşünme dehası bir hayli övülüyor. Fakat ne kadar harika bir modernist olduğu ve yaşadığı asrın sonuna dair kaygıları ne kadar güçlü yansıttığı unutulması kolay şeyler; ben de bunu evde Ivan Ilyich koleksiyonu üzerine çalışırken anladım. Tolstoy’un batışı, cinsel takıntıyı, boğucu burjuva düzenini, çevresel bozunumu inceleme konusunda bir Ibsen ya da Maeterlinck’ten ya da Beckett’ten geri kalır yanı yok. Kurgu yazarı ve Avrupa modernizminin bir eleştirmeni olarak en iyi savunuculardan biri olan Gabriel Josipovici’nin Ivan Ilyich’in Ölümü’nü yayımlanmış en iyi romanlardan biri olarak tanımlaması boşuna değil.

Josipovici, Tolstoy’u varoluşsal bilmecenin derinliklerini ölçen Melville, Kafka ve Mann gibi yazarların (evet, bunu görebiliyoruz) ve gayet akıllıca bir şekilde Robert Pinget (Passacaglia) ve George Perec (Un Cabine d’Amateur) gibi matrak ‘meta’ yazarların yanına koyuyor. Tolstoy aynı zamanda okuyucunun nabzını hızlandırma ve yavaşlatmada o kadar iyi ki (sayfalarını Efendi ve Uşak’’tan daha hızlı çevirdiğiniz bir kitap var mı? Herhangi bir eser Ivan Ilyich’in Ölümü’nden daha özenli ilerleyebilir mi?) en yeni modernistler gibi bilinci didikleyen anlatım şekilleri yaratabildiğini unutuyoruz. Onda her şey var; gerçek ve gelenksel, modern ve hatta post-modern. Öyle düşünüyorum ki, bu da zamansızlığına katkıda bulunuyor.

 

Yazar: Andrew Kahn

Çevirmen: Damla Borteçen

Kaynak: OUPblog