‘Kuzuların Sessizliği’nde gözlerin gücü

‘Kuzuların Sessizliği’nde gözlerin gücü

Filmler hepimizi röntgenciye dönüştürür. Sinemada ışıklar kapandığında, insanların yaşamlarına tanık oluruz.  Sorgulamayız bile, sonuçta kurgudur. Bu noktada, röntgencilik kabul edilebilir boyuttadır. Sinema, özellikle korku türü, ataerkil bakış açısına hizmet etmektedir. Teen slasher filmleri, psikolojik korku ve yaratık filmlerinde, kadın kurbanların sayısı daha fazladır. Ancak, iyi bir yönetmen ve görüntü yönetmeni sayesinde, kamera çalışmalarında yapılan ufak değişimler kontrolü kadın oyunculara bırakmaya yardımcı olabilir. Birileri bu değişiklikleri fark edene kadar, neredeyse çoğumuz bu durumdan bihabersiniz. Aşağıda yer alan video denemesi, yönetmen Jonathan Demme ve görüntü yönetmeni Taki Fujimoto’nun Kuzuların Sessizliği’nde kamera açılarını kullanarak korku filmlerinin doğasında var olan ataerkil bakış açısını nasıl yıktığını ve bize fark ettirmeden Clarice Starling’in tarafını tuttuğunu göstermektedir.

Korku türü, ataerkil bakış açısını ele alan uzun bir geçmişe sahiptir. Videodaki açıklama gibi, yönetmen ve görüntü yönetmeni daima izleyen kişinin erkek olduğunu varsaymaktadır. Bu yüzden, kadın figürü geleneksel olarak, onu güçsüzleştiren ve kurban olarak vurgulayan kamera açıları ile çerçevelenir. Kameranın eğimi bu telkini yapmak için kullanılmadığında, röntgenci (sen ve ben) kadın kurbanı genellikle katilin gözlerinden görür.

Katilin gözünden görmek, Kuzuların Sessizliği’nde, Buffalo Bill’in yer aldığı sahnelerde hala kullanılmaktadır. Fakat, filmde bizi rahatsız eden yeni bir durum var. Hannibal “Yamyam” Lecter Clarice Starling’i gözetlerken, doğrudan kameraya bakar, dördüncü duvarı kırmak üzeredir. Sanki Hannibal Clarice’e baktığı şekilde bize bakıyormuş gibi. Bu farkındalık çoğunlukla bilinçaltında gerçekleşir. Anthony Hopkins’in korkusuz ve cesur bakışları endişeye yer vermiştir. (Anlaşılan, kendisini göz kırpmamaya alıştırana kadar saatlerce aynaya bakmıştır). Lecter’ın gözleri direkt olarak kameraya dikildiğinde, istemsizce Clarice ile ilişkilendiririz.  Clarice’in duygularını paylaşırız.

Bir diğer rahatsız edici durum ise, filmdeki cani katiller ve öteki erkekler arasında oluşturulmuştur. Starling sadece Lecter ve Buffalo Bill gibi katiller tarafından değil, aynı zamanda polisler, erkek doktorlar ve patronu Jack Crawford tarafından dahi gözetlenmektedir. Bir kez daha bakışları, doğrudan kameraya yapılır. Yani bize. Ataerkil bakışları kasıtlı olarak bize çevrilir. Kendi röntgenci bakışlarımız bize geri dönmektedir. Bu yalnızca bilinçaltı seviyesinde bile olsa, Clarice’in bu şovenist adamın dünyasında nasıl hissettiğini bilmekteyiz.

Lakin kurban ya da nesne olmaktan ziyade, Clarice öznedir. Kuzuların Sessizliği’nin bakış açısı, karakteri ve ahlaki merkezidir. Filmin tamamı Clarice’i merkezlemektedir: korku karşısındaki cesareti, cinsiyetçi hukuk camiasında ilerleme yeteneği ve en nihayetinde, Buffalo Bill’in yakalanmasına ve onun son kurbanını kesin ölümden kurtarmasına yol açan zekâsı (Bill’in kurbanına dahi alışılagelen bir slasher filminden daha fazla yer verilir).

Videoda göründüğü gibi, Clarice, bakışlarını filmdeki erkeklerden ayırt etmek için kameranın dışına bakmaktadır. Böylece, uzun süredir devam eden ataerkil bakış geleneği (ve onunla süregiden klişeler) yıkılır.

Kaynak: Bold Entrance

Çeviren: Kamuran Ece Başel

Düzenleyen: Ruhan Çoban

Leave a comment