Bu metin, Hapoel Katamon’un bir taraftarı tarafından yazıldı: En fakir Kudüs mahallelerinin birinde yer alan, İsrail’in taraftarlara ait ilk futbol kulübü. Kulüp, taraftarlarının aktivizmi ve toplum projeleriyle tanınıyor.

Kudüs’te büyüdüğüm yerde çok az seçeneğim vardı; ya Beitar Jerusalem’in bir taraftarı olursun (aşırı sağcı İsrail Premier Ligi futbol kulübü) ya da öyle olduğun yalanını söylemelisin. Beitar’ın bir alternatifi olduğunu bile bilmiyordum ve büyürken başka bir takımın taraftarlarıyla hiç tanışmadım. Futbolun içinde olan bir aileden gelmedim, hele ki Kudüs futbolunun ama bir nedenden dolayı, beni hiç kimse yönlendirmemesine rağmen, sınıftaki herkes Beitar için şarkı söylediğinde ve ona tezahürat ettiğinde onlara tüm içtenliğimle lanet ettim.

Onlardan nefret ettim çünkü otobüsler sokaklarda havaya uçuyordu ve bir çocuk olarak Beitar için sınıf arkadaşlarımın ırkçı tezahüratlarındaki milliyetçi zehrin, gözlerimin önünde otobüsleri ve restoranları patlatan aynı milliyetçi zehir olduğunu biliyordum. Büyürken daima sağcı okullarda okuyup, okulda öğretilen tüm ırkçılık, militarizm ve bağnazlığa karşı öfke duyan çocuk oldum.

Hapoel Jerusalem hakkındaki haberleri ilk duyduğumda daha 14 yaşımdaydım. Taraftarlar ve kulüp yönetimi (Victor Yona ve Yossi Sassi) arasındaki uyuşmazlık hakkında bir bölüm vardı, taraftarlar birinci lige çıkmak için başka şansın daha kaybedilmesi üzerine hayal kırıklığına uğramıştı. Onların bağlılığından çok etkilenmiştim ama bunun hakkında konuşacak kimse yoktu.

2007’de bir sonraki sezonda erkek kardeşimden yeni bir futbol kulübü olan Hapoel Katamon Jerusalem’in kurulduğuna dair haberler alıyordum. Arkadaşı, yeni kulübe üyeliği ilk kabul edilenlerdendi. İsrail futbolunda tamamen yeni bir şeydi: Hapoel Jerusalem’in sahiplerinden bıkan taraftarlar, birinci lige ulaşmayı ve Kudüs’ü daha iyiye çevirmeyi amaçlayan ve taraftarlara ait bir kulüp yarattılar.

Kardeşim, beni tarihimizin ilk sezonundaki bir maça götürdü. İlk kez İbrani Üniversitesi’nde küçük sahadaki tribünlere vardığımda şok yaşadım. Anında atmosfere, tabiata, Beitar’a karşı halkın nefretine ve insanların çeşitliliğine âşık oldum. Evde hissetim. Bir yıl sonra farklı bir okula gittim ve politik aktivizme daha çok dâhil oldum. Benimle aynı kafada olan arkadaşlarla tanıştım ve Hapoel Katamon Jerusalem’e dair tutkumuz, hala aramızda olan bir bağ yarattı.

İsrail’deki durum katlanılmaz hale geliyor. Ülke güvende ve kitlesel gözetimle, duvarlarla kuvvetlendirilmiş olsa da, yegâne amacın Filistin topraklarının büyüyen müsaderesi ve sömürgeciliği olduğu, askeri ve sivil yargı sistemleri tarafından desteklenen asker ve polis güçlerinin acımasız işgali İsrail nüfusunu giderek daha müsamahasız, milliyetçi, adi, temelde ırkçı bir hale getiriyor. Durumun mazeretleri azalırken, bunun devam etmesi için gerekçe üreten insanların haklı gösterilmesi ve gerçekleri söyleyenlere duyulan nefret yeni boyutlara ulaşıyor. Gördüğüm kadarıyla, bir çocuk olarak Beitar için olan şarkılardan tanıdığım milliyetçilik tohumu, mevcut durumda görünürde yenilemez bir bağnazlık canavarlığını ve kör bağlılığı büyüttü.

Haftalarca maçlara giderken yeni gelişmekte olan topluluğumuzla harekete geçmemiz gerektiği netlik kazandı. Burası, aynı kafadan olan arkadaşlarla birlikte örgütlenip ileriye dönük aktiviteler yapabildiğimiz tek yerdi.

Üçümüz, Kızıl Tribün (The Red Tribune, HaYatzia HaAdom) adında bir fanzin oluşturduk, son 3 yılda 25 sayı yayınladık, futbol ve radikal aktivist siyaset hakkında hikâyeler paylaştık. Fanzin dışında ilk girişimimiz ise Werder Bremen’den [Alman spor kulübü] ilham alarak kulüpte LGBTİ+ haklarıyla ilgili bir duruş sergileme için baskı kurmaya başlamaktı. Kudüs Onur Yürüyüşü’nde bir grup Hapeol taraftarını yürüyüşünü örgütledik.

LGBTİ+ topluluğuyla olan dayanışmamız ilk kez gökkuşağı bayrağı sallamamızla yavaş yavaş tribüne girdi fakat büyük değişim 2015’te geldi. Başka bir yürüyüşe katıldık ve yanımızdaki Likud partisine (İsrail’deki önde gelen sağcı parti) ve yürüyüş alanının dışından protesto eden Levaha’ya (İsrail’de karma evliliklere karşı ırkçı bir hareket)  karşı tezahürat ettiğimizde, birden bire kalabalık sessizliğe büründü. Bize slogan atmanın sırası olmadığını söylendi, tam olarak ne olduğunu anlayamadık ama insanlar başka yöne koşarken biz ileri doğru koştuk. O zaman askeri işgal güçlerinde doktordum ama olay yerindeki kan bana ağır gelmişti. Öfke ve hayal kırıklığı içinde, o anda bir grup olarak yapabileceğimiz tek şey ‘’hükümetin koridorunda homofobik varlıklar’’ diye bağırmaktı, dehşet verici günün sonuna kadar bunu söylemeyi bırakmadık. Bu olayda Shira Banki adlı bir genç, birkaç yıl önce benzer bir saldırı gerçekleştiren bir yobaz tarafından yürüyüşte vahşice öldürüldü.

Futbol taraftarları olarak LGBTİ+ topluluğu için desteğimiz, kulübe İsrail’deki cinsiyet eşitliği mücadelesine dâhil olması için meşruluk sağladı. Kulübün kız takımının ismi Hapoel Shira olarak değiştirildi ve unutulmaz bir maçta gökkuşağı bayrağı stadyumun köşelerinde yer aldı. İsrail futbol federasyonu mahkemesindeki tanınmış bir aşırı sağcı aktivist ve avukatın bize karşı şikâyet davasından dolayı bayraklar kaldırıldı. Bugün bile mücadelede var olmaya devam ediyoruz; taraftarlar olarak yürüyüşlerimiz devam ediyor ve kulüp Kudüs LGBTİ+ topluluğu ile işbirliği yapmaya devam ediyor. Homofobik hakaretler tribünlerimizin hiçbir yerinde duyulmaz.

Son yıllarda İsrail’deki Afrikalı sığınmacılara insani muamele mücadelesi, İsrail’in karşı karşıya kaldığı başlıca zorluklardan biri. Afrikalı sığınmacıları kasıtlı olarak hedef alan ırkçı politikalar, İsrail’de yaşamlarından nefret etmelerini sağlamak ve onları ülkeden uzaklaştırmak için yasal bir zemin bulunmadığından, onları ülkeden ayrılmaya zorlamak anlamına gelmektedir. LGBTİ+ topluluğu için mücadele ettikten sonra sığınmacıların haklarına odaklanmamız gerektiğini biliyorduk. İlk olarak tribün dışındaki yaratıcı eylemlerle başladık. Şehrin Hoşgeldiniz levhasını, Beer Sheva’daki bir silahlı saldırının faili olduğu doğrultusundaki hatalı şüpheden sonra katledilen mülteci ‘’Hevtom Zarhum’’un linç edilmesi akabinde ‘’Mülteciler Hoşgeldiniz’’ levhasına dönüştürdük. Saldırganlarının hiçbiri herhangi bir ceza almadı.

Daha sonra, birlikte en büyük aktivizim mücadeleleriyle yüz yüze geldiğimiz Eintracht Frankfurt taraftarları ile Doğu Kudüs’ün işgal ve yasadışı ilhakına dair eylemlerde bağlantı kurmayı başardık. Bu, ilgilenmekte sorun yaşamamız çok hassas bir konu. Kulüp, şehrin her yerinde birlikte yaşam projelerini teşvik ediyor ama biz onları tam olarak desteklemiyoruz. Bir yandan bu projelerin çocuklara futbol oynama fırsatı vermesi, hoşgörü ve kabullenmeyi teşvik etmesi harika bir şey fakat diğer yandan, futbolun Doğu Kudüs’teki durumu gözden uzaklaştırıp normalleştirmesi açısından tamamıyla sahte bir imaj yaratıyor.

2016 yılında Frankfurtlu arkadaşlarla duvar boyama etkinliği düzenleme fırsatı elde ettik. Hevesli bir sanat destekçisi olarak etkinlik fikrini reddemeyecek olmakla beraber, olumlu yönde değişim sağlayacak bir proje yaratmanın neredeyse imkânsız olacağını biliyordum. Amaç, Yahudilerle Araplar arasında birlikten yana bir futbol duruşu hakkında ortak bir duvar resmi oluşturmaktı. Fanzin ilkemiz Kudüs’ü kırmızıya boyamaktı ve bu projenin işgali normalleştirmeden gerçekleşmesini sağlayabilmek için gayret ettim. Geriye dönüp bakıldığında başarısız olduğumu ama hikâyeyi paylaşmanın hala önemli olduğunu düşünüyorum.

Kuzey Kudüs’ün Isawyia köyünde aktif olmakla birlikte Kudüs şehrinde iletişim gruplarında yer aldım ve yenilerinin oluşturulmasında faaliyet gösterdim. Projede yer almaya ilgi duyabilecek Filistinli kuruluşlar aramaya başladım. Isawyia ve toplum merkezlerinin gözlem komitesiyle görüştüm ve onların onayını aldım. Bu benim gözümde mükemmeldi, futbol sahalarının yenilenmesi ve desteklenmesi gerekiyordu, İsrailliler merkezde olmadıkları ve belediyeyi araya sokmadıkları sürece katılabilirlerdi.

Ne yazık ki, köydeki güvenlik durumu ve belediyenin ihmalinden kaynaklanan ulaşılmazlık korkusundan dolayı Alman tarafından ret geldi. Başka bir yere taşımak zorunda kaldık. Projenin ölçüsüne uygun olacak şekilde Kudüs etrafındaki duvarlara göz gezdirmeye başladık ve Beit Safafa’nın futbol sahasının yanında bir tane bulduk. Toplum merkeziyle ve yerel futbol kulübünün hayranlarıyla bağlantı kurmayı başardım. İyi hissetmediğim bir kaynaşmaydı çünkü duvarın konumu nedeniyle belediyenin onayını almamız gerekiyordu. Sanatsal açıdan proje büyük bir başarı elde etti, bunun dışında bir şey oluşturmayı başardık fakat samimi olmak gerekirse bunlar, mevcut durumu değiştirmek için ihtiyaç duyduğumuz şeyler değildi.

Aynı yılın ilerleyen günlerinde şimdiye kadarki en büyük etkinliğimizi; sığınmacıların hayatlarının mümkün olduğunca sefil ve katlanılmaz olması için inşa edilmiş bir hapishane olan Holot ıslahevinden sığınmacılarla bir futbol turnuvasını gerçekleştirmeyi başardık. Etkinlik, kulübün yönetimiyle aramızda bazı sorunlara neden olan ilk şey oldu. Bu etkinliğin tam anlamıyla standartlarımızı karşılamasına önem veriyorduk; mülteciler için gerçekten eğlenceli olmalıydı. Sonunda, kulüple anlaşmazlığa düşmemize rağmen, mültecilere turnuvadan sonra maçlara katılmaları için ücretsiz giriş bileti sağlandı. Çok büyük bir başarıydı.Bir yıl sonra ıslahevi kapatıldı ve kaçak göçmenlerin sınır dışı edilmesi tehdidi, en azından şimdilik, ona karşı yürütülen cesur kampanyadan sonra kaldırıldı. Holot olmadığı için turnuva olmasa da, bu bizim için sorun olmaz.

Bu yıl daha az aktif olduk ve sezon süresince sadece bir dergi yayınladık. Yeni aktivizmin tohumları büyüyor ve topluluğumuzu geliştirmek uğruna savaşmak için hala buradayız. Ne yazık ki bu en iyi yılımız değildi, profesyonel anlamda deneyimli taraftarlar olarak bir kulüp topluluğu şeklinde gelişemedik. Bu sezonda ilk defa İsrail bayrağının tribünlerde kaldırılmasına izin vermemiz gerekip gerekmediği konusunda geniş bir tartışma yaşadık. Bu tartışma taraftarlar arasında büyük bir ayrıma sebep oldu ve hem bu, hem de başka faktörler futbolla ilgili aktivizmin azalmasına neden oldu. Aktivizmin azalması tehlikeli bir yoldur, bireylerin kapasitesinin ötesinde aktif olmasına sebep olan bir domino etkisine yol açar, aktivist topluluklarını yıpratır ve zamanla yok eder. Bu makaleyi umutsuzlukla sona erdirmek istemiyorum, ancak günümüzde aktivizmimizi ve en önemlisi aktivist çevrelerimizi büyütmemizin kulübün profesyonel başarısına ne kadar bağlı olduğu gerçeği ile yüzleşmeliyiz. İnsanlar futbolla politikanın iç içe geçmesine karşın tahammülsüzler çünkü taraftarların direnişlere katılmalarından korkuyorlar. Korku daha da büyüyor çünkü tribünlerimiz 5. ligde başladığımızdan beri en kötü taraftar sayılarına sahipti. Şimdi ikinci olmak ise endişe verici bir haber.

Biz buradayız ve eğer kalacak kadar deliysek, şimdilik vazgeçmeyeceğiz gibi görünüyor. Bir gün Kızıl Kudüs’ümüzü, adalet ve eşitliğin Kudüs’ünü, içinde yaşanacak adil bir yer olarak göreceğiz ve o gün çok uzak olsa dahi Kudüs’te bir yerlerde, Beitar’ın ırkçı yoluna gurur verici bir alternatif olduğunu bilen çocukların büyüyeceğini umuyorum.

 

Yazar: Snubar Haqel

Çevirmen: Özgenur Aydın

Kaynak: Freedom News