Covid döneminde sinema

Covid döneminde sinema

Koronavirüs, bir felaket filmi veya distopik kurgu dışında benzerlerini daha önce hiç görmediğimiz şekilde yaşamları ve toplumları kasıp kavurmaya devam ederken, karantinanın film izleme üzerindeki etkisini derinlemesine araştırmak istedik. Bu korkutucu zamanlarda sinema nasıl bir rol oynuyor? Daha iyi bir insan ilişkisi ve anlayış duygusu için sanata mı yöneliyoruz? Geçmişten günümüze filmler mi arıyoruz? Film izleyiciliği bu emsalsiz koşullar altında nasıl etkileniyor? Bir tiyatro ortamında ortaya çıkan bu seyirci eksikliğini nasıl telafi edebiliriz? Bu sayının COVID konusu, bu süre zarfında okuyucuların yolculuklarının ve gidişatının bir özetini sunmayı amaçlamaktadır. İzleyicileri birbirine bağlamada yeni teknolojilerin ve platformların rolü, ortak bir tema belirlemektir. Kristy Matheson, Mark Toscano’nun belirli gün ve saatlerde Instagram’da izleyici olma ve “paylaşılan” alan duygusu yaratılmasını kolaylaştıran “Remains to be Streamed” adlı deneysel filmi üzerine harika bir program yapıyor. Birçok okuyucu için, yayın hizmetleri ve çevrim içi görüntülü sohbet araçları film izlemeye tekrar ivme kazandırdı ve heyecan verici bir kendi kendine küratörlük yapma becerisi elde etmelerini sağladı. Djoymi Baker, pandemi sırasında bir film izlemenin, hayatımızla bağlantılı şeyler gördüğümüz çok daha fazla “ev filmi” veya “belgesel” izlediğimiz anlamına geldiğini şu sözlerle açıklıyor; “Hayata kısa süreli bir ara veya derin bir yankıdır”. Chantal Akerman’ın izolasyon süresince izlenen izolasyon konulu filmi olan Jeanne Dielman, Commerce rıhtımı, 23 numara, 1080 Brüksel’deki Alexandra Trnka’nın parçasında böylesine kısıtlayıcı olan bir deneyim gayet güzel şekilde özetlenmiştir. Bazı diğer okuyuculara göre, bu dönemde film izlemek, Robert Koehler’in otuzlu ve kırklı yılların Hollywood sinemasına müthiş etkisi gibi yeni bakış açılarını ortaya çıkardı. Pandeminin yarattığı değişimin gelecekte film izleme üzerinde ne gibi etkileri olacağını söylemek zor, ancak yeni kapıların açıldığı açıkça görülüyor.

Ortak küresel durumumuz, eski favori filmler arasında yeni bir yankı da uyandırıyor. Bu sayıdaki ana konu, yayınlandıktan 40 yıl sonra Stanley Kubrick’in The Shining adlı eserine kapsamlı ve doğrudan bir bakış. Sayıları bir düzineden fazla olan önemli Kubrick filmi araştırmacıları, tür ve yazar-sinema arasındaki sınır bölgesinde var olan bir filmin estetik, kültürel, politik açısı ve kültürel büyüklüğü üzerine düşünüyor. Bu sosyal izolasyon ve karamsarlık döneminde, The Shining, vücudumuzun ve ruhumuzun kırılganlığının ileri görüşlü bir anımsatıcısıdır. Giriş bölümünü okuyarak bu müthiş ve ürkütücü konu hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Salgın, dünya çapındaki kültür kurumlarında olduğu gibi, kendisini zorunlu arada bulan Melbourne Cinémathèque’in işleyişini de kesintiye uğrattı. Cinémathèque’in yokluğunda, başlangıçta yapılması planlanan gösterim programını kabaca izleyerek, eksiksiz bir ek açıklama serisi yayınlamaya karar verdik. Bu sayıya, Barbara Hammer ve Juraj Jakubisko’nun filmlerinin yanı sıra Abbas Kiarostami ve Jean Cocteau’ya adanmış kapsamlı sezonlar da dahil.

Sayı 95’teki önemli makalelerin başında, Jean-Luc Godard’ın yeniden keşfedilmiş bir çalışmasına odaklanan makale geliyor: araştırmacı Michael Witt ve eski TV yapımcısı Raymond Vouillamoz’un çabalarıyla kırk yıl sonra ortaya çıkarılan, İsviçre televizyon programı Spécial Cinéma için 1981 yılında yeniden düzenlenen versiyon Sauve qui peut (la vie). Senses’ın uzun zamanlı çalışanı olan Murray Pomerance, Otto Preminger’s Laura’nın ikinci bölümünde aktris Judith Anderson’ın performansını aydınlatıcı bir analizini aktarıyor. Amerika’daki İspanyol Fethi’nin temsili konusunda bir dönüm noktası olan La otra conquista’nın yönetmeni Salvador Carrasco, film yapımcılarının COVID-19 salgını sırasında nasıl bir alan, zaman ve kalıcılık hissi yaratabilecekleri üzerine kafa yoruyor. Wendy Haslem, filmin rengini ve diğer teknik yönlerini test etmek için film makaralarında görüntülenen kadınların, Leader Ladies’in kültürel rolünü analiz ediyor.

Belki de gelmiş geçmiş en büyük film müziği bestecisi ya da en azından en yenilikçilerinden olan Ennio Morricone, maalesef yakın zamanda vefat etti. Dan Golding, ölüm ilanıyla birlikte maestroya saygılarını sunuyor. Masha Spholberg de Afrika’da bir film yöneten ilk kadınlardan olan sömürge karşıtı sinemanın öncü figürü Sarah Maldoror için aynı şeyi yapıyor. Ölüm ilanları koleksiyonunu tamamlamak için, Senses editörü Daniel Fairfax bize geçen yıl beklenmedik bir şekilde ölen, ufuk açıcı bir film teorisyeni olan Thomas Elsaesser’in anılarını aktarıyor.

Bérénice Reynaud’un Pan African Film Festivali ile ilgili bu yılın başlarında yayınlanan kapsamlı raporuna ek olarak, son aylarda düzenlenen üç çevrimiçi festival hakkında raporlar sunuyoruz: Oberhausen (Steffanie Ling tarafından), Long Distance FF (Leonardo Goi) ve Sheffield Doc / Fest (Sophie Cato Maas tarafından). Yapımcımızın bu konudaki röportajları Arie ve Chuko Esiri (Wilfred Okiche), Denis Côté (Wheeler Winston Dixon) ve Zheng Lu Xinyuan (Łukasz Mańkowski) ile gerçekleşti. Son olarak, kitap incelemeleri bölümümüz, diğerlerinin yanı sıra, Sarah Keller’in Anxious Cinephilia’sı, J. Hoberman’ın Make My Day: Movie Culture in the Age of Reagan’ı ve eski editörümüz Alexandra Heller-Nicholas’ın şüphesiz şimdiki durumumuz için ürkütücü bir dokunuşa sahip temalı Masks in Horror Cinema: Eyes without a Face’i hakkındaki raporları içeriyor.

Ek olarak, Bill Mousoulis’la birlikte Senses of Cinema‘nın kurucularından biri olan Fiona Villella’nın editör ekibine dönmesi konusunda heyecanlıyız. Tekrar hoş geldin Fiona!

Çeviren: Başak Çetinbülüç

Düzenleyen: Ayça Gürdal

Kaynak: Senses of Cinema

Leave a comment