Konuşmanın gizemli “mana”sı

Konuşmanın gizemli “mana”sı

Avustronezya’nın “mana” kavramı, modern güç ve otoritenin monolitik “sihrinin” arkasında kırılgan bir insan boyutu olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. hawaii stars lava mana

Yakın zamandaki Brett Kavanaugh duruşmaları üzerine devam eden kamuoyu tartışması; gücün, özellikle de konuşma gücünün bizi bir şekilde nasıl ikna edebileceği hakkında öğrenilecek çok şey olduğunu öne sürüyor olabilir. Güçlü, yetkili veya prestijli kuvvetler o kişiyi onayladığı ve koruduğu için, birine körü körüne inanma ve destek çıkma eğiliminde miyiz? Yoksa güvenilirliği gösteren başka işaretler mi ararız?

Kavanaugh duruşmaları sırasında, davacı Dr. Christine Blasey Ford’un ifadesinin, Kavanaugh’u dava eden diğerleri aksine, muhtemelen ilk baştaki güven mektubu sayesinde (bu arada, “güven mektubu” kelimesi, “güvenilirlik” olarak aynı Latince kökten geliyor) dünyanın dört bir yanında, iktidardakiler tarafından resmi olarak duyulmasına izin verildi.  Anketler, Brett Kavanaugh’un temel sorulara bile kaçamak cevap verirken; agresif performansının ve samimiyetsizliğinin seçkin geçmişine rağmen hukuk meslektaşlarının çoğu ve yargıç arkadaşlarının gözünde de onu daha az inandırıcı bir hale getirdiğini gösterdi. Birçoğu, belki de onu destekleyen güçlü kurumların otoritesine inandıkları için taşkınlıklarına bakmaksızın Kavanaugh’a inanıyor.

Duruşmalar ilginç bir dilbilimsel olguyu gündeme getiriyor. Hiç düşünmeden ister başkan ister senatör, isterse bir Yüksek Mahkeme yargıcı olsun, belli bir makamda olan kişinin sözlerinin inkâr edilemez bir güce sahip olduğunu varsayıyor olabiliriz. Otorite, bu açıdan bakıldığında neredeyse tanrısaldır.

Bu güç bazen çok büyük ve sarsılmaz görünüyor. Ancak birçok insan bu gücün; bir topluluğun olağanüstü, hatta mucizevi başarılar (bir medeniyet veya toplum oluşturmak gibi) gerçekleştirmesi amacıyla birlikte çalışmasına olanak sağlamak; gayet fani bir topluluk tarafından kararlaştırılan ve üzerinde anlaşmaya varılan yasalar ve otorite aracılığıyla, kendi oluşturdukları bir sistem içerisinde inşa edildiği gerçeğinin farkına varıyor. Bu nedenle onu geri çekme veya sürdürme gücüne sahiplerdir ve elbette bunun seçimlerde nasıl sonuçlanacağı da görülecektir.

Mananın anlamı

Güç hakkında yaptığımız varsayımlara biraz açıklık getirmek için, özellikle Hawai’ian’da (Yargıç Kavanaugh’un geçmiş görüşlerine bakılmaksızın, Amerika Birleşik Devletleri’nin yerli halkının dili) kullanıldığı şekliyle, “mana” olarak bilinen ve çok tartışılan, oldukça gizemli bir metafizik Avustronezya kavramı olarak ele alabiliriz. Diğer dillerden sıklıkla, ilişki kurabileceğimiz; bir fikri düzgün bir şekilde özetleyen veya açıklığa kavuşturan kelimeler ödünç alabiliriz, -örneğin şu anda muhtemelen hepimiz biraz hygge* yapabiliriz- ve mana, güç ile ilgili İngilizce ’ye çevrilecek olsa kaybolabilecek nüanslı bir anlam taşıyor gibi görünüyor.

Ve elbette, mana size tanıdık geliyorsa, boş zamanlarınızda bir sihirbaz olabilir veya kimin olduğunu biliyor olabilirsiniz, çünkü mana, fantezi ve bilim kurgu ortamlarında, Zindanlar ve Ejderhalar gibi rol yapma oyunlarında veya World of Warcraft gibi çevrimiçi oyunlarda sınırlı bir sihirli enerji birimi olarak bilinir. Bu tekrarlamada, manaya sahip olan biri, en azından sihirli mana bitene kadar çeşitli büyüler yapabilir. Bu bağlamda güç, bira gibi sihirli bir iksirden içerek elde edebileceğiniz bir şeydir. Bir kez sahip olduğunuzda, sorgusuz sualsiz kullanabilirsiniz.

Mana ayrıca Yeni Çağ spiritüel uygulamalarının meraklıları tarafından içten gelen bir tür “yaşam gücü” enerjisi olarak bilinir, bu nedenle okuyucular bu noktada biraz kuşkulu hissediyor olabilirler.

Fakat mana, şu anda İngilizce’de var olduğu gibi, daha karmaşık metafizik ve politik olarak çok ince ayrıntılar içeren kökenlerinin tüm anlamlarından ödünç almış gibi görünüyor. Bir kültürde böylesine önemli ve gelişmiş bir kavram başka bir kültürde egzotik, fantastik bir kavrama dönüşüyor.

Hawai’ian’da mana kavramı, gücün doğduğumuz yer veya ebeveynlerimizin kim olduğu nedeniyle sahip olduğumuz sınanmaz bir ilahi öz olmadığını, ancak etrafımızdaki topluluk tarafından sözlerimize ve eylemlerimize dayanarak bize verilmesi gerektiğini ima eder.

Bir kavram olarak Mana, Pasifik boyunca büyük ölçüde yayılmıştır. Tanımlamak zordur ve çeşitli anlamları kapsar. Farklı kaynaklar manayı ilahi, mucizevi veya doğaüstü güç, otorite, prestij, etkenlik, hakikat ve hatta şans gibi “güç” olarak biraz belirsiz şekilde tercüme etmişlerdir; burada manaya sahip olan bir kişi, belki de bu gücün ahlaki unsuru ile ona kötü davranan birinin bunun sonuçlarını deneyimlemesini sağlayabilir.

Antropolojik çevredeki anlamı, misyoner R. H. Codrington’un 1891’de Melanezyalı çalışması ilk kez bildirildiğinden beri çok tartışıldı. Codrington manayı, “insanların sıradan gücünün ötesinde, doğanın yaygın işleyişinin dışında kalan her şeyi etkilemek için işe yarayan şey” olarak tanımladı ve bu da doğaüstü bir güç duygusunu, özellikle de onu arayanlar için vurguluyor gibi görünüyor. Başka bir şekilde, aynı zamanda piramitleri inşa etmek ve hatta interneti bulmak gibi büyülerden daha dikkat çekici, onun kadar mucizevi olan bir girişim elde etmek için birlikte çalışan kolektif, beşerî bir çabayı da tanımlayabilir.

Polinezya güç kavramı

İlkel bir ruhani enerji kavramı, daha sonraki araştırmaların öne sürdüğü gibi zaten dine ve doğaüstü etkenlere odaklanmış olan ve Pasifik kültürleri hakkındaki kendi klişelerini ve inançlarını, dilbilimsel kullanımın yokluğunda bu yeni fikri öne süren Viktorya dönemi akademisyenleri için heyecan verici yeni bir plandı. Mananın bu yaygın anlamı – doğaüstü bir güç veya ruhani enerji- ilkel ve saf adalılar tarafından bir tanrı olarak ibadet edilen güvenilirliği tartışılabilir olan kargo kültleri ya da beyaz kurtarıcı gibi kavramlarda ortaya çıkan ilkel Pasifik dininin naif bir işareti olarak görülüyordu. 

Bu yozlaşmış “mana” anlamlarından bazıları daha sonra dil değişikliği yoluyla edinilmiş ya da sömürgeci ve misyoner etkisiyle kültüre geri dönmüş, bu şekilde kilise ve dinle güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiş gibi görünüyordu. Söylemesi zor olabilir; kesinlikle pek çoğumuz için de zor, ancak belki de bizim anladığımız şekilde olmasa dahi Mana’nın uhrevi bir anlamı vardır. Mana, bu yolla fantezi, bilim kurgu, video oyunları ile yaygın olarak ilişkilendirildi ve sahte Hawaii dini Huna’da olduğu gibi, birçok egzotik, ötekileştirici kültürel eserden biri olarak Yeni Çağ spiritüalizmine de bu şekilde uyarlandı.

Ancak mananın nasıl kullanıldığının, sanıldığından çok daha incelikli olduğu gösterilmiştir. Aslında, bazı Polinezya kültürlerinin, Batı’nın güç varsayımlarına kıyasla, bu güç ve otorite fikrini nasıl kavramsallaştırdıkları konusunda ne kadar gelişmiş olduklarını da ortaya koymaktadır. Bir bilim adamının dediği gibi, “Hiçbir insan Hawaiililere gerçekten yabancı değildi- her zaman tersi olmasa da.”

Mananın Aotearoa, Yeni Zelanda ve Hawaii gibi yerlerde nasıl kullanıldığına dair dilbilimsel verilere bakarsak, şimdi ve geçmişte, mana kavramının, gizemli bir doğaüstü güç olmaktan ziyade, yasalara ve ahlaka karşı sorumlu olan uygulamalı politik güç ve otoriteye, aynı zamanda uyum içerisinde çalışan şirketlere ve uğraşlara açıkça bağlı olduğunu görürüz. Manaya sahip olan kişi aynı zamanda bir kolektif tarafından tasdik edilen ve desteklenen prestij ve otoriteye sahiptir. Bununla birlikte, Mana sadece bilinçsiz bir güçle ilgili değildir ve içten gelen bir şey veya doğuştan gelen bir hak olarak da kabul edilmez, ancak etrafınızdakiler tarafından sürekli olarak sınanır.

Bir tanrı olsanız bile.

Tanrılar için mana

Noenoe K. Silva, Mana Hawai’i: Hawaii Dilinde Mana Kelimesinin Siyasi Kullanımlarının İncelenmesi’nde, mananın tarihi ve Hawaii metinleri içerisindeki kullanımına bakar ve birkaç ilginç gözlem yapar. İlk gazete örneklerinde Silva, “haole” (beyaz Amerikalı) misyonerlerin Tanrı’nın gücü hakkında konuşmak için manayı nasıl uygun hale getirdiklerini bildiriyor. Misyonerler için, Tanrı’nın manasının, tanrıların güç yasalarına tabi olmadığı durumlarda, herhangi birinin Tanrı’ya inanıp inanmadığına bakılmaksızın açıkça var olduğu varsayılır.

Şaşırtıcı bir çelişki olarak, Hawai’li yazarlar aynı zamanda “Tanrı’nın manaya sahip olduğunu, çünkü çeşitli duyarlı varlıkların […] konuşurken onu dinleyin onu dinlediğini varsayarlar. Tanrı’nın manası, konuşmada gerçekleştiği gibi kavramsallaştırılır ve dinleyen birine bağlıdır. Bazı varlık veya varlıklar onlarla bir şekilde etkileşime girmedikçe tanrıların manası yoktur.”

Bu önemli bir ayrımdır. Mana, kelimelerin yasalar, anayasalar, cezalar ilan etmek ve etik, ahlak, gerçekleri ortaya çıkarmak için kullanıldığı anlayışıyla dilde en etkili şekilde temsil edilir. Aslında, Hawaii anayasasında “güç” için kullanılan bir diğer kelime, aynı zamanda konuşma, dil, kelime, ifade, söylemek veya anlatmak anlamına gelen olelo‘ydu ve bu, Silva’nın gözlemlediği üzere sözlü açıklamaların Hawaii halkı tarafından ne kadar ciddiye alınabileceğini gösteriyor. Güç, prestij ve otorite fikri, dil ve dilin kullanımı ile çok bağlantılıdır, ama aynı zamanda etrafınızdakilerin buna nasıl tepki verdiği, güvenilirliğinizi nasıl değerlendirdikleri ve eylemlerinizden nasıl sorumlu tutulduğunuz ile de bağlantılıdır.

Mana bu şekilde halkın iradesiyle var olan geçici bir güçtür. Genellikle İngilizce’deki “güc”ün sahip olmadığı bir şekilde kolektif, sosyal ve ahlaki bir anlamı vardır. Önemli ölçüde, Hawai’ian’da, mana kavramı, gücün bir yerden geldiğini ima eder- nerede doğduğumuz, ebeveynlerimizin kim olduğu veya hangi okula gittiğimiz gibi etkenlerle ilişkili olarak, teste tabi tutulamaz bir kutsal öz şeklinde içimizde bulunmaz, ancak etrafımızdaki topluluk tarafından sözlerimize ve eylemlerimize dayanarak bize verilmelidir. Bir lider, hatta büyük bir şef, kral veya kraliçe veya bir tanrı, insanlar o lideri dinler ve bildirilerini takip ederse manaya sahiptir. Ancak Silva’nın belirttiği gibi, bir lider ahlaki kodların üstünde değildir, sınanabilir ve hatta bu manayı kaybedebilir. Güç fazlasıyla beşeridir. Bir tanrı bile hesap verebilir hale getirilebilir.

Pratikte, kolektif karar verme ve iktidarın atanması mevcut siyasi bağlamda bize tanıdık geliyor. Bununla birlikte, mananın aksine, bir kez siyasi otorite verildikten sonra, halkın çoğunluğunun ne düşündüğüne bakılmaksızın, onu elinden almak zordur. Protestolar ne kadar yüksek sesli olursa olsun, insanlar giderek daha fazla söz hakkından yoksun kalıyor ve iktidardakiler tarafından gerçekten dinlenmiyor. Belki de bu değişir.

*Hygge, Danimarka’dan doğan, küçük şeylerden keyif alabilmeyi ifade eden ve mutluluk, güven, huzur, samimiyet, rahatlık gibi anlamlara sahip bir yaşam felsefesi. Türkçe karşılığı bulunmuyor. (ç.n.)

Yazar: Chi Luu 

Çeviren: Aylin Demir

Düzenleyen: Zeynep Gökçe

Kaynak: JSTOR Daily

Leave a comment