Fyodor Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar romanındaki isimsiz anlatıcı, Yeraltı Adamı olarak da bilinir ve bölük pörçük anılarını anlatmaya şöyle bir ifadeyle başlar: “Ben hasta bir adamım… Ben sinirli bir adamım… Ben itici bir adamım…”. Kendisine bir miras kaldıktan sonra memuriyeti bırakan kırklı yaşlardaki Yeraltı Adamı; karaciğer hastalığı için tedavi olmayı reddederek, St. Petersburg’taki küçük ve rutubetli bir apartman dairesine yerleşmiştir.

 Yeraltı Adamı’nı bir haydut ya da anti kahraman gibi gösteren şey her ne olursa olsun, durumun tam tersi şekilde davranması için onu yönlendiren bir sıkıntı noktasına ulaşmıştır. Hayatı boyunca bir zamanlar ona yapılan yanlışların intikamını alamayıp tatmin olamadığı için içi kin, sinir ve bunalımla dolmuştur. Sorular ve kuşkular beynine hücum ettikçe bunların uyandırdığı kızgınlığı içselleştirerek ve bir anlamda da küçümseyerek kendini bu pozisyonda tutar.

 Yeraltından Notlar’ı ilk varoluşçu roman olarak niteleyen görüşlere ek olarak bazı eleştirmenler (Leonid Grossman gibi) Yeraltı Adamı’nın görüşlerini Dostoyevski’nin kendi görüşlerine bağlar. Yazar başkarakteriyle güçlü bir şekilde özdeşleşerek, onu “Rus çoğunluğun gerçek adamı” olarak nitelemiştir. Dostoyevski; insanların akıllarına veya çıkarlarına göre uyum içinde hareket ettiği görüşünü reddeder ve Aydınlanma’nın, “ilerleme” fikirlerinin aksine onların canlarının istediği gibi davranabilmeye ihtiyaçlarının olduğunu ileri sürer. Bu bağlamda kitap, özelde Nikolay Çernışevski’nin üretim araçlarının toplumcu görüşlere göre yeniden düzenlenmesinin anlamını tartışan “Ne Yapmalı? (1863)” romanına cevap niteliğinde yazılmıştır.

 Bununla beraber Dostoyevski’nin ana karakteri kimseyle kolay kolay çalışamaz. Yeraltından Notlar’ın birinci bölümünde doğrudan okuyuculara hitap eden Dostoyevski, kendi bakış açısı üzerinden onları yenmeyi dener. “En iyi ve en yüce” olanı o bilir; çalıştığı zamanlarda rüşvet alınmaması gerektiğini bilen tek devlet memuru o olmasına rağmen en iyilerden ve en yücelerden biri olmadığını ve kurdukları standartların ulaşılamaz olduğunu kabul eder. Buna karşılık art niyetli görünmeyi tercih eder, onların duygularını istediği gibi incitir. Gerçeğin ise şu olduğunu söyler: “Ne bir alçak, ne dürüst bir adam, ne bir kahraman, ne de böcek… Hiçbiri olamadım sonunda.”

 Belki de WB Yeats’ın dediği gibi; en iyi şey inançtan yoksunluk, en kötü şeyse tutkulu yoğunluktur. Bunların ikisi de Yeraltı Adamı’nın gerçeğidir. Şaşırtıcı derecede ikna edici açılış monoloğundaki tek bir kelimeye bile inanmadığını söylemeden önce 19. yüzyıl Rusya’sında hüküm süren değerlere verip veriştirir. Kendini, “etkisiz ve sinir bozucu bir geveze” olarak etiketlese de böyle olmayı, fiiliyattaki bir adam olmaya tercih eder. Bu insanlar iyi ya da kötü karakter olmanın şartlarını belirleyebilir. Fakat onlar aptal ve kıt olduklarından, “Herhangi bir konuda ana sebepleri araştırmadan hemen el altındaki ikinci derece sebeplere bağlanıverirler ve böylece hareketleri için tartışılmaz bir zemin bulan insanlardan daha kolay ve daha çabuk ikna olurlar.”

Yeraltı Adamı “Sulusepken Yağışlı Bir Hikâye” alt başlıklı, kitabın ana bölümü olan ikinci kısımdan utandığını belirtir. Bu bölüm hâlihazırda tartıştığı kinini ve ataletini gösterdiği, bu devirde düzgün her adamın korkak ve köle olması gerektiğini düşündüğü, 24 yaşındaki hâlini anlattığı bir yazıdır. En medeni olanın aynı zamanda en çok kan döktüğü bu dünyada en küçük bir isyan hareketinin gerçekleştirilmesi için ne kadar çaba sarf edilmesi gerektiğini gösteren ilk olay, aynı zamanda en komiğidir.

 Bir meyhaneye girdiğinde, orada kim olursa olsun kavga etmeye karar verir. Fakat sonra, hiçbir şey yapmadan öylece durur. Bir subay yavaşça omuzlarını kavrar ve onu yolun dışına iter. Bu aşağılanmaya öfkelenen Yeraltı Adamı; aşağı olduğunu düşündüğü herkesi yolun dışına iten subayı gözetlemeye başlar. Sürekli kafasında kurduğu ve bu sefer teslim olmayacağı bir sonraki karşılaşma düşüncesini saplantı haline getirir.

 İyice düşünüp taşındıktan sonra sonunda subayın karşısına çıkar. Omuzlar çarpışır. Subay yürümeye devam eder. Yaptığı bu hareketin bir işe yaradığına kendisini ikna etmesi için gösterdiği çaba trajikomiktir: “Etrafına bir göz bile atmadı, fark etmemiş gibi davrandı fakat fark etmişti, bundan eminim.”

 Bir sonraki karşılaşması ise; aptallıkları ve önemsizlikleri yüzünden iyiden iyiye hor gördüğü eski sınıf arkadaşlarıdır. İçlerinde özellikle Zverkov’dan nefret eder: “Başından beri ondan hoşlanmazdım. Çünkü yakışıklı ve hayat doluydu. Dersleri daima kötü olmasına rağmen arkadaşları üzerindeki etkisi sayesinde yılsonu sınavlarını başarıyla verirdi.” Grubun içine dalıp Zverkov’un Petersburg’tan ayrılacağını öğrendiğinde Yeraltı Adamı, oradakilerin onu vazgeçirme çabalarına rağmen hediyeye ortak olur ve akşam yemeğine gider.

 Yeraltı Adamı asla onlardan herhangi bir ilgi beklemez ama ısrarla anlaşılmayı bekler. Subaylayken, böylesine müstebit bir otorite sembolüne daha kolay öfkesini yöneltebilirdi. Ancak yemekteyken, işler daha belirsizdir. Bu sefer Yeraltı Adamı’nın öfkesine maruz kalmamızla hükmümüz gölgelenir. Bir süre sonra Zverkov’la içmeyi reddeden Yeraltı Adamı; boş konuşan veya pis hikayeler anlatan insanlardan nasıl tiksindiğini ve doğruluğa, samimiyete ve dürüstlüğe nasıl değer verdiği hakkında pasif-agresif bir konuşma yapar.

 Peki, gerçekten öyle midir? Final bölümünde, yirmili yaşlarda bir fahişe olan Liza’yla konuşurken sırf birinin üzerinden güç devşirebilmek için “onun ruhuna acı vermeye ve kalbini kırmaya çalışarak” onun mesleğinin utanç vericiliği hakkında nutuk çeker. Kadın, Yeraltı Adamı’na onun göz korkutucu konuşmasının “kulağa kitap gibi geldiğini” ve çabası karşısında onu kendini “kurtaracak” bir kahraman olarak gördüğünü söyler. Sonunda Yeraltı Adamı “gerçek hayatın” nerede yaşandığını bilmediğini itiraf eder. Ama en azından Zverkov ya da subayı ödüllendiren bu toplumun dışında kalarak zalim birisi olmadığından emin gibidir. Bu noktada “Notlar”ın devam ettiğini ya da en azından kesinlikle bir yere gitmediğini söyleyen editoryal bir ses bize gelir. Ancak aynı zamanda bu nokta, durmak için iyi bir nokta gibi görünür.

Yazar: Juliet Jacques

Çeviren: Selman Sevtekin

Düzenleyen: Zeynep Sena Sökmen

Kaynak: The Guardian