Kimsenin olmayan hazine

Kimsenin olmayan hazine

Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de doğal gaz için sondaj hakları konusunda amansız bir mücadele veriyor. Mücadelenin temelindeki ise fosil yakıtlar var. Söz konusu fosil yakıtların bırakın sürdürülebilir bir kaynak olmasını çıkarılmasının bile ekonomik bir anlamı yok. Aslına bakılırsa bu üç devlet, Helen Çukuru’ndaki doğal gazın çıkarılmasını birlikte yasaklasalar, bir taşla iki kuş vurmuş olurlar. Bu sayede uluslararası bir ihtilaf konusu bertaraf edilmiş ve Avrupa Birliği tarafından belirlenmiş olan uzun vadeli sera gazı azaltma projesine yardımcı olunmuş olur.

Yeni sondaj çalışmalarının yasaklanması -doğrudan doğruya yeni petrol ve gaz rezervlerini araştırmanın iki yıl süreyle durdurulmasına başlanmış olsaydı- hiçbir şekilde yanlış olmazdı. Zira Orta ve Batı Akdeniz’de petrol aranması zaten çeşitli çevre düzenlemeleri sebebi ile yasak durumda. Ege’de ise imzalanan Türk-Yunan antlaşması, 1976’dan beri doğal kaynakların çıkarılmasını ciddi biçimde kısıtlamıştı.

Çıkar çatışması içindeki bu iki ülke, konuyla ilgili Fransa’nın attığı adımları örnek alsalardı yaklaşık 600 km uzunluğunda ve Yunanistan’ın batı sahilinden Türkiye’nin güney sahiline kadar uzanan 5200 metre derinliğindeki deniz kanyonunu yani Helen Çukuru’nu ve doğu Akdeniz’deki diğer alanları koruma bölgesi ilan edebilirlerdi.

2016 yılında Fransa, kendine ait tüm karasularında -Akdeniz’de, Atlantik’te ve denizaşırı topraklarının sahillerinde- aldığı karardan bir yıl sonra çıkardığı bir kanunla pekiştirilen bir moratoryum (askıya alma durumu) ilan etti. Buna göre, daha önce alınmış tüm sondaj lisansları 2040 yılında sona erecek. Fransa hükümeti ayrıca petrol ve gaz üretiminin 2015 Uluslararası Paris İklim Antlaşmasının imzalanma amacı olan yeryüzü sıcaklığının artışının 1,5 derece ile sınırlanması koşuluna ters düştüğüne dikkat çekti.

Yeni Zelanda, İrlanda, İtalya, Hırvatistan ve on bir ABD eyaleti benzer adımlar attı. Bu yılın ilerleyen günlerinde İspanyol parlamentosunun her türlü yeni petrol, gaz ve kömür rezervlerinin işlenmesini yasaklaması ve fosil yakıtlar için verilen doğrudan sübvansiyonları kaldırması bekleniyor. Avrupa Yatırım Bankası ise 2021’in sonundan itibaren bu alandaki projeleri finanse etmeyecek.

Türkiye’nin aksine Yunanistan ve Kıbrıs da Paris Anlaşması’nı imzaladı. AB üyesi olmaları hasebiyle her iki ülke de Brüksel’deki Komisyon tarafından önerilen sera gazı emisyonlarını 2030’a kadar yüzde 50 ila 55 oranında azaltma hedefini, uluslararası toplumun ilgili bir yasa üzerinde anlaşmaya varması halinde uygulamak zorunda kalacak.

Doğal gaz lobisi, iklim nötrlüğüne giden yolda kendi enerji kaynağını bir “köprü” olarak sunmayı seviyor. Son zamanlarda yapılan çok sayıda araştırma, doğal gazın iklim için önceden varsayıldığından çok daha tehlikeli olduğunu göstermekte*. Sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) çıkarılması, taşınması ve yine üretimi sırasında bu kaynağın ana bileşeni olan metan serbest kalıyor ki bu gaz, emisyonundan (havaya salınmasından) sonraki ilk 20 yılda CO2’den 84 kat daha zararlı olan güçlü bir sera gazı olarak biliniyor.

Sondaj yapılmaması için bir diğer neden ise sondajın deniz ekosistemi üzerindeki olumsuz etkisi. Batı Akdeniz’de yasaklar her şeyden önce çevre aktivistlerinin katkıları ve bu kişiler ile beraber kıyılarda sondaj platformu manzaraları ile çirkinleşmiş tatil alanlarını görmek istemeyen turizm sektörü tarafından başlatıldı.

Helen Çukuru’ndaki Gagalı Balinalar

Helen Çukuru ispermeçet balinaları, oluklu balinalar, Cuvier gagalı balinalar, yunuslar, Akdeniz keşiş fokları ve deniz kaplumbağaları gibi benzersiz ve nesli tükenmekte olan deniz memelisi çeşitliliğine sahip bir derin deniz bölgesidir. 2018 yılında uluslararası üne sahip yüz bilim insanı ve çevre örgütü, Yunan hükümetine yönelik, bu alanda maden-gaz keşfi yapılmasına izin vermemesi çağrısında bulundukları bir bildirge imzaladı. Uzmanlar, gemi gürültüsü, teknelerle çarpışmalar, aşırı avlanma, plastik atıklar ve iklim değişikliği dahil olmak üzere Helen Çukuru’ndaki pek çok türün “zaten büyük tehditlere maruz bırakıldığını” yazdı.

Doğal gaza yatırım yapmak da özellikle kötü bir fikir çünkü fosil yakıtların artan bir fiyat baskısı altına girdiği bir dönemde yaşıyoruz. Doğal gazın “yeşil görüntüsü yani çevre dostu olduğu görüntüsü” ortadan kalkmakla kalmadı, korona salgını da fiyatların düşmesine neden oldu. Rekor seviyede fiyat düşüklüğü -bu arada gaz artık kömürden bile daha ucuz- sebebiyle gaz ticaretini karlı hale sokmaksızın, ona olan talebi biraz olsun artırdı.

Aşırı derinde olan deniz tabanı ve sahile giden uzun boru hatları derin deniz doğalgazının işlenir hale getirilmesini özellikle pahalı hale getiriyor.

Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsü’nden Jonathan Stern, “Akdeniz gazı, ucuza nakledebildiği ve hükümetlerin ajandasında (gündeminde) dekarbonizasyonun o kadar yüksek olmadığı yakın çevredeki ülkelerde müşteri bulmalıdır’” diyor. Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya gaz ihracatı Stern dergisine göre 2017 ve 2018 fiyatları açısından ekonomik olarak abes olacaktır. Hele şimdiki fiyatlarla artık bu fikir dikkate bile alınamaz.

Aslında Helen Çukuru’ndan çıkan gaz, boru hatlarından akıncaya kadar -belki 2020’lerin sonları veya 2030’ların başları- CO2 emisyonlarının artan maliyetleri de getirileri ciddi şekilde azaltacaktır. Yenilenebilir enerjilerin ve buna uygun depolama teknolojilerinin sürekli düşen fiyatları da bu konudaki beklentilere gölge düşürüyor.

Berlin merkezli danışmanlık firması E3 Analytics’ten Toby Couture, “Bu doğal gaz kuyuları öksüz kalacak yani terk edilecek” diyor. “Ve sonunda kamu sektörü temizlik ve ekolojik sistemin eski haline getirme masraflarını ödemek zorunda kalacak.”

Doğu Akdeniz ülkeleri, aralarında Chevron, ExxonMobil ve Total gibi devlerin bulunduğu dünyanın en büyük petrol şirketlerinden teklifler aldılar. Artık başka yerlerde sondaj yapmalarına izin verilmediğinden, hepsi yeni bir bakış açısı, bir perspektif arıyorlar. Küresel gaz piyasasına girme ümidi bölgedeki ülkeler için cazip gelebilir ancak bu bir yanılsama-illüzyondur.

Avrupa Birliği Helen Çukuru’na sınırdaş ülkelere bu arada yardım etmek, sondaj faaliyetlerine bir moratoryum uygulamak ve onların odaklarını yenilenebilir enerjilere çevirmek, yenilenebilir enerji üretimi için bu üç ülkeye çok elverişli koşullar sunmak suretiyle mevcut anlaşmazlıkta yapıcı bir rol oynayabilir. Her üç ülke de Brüksel’in mümkün olduğunca sağlayacağı destek ile, sonuçta sadece sorun yaratacak doğal gaz alanları için çatışmak yerine bundan faydalanmaya bakmalıdır.

Çevirmenin notu

*Siehe Stephen Leahy: Dünya atmosferindeki metan artışına bağlı çatlak patlaması

Yazar: Paul Hockenos

Kaynak: Le Monde diplomatique

Çeviren: Naci Pektaş

Düzenleyen: Can Güzel

Leave a comment