Karpathos: Kadınların hâkimiyet kurduğu Yunan adası

Karpathos: Kadınların hâkimiyet kurduğu Yunan adası

On İki Adalar zincirinin en büyük ikinci adası olan Karpathos (Kerpe Adası), kadınların hâkim olduğu bir yerdir. Adanın uzak konumundan dolayı, yerel halk kendilerine özgü adetleri, Yunan lehçeleri ve özgün giyim kuşamları da dahil olmak üzere birçok geleneği hâlâ devam ettirmektedir.

Genel itibariyle tüm On İki Ada toplumlarının, topluluklarındaki kadınların sahip olduğu özel ve saygın yeri ile bilinse de bu durum, sanki kadınların yönetip erkeklerin ikincil bir role sahip olduğu Karpathos Adası için çok daha doğrudur.

Gerçekten de Karpathos’taki insanların fotoğraflarına bakan bir kişi, çoğunlukla kadınların olduğunu fark edecektir. Dini bayramlarda hoş, geleneksel kıyafetlerini giyerken; ekmek yaparken veya yol boyunca bir eşeğe rehberlik ederken Karpathos kadınlarının fotoğraflarını görmek mümkündür.

En kendine has yer ise Olympus köyüdür. Bir dağın yüksek tepesinde, turist ve gezginlerden uzakta olan Olympus, zamanın neredeyse durmuş gibi göründüğü bir yerdir.

Karpathos women dominate

Olympus’ta kadınlar, kuşkusuz ki geniş aileler içerisinde birleştirici güçtür.

Anne, eş, kız evlat ve kız kardeş gibi rolleriyle bir Karpathos kadını, sağduyusu ve evdeki görevlere daimî katılımı ile aile yapısını destekler.

Karpathos kadını; çocukları için sevgi dolu bir anne, eşi ve ebeveynleri için destekleyici bir güç, hatta erkek kardeşi için bir veli konumundadır. Bunun yanı sıra yaşamın sunduğu her sevincin, her kederin de bir parçasıdır.

Karpathos kadını doğurur, büyütür, çocukları evlendiğinde bile onlara göz kulak olur, ebeveynlerine şefkatle bakar. Daha iyi bir hayat uğruna her zaman güç ve cesaretle, sadece iki eliyle değil, zihniyle de mücadele eder.

İşgal süresince Karpathos kadınları

İtalyan ve Alman işgalinin karanlık zamanlarında Karpathos kadınları, korkusuz ve direnen savaşçılar olarak bir diğer yüzlerini daha göstermiş oldular. Özgürlüklerini ve onurlarını mümkün olan her şekilde savunmayı kendilerine görev edindiler.

İtalyan işgali sırasında kızların direnişi başlangıçta durgun olsa da bu durgun direniş, daha sonra öğrencilerin İtalyan dilini öğretmek için İtalyanlar tarafından düzenlenen ilkokul sınıflarına katılmayı reddetmesine dönüştü.

İşgalcilerin ana hedeflerinden biri, On İki Ada kültürü ve insanlarının “İtalyanlaştırılması” idi.

Baskıcı İtalyan eğitimine direnen kadınların ifadelerine göre, onlarca genç kız ya okumayı bıraktı ya da İtalyan bayrağı önünde şiirler okumayı cesurca reddetti.

Hatta kimi zaman dil derslerini anlamıyorlarmış gibi yaptılar.

Nihayetinde İtalyanlar, en küçükleri bile dahil olmak üzere Karpathos genç kızlarının dili öğrenemeyecekleri sonucuna vararak pes ettiler. Aslında yanıltıcı olan bu dil öğrenme “kabiliyetsizliği”, iyi planlanmış bir boykottan başka hiçbir şey değildi.

Adanın genç kadınlarına gelindiğinde; onların İtalyan askerlerine olan tavırları, aileleri tarafından oldukça katı bir şekilde yönlendiriliyordu. Takınılan bu tavır ise tek bir cümlede şöyle özetlenebilir:

“Ne iletişiminiz olacak ne de ilişkiniz”.

İtalyanlarla iş birliği içerisinde talep edilen temel ihtiyaçların alımında dahi kızların, erdem yolundan sapmakla suçlanmamaları için tüm muhtemel düzenlemeler tekrar tekrar gözden geçirildi.

Karpathos women dominate

Karpathos Adası’nın Olympus Köyü

Karpathos kadınları ve casusluk

Diğer kadınlar da casusluk için eşleriyle iş birliği yaptı. Kocalarıyla birlikte İtalyanları gözetleyen Maria ve Sophia Trembella için durum tam olarak böyleydi.

Aslında bir öğretmen olan Maria Trembella, kocası Ioannis Othitis ile tutuklanarak casusluk suçundan yargılandı. En sonunda ikisi de Rodos Adası’nda bulunan hapishaneye düştü.

Pigadia kasabasından Marigoula Antimissari ve babası Michalis, telefon kablolarını tahrip ederek İtalyanların iletişimini engellemeyi başardılar.

Gelin görün ki bu olayın kurbanları da vardı. İşgalin talihsiz mağdurları, casuslukla suçlanan adamların eşleriydi.

Christoforos Lytos’un eşi Maria Lytos, kocası topladığı bilgileri Orta Doğu’daki İtilaf Devletlerine gönderen bir casus olduktan sonra, beş çocuğunu yalnız başına büyütmek zorunda kaldı.

Christoforos Lytos, altı aylığına Karpathos’ta bir görevdeydi. Bu süreçte çocuklarının, görevini yanlışlıkla tehlikeye atacağından korkarak evine gitmeye cesaret bile edemedi ve Lastos bölgesinde saklandı.

Popi Gerogianni, tüfek kullanımında eğitim almış genç, bekar bir kadındı. Direniş güçlerine katılan genç kadın, özgürlük savaşçılarının üstlendiği çeşitli görevlerde yer aldı.

Yine Karpathos kadınları arasında bulunan iki talihsiz mağdur, Sophia Kyzoulis ve Marigo Despotaki idi. 1942 senesinde Almanlar tarafından esir alınan bu iki kadın, uzunca bir süre tutsak edildikleri Atina’nın Goudi kentindeki bir toplama kampına götürüldüler.

Biri yalnızca dört yaşında olan beş çocuğuyla hapse atılan Despotaki’nin suçlaması, kocasının İngiltere’de olmasıydı. Despotaki ve çocukları, toplamda bir buçuk sene boyunca orada kaldılar. Bu süre boyunca kendisinin ve çocuklarının hayatta olup olmadığını bilen kimse yoktu.

On İki Ada’nın en son işgalcilerinin son kurbanı ise Marika Hatzimichalis-Alexiadis’ti.

Hatzimichalis-Alexiadis, Stavri Köyü’nde yeniden sorgulanan evlerin yağmalandığını duyduğunda Almanların ülkeden ayrılışının hemen öncesi, 1944 sonbaharıydı.

Gözü pek bir kadın olan Marika, onu koşarken gören bir Alman askeri ayağına el bombası attığında bir şeyler kurtarabilmek umuduyla evine doğru koşuyordu.

Neyse ki patlamanın sadece ayaklarını yaraladığı kadın, hastanede geçirdiği üç aylık sürenin ardından iyileşebildi.

Yazar: Philip Chrysopoulos

Çeviren: Alara Akgün

Düzenleyen: Berna Kartal

Kaynak: Greekreporter

Leave a comment