Karantinada kilo alımı: İnsanlara daha az yemelerini söylemek hiçbir zaman çözüm olmadı

Karantinada kilo alımı: İnsanlara daha az yemelerini söylemek hiçbir zaman çözüm olmadı

Pandemi sürecinde hepimiz çok fazla yemek yedik. İngiltere Halk Sağlık’ının son rakamları, İngiliz yetişkinlerin yüzde 40’ından fazlasının salgın sırasında ortalama üç kilogram aldığını gösteriyor. Vücut ağırlıklarındaki artışın nedenleri, ilk bakışta bariz bir şekilde görünüyor. Uzayan karantina dönemlerinde daha az hareket etmeye meyilliydik, duygusal yeme ve spor salonlarının kapanması ise bu eğilimi arttırdı.

PHE’nin bu yaz başlattığı “Daha İyi Sağlık” kampanyası, ‘enerji dengesi denklemi’ne odaklanıldığını ortaya koyuyor. Bu denklem, yaygın olarak kalori ile ölçülen gıda alımı vücudun enerji kullanımını aştığında fazla kiloların biriktiği düşüncesidir. Obezitenin sağlık üzerindeki etkisi şimdiye kadar iyi belgelenmiş olsa da COVID-19 ölüm oranları ile 30’dan fazla vücut kitle indeksi arasındaki bağlantı, şüphesiz İngiltere’nin genişleyen belleriyle başa çıkmaya aciliyet hissi katıyor.

Yine de diyet ve sağlık kampanyalarının tarihi, kilo almanın gerçeklerinin alınan kaloriye karşı harcanan kaloriden daha karmaşık olduğunu aklımıza getirmelidir. Bu, yalnızca kalorileri sayarak enerjiyi azaltmayı amaçlayan geleneksel diyetlere odaklanmanın, pandemi sırasında kazanılan aşırı vücut ağırlığı konusunu yeterince ele alıp almayacağına dair soru işaretleri yaratmaktadır.

1945’ten sonra zayıflama hareketi üzerine yaptığım araştırmanın gösterdiği gibi, İngiltere’de kilo verme diyetlerinin, ilk olarak 1950’lerde ve 60’larda karnenin yerini büyüyen bir tüketici kültürüne ve refahına bıraktığında popülerliği arttı. Yaygın kilo verme rejimleri başlangıçta karbonhidrat tüketimini azaltmaya odaklanma eğilimindeydi; ancak 1960’ların sonlarına doğru, az yağlı yaklaşımlar ve kalori sayımı çok daha yaygınlaştı.

Aynı zamanda bilim insanları vücut ağırlığı ve kalp hastalığı arasındaki bağlantılarla ilgili giderek daha fazla endişelenmeye başladı. Framingham Kalp Çalışması veya Yapı ve Kan Basıncı Çalışması gibi obezitenin zararlı etkilerini belgeleyen araştırmalar ortaya çıkmaya başladı. Oranlar hâlâ nispeten küçük olsa da 1960’ların sonlarına doğru endişeler o kadar çoktu ki, 1967’de Obezite Derneği’nin kuruluşuna yol açtı.

Bu sağlık sorunlarına diyetle artan odaklanmaya rağmen, 1960’lardan bu yana, dünyanın dört bir yanındaki insanlar – özellikle batı ülkelerinde – kilo alıyor. Küresel obezite seviyeleri şu anda 1975’tekinin yaklaşık üç katı. İngiltere’de 1980-1991 yılları arasında oranlar ikiye katlandı ve bugün ülke, Avrupa’daki en yüksek üçüncü obezite oranına sahip.

Söz konusu değişiklikler doğrultusunda, İngiltere’deki insanların yediği kalori miktarının da arttığını düşünebilirsiniz. 1950 ve 2000 yılları arasında, Ulusal Gıda Araştırması Büyük Britanya’daki evlerin diyetlerini gözlemledi. Çelişkili olan verileri gösteriyor ki savaş sonrası yıllarda kalori tüketimi, obezite oranları yükselse bile aslında azaldı.

Bu belirgin çelişki, 1960’ların ortalarından itibaren ulusal diyette yağın artmasıyla ilgili. Ancak beslenmedeki değişime paralel olarak, Britanyalılar, örneğin 1950’lerin başlarından bu yana keskin bir şekilde artan araba sahipliği ve motorlu seyahat ile her zamankinden daha hareketsiz hale geldi. Bu, kilo vermenin sadece kalorilerinizi azaltmaya çalışmaktan daha fazlası olduğunu ve insanların yaşamlarında neler olup bittiğine dair daha geniş bir resmi düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.

Weight gains during the pandemic

Pandemi sürecinde de aynı konu gündeme geldi. Örneğin, Gıda Standardı Ajansı’nın Pandemide Gıda hakkındaki raporu, ilk karantina sırasında nüfusun daha yüksek bir bölümünün yerel olarak alışveriş yaptığını, ev yapımı yemekler tükettiğini ve daha sağlıklı beslendiğini vurguluyor. Rapor, evden çalışma ve izin programları nedeniyle yemek ile ilgili faaliyetler için ayrılan süredeki artışla olası bir bağlantı olduğunu buldu. Yine de ortalama olarak, birçok insan kilo aldı.

Gerçek şu ki, karantina sırasında evde çalışma olanağının sağladığı ekstra süre, çoğunlukla daha yüksek gelirlilerle ilişkilendirilebilir. Gıda güvensizliği seviyelerinin yanı sıra evde geçirilen zamanın azlığı, düşük gelirli birçok kişinin benzer sağlıklı gıda seçimlerini yapmasını engelleyebilirdi.

Sürekli artan obezite karşısında, son 70 yılda diyetlere odaklanmanın boşuna olduğu açıkça kanıtlanmıştır. 20. yüzyıl boyunca hiç ekmek ya da patates yememekten günde 500 kalori az tüketmeye kadar, vaat ettiği ancak vaadini yerine getiremediği yüzlerce diyet vardı. Yine de bugün, halk sağlığı kampanyaları hala insanları daha az kalori tüketmeye teşvik eden basit mesaja odaklanmış görünüyor.

1998’de obezitenin halk sağlığı için bir öncelik olarak kabul edilmesinden bu yana, eğer varsa, çok az ilerleme kaydedilmiştir. Obezite bilinçli seçilmiş bir yaşam tarzı değildir, bireyselleştirilmiş çözüme ve öz düzenlemelere sürekli odaklanma ise pandeminin sağlık alanında gün yüzüne çıkardığı ve daha da kötüleştirdiği eşitsizliklerin anlaşılmasına engel olmaktadır. İdeal olarak, pandemi sırasında kilo alma konusu, bizi kilo kaybı için bu tür geleneksel yöntemleri yeniden düşünmeye ve asıl nedenlere ve bütüne daha fazla odaklanmaya sevk etmelidir.

Yazar: Myriam Wilks-Heeg

Çeviren: Senanur Yamankaya

Düzenleyen: Elif Naz Yıldız

Kaynak: The Conversation

Leave a comment