URSULA K. LE GUIN’in klasiği, güncel konularla her zaman en az şimdi olduğu kadar alakalıydı

Birkaç ay önce yapılan bir kongrede kendimi barda, okuma listesini genişletmek isteyen genç bir kadınla konuşurken buldum. Çok fazla fantastik kurgu okumuş ama bilim kurguya yeni başlamıştı. “Nereden başlamalı?” diye sordu.

“Ursula K. Le Guin okudun mu?” Diye sordum. Genç kadın başını salladı.

Yeni üyemiz ismi defterine not alırken oturduğumuz masa dostane şekilde onayladı. Grubumuzdaki cinsiyetler ve yaşlar çeşitliydi, ancak görüş birliği şuydu; aceminin Le Guin’i okuması gerekiyordu.

“Sadece bir şeyini okuyacaksanız, Karanlığın Sol Eli’ni okuyun” dedim. “Yani, onun her şeyi zaman ayırmaya değer. Ama Sol El…’’ Fikrimi nasıl özetleyeceğimden emin olamazken sesim kısıldı.

“O kitap…” Meslektaşlarımdan biri konuşmaya başladı ama o da söyleyecek söz bulamadı. “O kitap çok önemli. O kitap her şeyi değiştirdi. ”

Kesinlikle benim için öyleydi. Kitabın 1969’da sükse yaptığı zamanlarda ben yoktum, ancak etkileri 2001’e kadar devam etti; yani en çağ ötesi yıla. Ergenlik çağındaydım ve ‘üniversite kimin umrunda’ isyanına uyan bir şekilde, İngilizce bölümünü bıraktım. Odysseus’un Penelope’ye nasıl davrandığına dair öfkeme sempati duymayan, beş paragraflı denemelerden ve ahlak hikayelerinden bıkmıştım. Bunun yerine seçmeli bir ders aldım: Bilim Kurgu ve Fantastik Yazın. Yıldız Savaşları not defterim, Star Trek hassasiyetim ve RPG oyunlarıyla dolu aklımla içeri girdim ve sistemi yeneceğimi hissettim. Kahvaltıda pasta yiyormuşum gibi.

Halk kütüphanesine yaptığım sık gezilerden biliyordum ki, bilim kurgu, uçuk sanat ve bunlarla uyumlu maceralarla dolu karton kapaklı kitapların alanıydı. Doğru, Carl Sagan’ın Mesaj’ını o kadar çok okudum ki, kitabın en sevdiğim kısımlarını dokunarak bulabilirim, ama o bir bilim insanıydı, gerçek bir bilim insanıydı. Bilim kurgunun eğlenceli olduğunu düşünüyordum; ödevini yapmamak gibi, film izlerken mısır yemek gibi eğlenceli… Bilim kurgu en az benim kadar İngilizce bölümüne ait değildi.

Kısa bir zaman sonra seçmeli derslerin hala kitap raporları demek olduğunu keşfettim ve öğretmenim bana bir başlık önerdi: Karanlığın Sol Eli. Ders için aldığım, ailemin arabasını ve ailemin parasını içeren bir kitapçı gezisinde edindiğim bir kopyası hala duruyor. Şu an klavyemin yanında oturuyor, sayfaları kıvrık ve yaralı, asit yeşili fosforlu kalem izleriyle dolu. Fosforlu kalem izleri, kitap raporu zamanından kalma değil, kitabı tekrar tekrar okuduktan sonra oldu. Bu noktadan önce bir kadın tarafından yazılmış herhangi bir bilim kurgu okuduğumu söyleyemem, ama kesinlikle böyle bir bilim kurgu okumamıştım. Lazer yoktu, başı dertte olan genç kadınlar yoktu, seçilmiş kişiler yoktu. Savaş vardı, evet, ama gerçek bir savaş, galaksinin kaderi için değil, nefret ve korku için (2001’de Amerika’da yaşarken gerçek olan şeyler). Bilim de vardı, ama fizik ya da teknoloji bilimi değildi. Kültür bilimi idi. Vücut bilimi. Sol El, bu bilimlerin her birinin değerli olduğunu ve kurgularını yazmanın güçlü bir iş olduğunu söylüyordu.

Bu kitap beni, yalnızca kitapların yapabildikleri şekilde değiştirdi. Bu kitap beni bilim kurgu hayranı olmaktan, kendim yazmak istemeye iten katalizördür. Bu kitap hali hazırda bir solukta okuduğum bilim kurgunun, durup dinlersem söyleyecek şeyleri olduğunu gösteren hikayeydi. O andan sonraki hayatım – yazdığım kitaplar, oturduğum kongre barları, şimdi yazma ayrıcalığına sahip olduğum giriş kısmı – Gobrin Buzunu geçen Genly Ai ve Estraven’in hikayesiyle harekete geçti.

Bu anektod mikroskobik öneme sahiptir ve vites değiştirmediğimiz sürece pek bir önemi yoktur. Karanlığın Sol Eli ile bağlantım dış dünyayla ilişkilendirilmedikçe yok gibidir. Tanıdığım pek çok insanın ‘ilk kez bu kitabı okuduğumda…’ hikayesi vardır. O masada Sol El’i açıklayacak kelimeleri bulamayan tek kişi olmamamın nedeni, mirasının ölçülemez olmasıdır. Bunu ölçmeyi deneyebilirsiniz. Hugo / Nebula ödülüne işaret edebilirsiniz. 30 üzeri yeniden basımları gösterebilirsiniz. Satılan bir milyondan fazla kopyaya dikkat çekebilirsiniz. Fakat bunlar sayılardır ve bir şeyleri sayılarla açıklamak isteseydik, gerçek bilime sadık kalırdık. Kurgu ruhu dahilinde, bu kitabın makro ölçeği hakkında yazmak istersem, mikro ölçeği hakkında bir yazı yazmadan bunu başaramam. Eğer akademik olmak istersem, kişisel olmalıyım. Bu ikilik, aynı anda iki şey olan bir türü tasvir etmesiyle meşhur bir kitap için çok uygun.

Bu kaçınılmaz olarak bizi toplumsal cinsiyete getiriyor, çünkü Karanlığın Sol Eli ile ilgili olup toplumsal cinsiyet içermeyen ve bilim kurgudaki toplumsal cinsiyet hakkında olup Karanlığın Sol Eli’ni içermeyen bir konuşma yoktur. Başka bir ikilik de bu kitabın hem toplumsal cinsiyetle ilgili, hem de toplumsal cinsiyetle alakasız olması.

Makro ölçek: çift cinsiyetliliğin bu tasviri, zaman için çığır açıcıydı ve tartışmasız, şu ana kadar türünün en ünlü toplumsal cinsiyet bükümü olmaya devam ediyor.

Mikro ölçek: Gethenian olmak istiyordum. Muhafazakar bir kasabada Katolik olarak büyüyen ve cinsel eğilimini gizleyen bir çocuk olarak, cinsiyet ve cinsiyet rollerinin doğada varsayılan bir şablonu olmadığı fikri hayat kurtaran bir aydınlanmaydı. Cinsel utanç olmadan, çifte standartsız, tecavüzsüz bir toplum hayal edin. Herkesin aylık biyolojik döngüsünün olduğu ve bu süreçte sorgusuz sualsiz izne ayrıldığı bir dünya düşünün. Hem anne hem de baba olabileceğiniz aileleri hayal edin. Şimdi dünyamızdan bir insan olmanın, diğer dünyanın ortasına düşmenin ve kültürel bir köprü inşa etmenin zorluğunu hayal edin. Anlatıcımız, bu cephedeki eksikliklerini itiraf eden ilk kişidir: “Çabalarım, bilinçli bir şekilde önce bir Gethenian’ı bir erkek, sonra bir kadın olarak görerek, onu doğasıyla ilgisi olmayan ve benim için çok önemli olan kategorilere zorlayan bir şekil aldı.” Ya da modern tabirle: Genly önyargılarını boşaltması gerektiğini biliyor. Kitabın tamamını sadece bunu yapmaya çalışarak geçiriyor. Dolayısıyla, kitap aynı şeyi yapmamda bana yardımcı oldu.

Genly’nin hikayesini 2018’de tekrar okumak düşündürücü bir deneyimdir ve eğer Gethen’i ilk kez ziyaret ediyorsanız ve benim neslimden ya da daha gençseniz, kahramanımız kadar zorlanmazsınız. Ne de olsa, toplumsal cinsiyetten bağımsız olma ve cinsiyet bilgisi içermeyen zamirler gibi fikirlere zaten aşinasınız. Hatta bu kavramlar sizin için geçerli bile olabilir. Ancak bunların 1969’da çok az görünürlüğü vardı ve ikili cinsiyete meydan okuyan herhangi bir paragrafın tarafımdan çılgınca altının çizildiğine bakılırsa, 2001’de çok yoktu. Her zaman hatırlayın, bu kitabı okurken, biz de Genly gibi, zaman atlıyoruz. Konuşmaların o zaman farklı olduğunu hatırlayın ve o konuşmaların bu kitap tarafından değiştirildiğini unutmayın.

Karanlığın Sol Eli’nin güncel konularla hiç bugünkü kadar alakalı olmadığını söylemek isterim.. ama aynı şeyi 17 yıl önce okuduğumda söylerdim. Yayınlandığı zaman okumuş olsaydım, muhtemelen o zamana ait olduğunu söylerdim. Belki de sadece Karanlığın Sol Eli’nin güncel konularla alakalı olduğunu söylemek yeterlidir. Le Guin’in bu kitabının nihai zaferi olarak gördüğüm şey bu; benim üzerimdeki etki değil, türü üzerindeki etkisi değil, her adımda daha da ortaya çıkan mükemmel bir düzyazı olması da değil. İyi bir hikaye ya da harika bir hikaye yazmak bir şeydir; fakat bir kurgu yazarı için gerçek bir hikaye yazmak bambaşka bir başarıdır.

Elimde olan kopyadaki giriş kısmından, Le Guin’in amacının bu olduğunu çıkardım: “Kehanette ya da öneride bulumuyorum” diye yazıyor. “Tarif ediyorum.” Ve başarıyor. O başardı. Siz ve ben bu çabanın sonunu ve ne kadar sevinç dolu olduğunu okuyabiliriz. Zamanın değişmiş olması ya da dilin değişmiş olması önemli değil. Bu kitapla ilgili her şey hala, gençliğimde yaptığı gibi, beni derinden sarsıyor. Umarım bunu sizin için de yapar.

 

Yazar: Becky Chambers

Çevirmen: Nilban Bora

Kaynak: Literary Hub