Kara Veba: Vebanın Avrupa’da baş göstermesi

Kara Veba: Vebanın Avrupa’da baş göstermesi

14’üncü yüzyılın ortalarında Avrupa’da ortaya çıkan bu garip hastalık insanlar için bir felaket doğurdu. İnsanlar ateşlendi, vücutlarının her yerinde şişlikler oluşmaya başladı ve kısa bir süre sonra birbiri ardına ölümler meydana geldi. Veba bu şekilde patlak vermiş oldu.

Vebanın kökeni

Hastalığın yayılmasına karşı neler yapılabileceğinin ortaya çıkarılması o kadar uzun sürdü ki ilk 5-6 yıl içinde Avrupa nüfusunun yaklaşık üçte biri hayatını kaybetti. Orta Çağ’da insanlar bu hastalığın nerden geldiğini bilmiyordu. Ortaya pek çok teori atıldı. Kötü hava olayları, Mars-Jüpiter-Satürn’ün olumsuz konumları ve kirli sular, ortaya çıkan bu esrarengiz yeni hastalığın sebebi olarak görüldü. Kirli suların sorumluları kısa süre içinde tespit edilse de suları zehirlemekten Yahudiler suçlu tutuldu, bunun üzerine pek çok Yahudi zulme uğradı, katledildi ve Avrupa’dan sürüldü. Yahudilerden şüphelenenler Yahudilerin de vebaya yakalandığını ve hatta öldüklerini fark etseler de herhangi bir şey yapamadılar. Çoğu Yahudi muhiti ateşe verildi ve tahminlere göre Köln’de ez an 800 Yahudi öldürüldü.

Vebanın Avrupa’ya yayılması

Aslında 14’üncü yüzyıldan önce de veba salgınları vardı, örnek verecek olursak İstanbul’da birkaç yüz yıl boyunca hastalık tekrar tekrar patlak vermişti. 1347 dolaylarında kara ölüm, muhtemelen Orta Doğu’dan gelen gemilerle Orta Avrupa’ya taşındı.

Günümüzde Kefe[1] olarak bilinen Kırım yarımadasının liman şehri Caffa, o zamanlar Cenova’nın en önemli ticaret kolonilerinden biriydi. Veba, ticaret yolları vasıtasıyla Caffa’dan Avrupa’ya yayıldı. Bu şekilde hastalık, Fransa, İngiltere, Danimarka, Polonya, İsveç, Finlandiya ve hatta Grönland’a kadar ulaştı. Birçok insan can havliyle vebalı şehirlerden kaçtı ve böylece hastalık çok daha hızlı yayılmaya başladı. Tahminen Avrupa nüfusunun üçte biri 1347 ila 1353 yılları arasında vebaya kurban gitti. Gerçek ölüm sayıları tam olarak bilinmediği için tahminlere göre ölü sayısının 20 ila 50 milyon arasında gidip geldiği söyleniyor.

Çare olarak kan akıtma ve şifalı otlar

İnsanlar Orta Çağ’da vebaya karşı herhangi etkili bir ilaç bilmiyordu. Hastalanan insanlardan çoğunlukla üst koldaki bir damara girilerek kan akıtılıyordu. Diğer hastalara kusturucu ya da lavman[2] verilirdi. Oysa bugün bu yöntemlerin zayıf düşmüş kişilere yarardan çok zarar verdiği biliniyor. İnsanlar vebadan korunmak için maske ve bez ile yüzlerini kapatıyordu. Her ne kadar buldukları çözümler işe yaramasa da güzel kokan otları ve odun parçalarını yakarak ya da gül suyu ve sirke püskürterek hastalıkla mücadele etmeye çalışıyorlardı.

İzolasyon ve karantina

Başlarda hastalar hiçbir önlem alınmadan, ölülerin normal bir şekilde gömüldüğü yerel hastanelere götürüldü. Daha sonra vebaya yakalanan kişilerin evleri haçlarla işaretlendi ve şehrin dışında yaşamaları zorunlu kılındı. Artan vaka ve ölüm sayıları halkı korku ve paniğe sürükledi hatta hastalar, aileleri ve arkadaşları tarafından terk edildi, onlara din adamları bile yardım etmedi. Salgının karantina ile durdurulabileceği ancak yüzbinlerce insanın ölmesinin ardından anlaşıldı. Salgının zirveye ulaşmasının ardından 1423’te Avrupa’nın ilk veba hastanesi Venedik’te bir adada kuruldu. Yine bir Venedik adasında izolasyon merkezi de kuruldu. Ayrıca Venedikliler seyrüsefer gemilerle veba arasında bir ilişki olduğunu düşündüğü için vebalı şehirlerden gelen yolcuları ilk olarak 40 günlük bir gözetim altında tuttular. Bu süre zarfında yolcuların Venedik lagünündeki Lazzaretto Nuovo adasında kalmaları gerekiyordu. İtalyanca’da “quaranta” 40 anlamına geldiği için karantina kavramı bu dönemde bu şekilde ortaya çıktı.

Hastalıklar ve inançlar

Orta Çağ’da hastalıklar her şeyden önce tanrının bir cezası olarak görülüyordu. Bu sebeple, büyük salgın hastalıklar sırasında, Meryem Ana ve Aziz Sebastian gibi kutsal kişilere saygı artarken, insanların kutsal mekânlara olan ziyaretleri de arttı. Bazı dindarlar günlerce dolaşıp kendilerini kan revan içinde bırakarak kendilerini dizginlemeye başladı. Bunları yaparak günahlarını çıkarıp ahirette iyi yaşamak istiyorlardı. Kilisenin endüljans faaliyetleri de büyük oranda arttı. Endüljans sayesinde insanlar belli bir süreliğine günahlarından ve dolayısıyla Araf’ın arındırıcı sürecinden de kurtulmayı başaracaklarını düşündüler.

Vebanın gizemi 1894’te ortaya çıkarıldı

1894’te vebaya neden olan patojen, İsviçreli doktor Alexandre Yersin tarafından keşfedildi. Bugün, vebanın Orta Çağ’da aslında sıçanlar ve diğer kemirgenler tarafından pirelere ve insanlara geçen bakteriyel bir bulaşıcı hastalık olduğu biliniyor. Orta Çağ’da hijyen koşullarının kötü olmasının yanında hem pire hem de sıçanların yaygın olmasıyla da hastalık iyice yayıldı.

Vebanın türleri ve günümüzdeki dağılımı

Hıyarcıklı veba yani bubonik veba, akciğer vebası ve abortif veba vardır. Hıyarcıklı veba ve akciğer vebasının bir sonucu olarak patojenler, kan zehirlenmesine yol açabilir. Hıyarcıklı vebada, pirelerin ısırdığı yerlerde kangrenimsi morluklar oluşur ve vücudun her yerinde irinli şişlikler baş gösterir. Bazen de yüksek ateş ve şiddetli ağrılar vardır. Hastalar zamanında tedavi edilirse, hıyarcıklı vebadan kurtulabilirler.

Akciğer vebası hıyarcıklı vebanın bir sonucu olabilmesinin yanında öksürürken ya da hapşırırken damlacıklar yoluyla da insandan insana bulaşabilir. Tedavi edilmediği takdirde, bugün dahi birkaç gün içinde ölümle sonuçlanabilir. İnsanların Orta Çağ’da bu tür bir vebaya karşı hayatta kalma şansları yoktu. Nefesleri tıkanır ve kanlı balgam öksürür sonunda da akciğerleriyle kalpleri çalışmayı durdururdu. Abortif veba ise hastalığın kısmen daha acısız halidir. Hastalar çoğunlukla sadece hafif bir ateş ve lenf düğümlerinde hafif bir şişlik dışında neredeyse hiç semptom göstermez ve hastalığa karşı uzun süreli bir bağışıklık kazanırlar.

Veba, Orta Çağ’da durmak bilmezken bugün sadece tek tük ortaya çıkıyor. Farklı antibiyotiklerin kombinasyonu sayesinde günümüzde çok etkili bir şekilde tedavi edilebiliyor. Fakat Kuzey ve Güney Amerika’nın bazı bölgeleri ile Kuzey Asya ve Afrika’nın büyük bölümlerinde veba hala yüksek sayıda. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl 3 bin kadar insana veba tanısı konuyor. Hastalık ara sıra tekrar ortaya çıksa da, 2017’de Madagaskar’da olduğu gibi, hızla kontrol altına alınabiliyor.

Yazar: Nanette Peithmann

Çeviren: İsmail Çiçek

Düzenleyen: Seda Nur Çifçi

Kaynak: Planetwissen

  1. Feodosya, Feodosiya veya Kefe, Ukrayna’nın Kırım yarımadasının güneydoğu kıyısında yer alan bir liman şehridir.
  2. Clyster olarak da bilinen lavman, rektum yoluyla alt bağırsağa sıvı enjeksiyonudur.

Leave a comment