Kan kanı çağırır – Macbeth neden hala sanatçılara ilham veriyor?

Kan kanı çağırır – Macbeth neden hala sanatçılara ilham veriyor?

Macbeth’in şaşırtıcı derecede sinematik ve tamamen İskoçya’yı yansıtan son versiyonu İngiltere sinemalarında gösterime girdi. Justin Kurzel tarafından yönetilen bu Cesur Yürek olayı çamur ve kanla kaplı. Başroldeki Michael Fassbender, küçük oğlunun ölümüyle körüklenen şiddet ve çaresizliği yansıtıyor. Macbeth’in kalbi kırık karısı olarak Marion Cotillard adeta bir hayalet gibi. Yaşadıkları dünya ise, destanlara konu olacak dağ manzarasına karşı şiddet ve savaşa batmış durumda.

Peki İskoç oyunu neden bu kadar popüler? Macbeth hem yazarlar hem de yönetmenler için sonsuz bir ilham kaynağı: Shakespeare’in en fazla sahnelenen oyunlarından birisi olup, aynı zamanda sayısız sahne yorumuna ve Akira Kurosawa’nın Throne of Blood uyarlaması ve Francis Ford Coppola’nın “kan kanı çağırır” temasının modern bir yorumu olan The Godfather üçlemesine kadar çeşitli filmlere ilham kaynağı oldu. Sahne versiyonları, Orson Welles ve Trevor Nunn’ın, 1978’de çekilen Judi Dench ve Ian McKellen’ın başrollerini paylaştığı, Harlem’de yönetilen trajediyi “voodoo” olarak aldı.

Hikaye, daha önce bir Shakespeare oyunu izlememiş olanlara bile tanıdık. Macbeth, Cawdor’un Thane’i, sonra da onun kral olacağını tahmin eden üç cadıyla tanışır. Şeytana karşı koyacak gücü kendinde bulamaz ve karısı tarafından kışkırttırılarak Duncan’ı öldürür. Bir katliam başlar ve Macbeth, arkadaşı Banquo’yu ve ezeli rakibi Macduff’un karısıyla çocuklarını öldürür. Hepsi boşa çıkar, sonunda kanlı bir sonla karşılaşır.

Roman ve senaristler gibi film yapımcıları da ibret alınacak bu kanlı öyküden ilham aldılar. Patricia Highsmith’in Yetenekli Bay Ripley’i, zengin bir çapkını öldürüp hayatına giren ve onu izlerini örtmek için başka cinayetler işlemeye zorlayan acımasız bir sosyopatın hikayesini anlatıyor. Vince Gilligan, TV dizisi Breaking Bad’de kansere yakalanmış kimya öğretmeni Walter White’ın kristal meth yapmaya başlamak için mühim bir karar verdikten sonra çekingen orta Amerikalıdan ahlaksız suç efendisine dönüştürüyor.

Yaratıcı bir kaynak materyal olan Macbeth’in sunabileceği çok şey vardır. Bu, kan davalarının doğamızda bulunan derin bir dürtüyü tatmin etmesi gibi insan psikolojisinin kabul edilmesi zor olan yönlerinden istifade eder. İnsan oğlunun kibrinin, içinde yaşadığı gizemli bir krallık tarafından bir girdap içerisinde yutulduğu, kasvetli ve affetme duygusu olmayan bir manzaraya bağlanır.

Son çekilen Macbeth’in ana teması bir kadın ve bir erkeğin arasındaki çatışmayı ele alıyor. Başlangıçta, savaş alanında 4 büyücü – 3 değil – savaş alanında ortaya çıkıyor ve kargaşanın ortasında, kötü niyetli cadılardan çok bir kahin gibi hareketsiz ve kayıtsız duruyorlar. Panoramik kalabalık çekimlerde kamera kadın ve çocuklara odaklanıyor ve onların savunmasızlığını fark ediyoruz. En şaşırtıcı olanı da Macduff’un karısı ve küçük çocukları oyunda olduğu gibi gizlice öldürülmeleri yerine Macbeth’in uşakları tarafından alenen idam edilmesi.

Bu olayların merkezinde ise Marion Cotillard’ın Lady Macbeth’i yer alıyor. Ölü çocuğundan dolayı peşini bırakmayan o solgun yüzü, hırsının serbest bıraktığı dehşet karşısında kederle parçalanmıştır. Oyunda, deliliği gece yürüyüşüyle ifade ediliyor ve nedenleri hakkında da kendimiz çıkarım yapıyoruz. Burada, kocasının acımasız sadizme inişine tanık olurken onun ruhsal durumunun çöküşünü izliyoruz. Acı çekiyor ve korkuyor, bir kadın olarak çok hızlı bir şekilde sınırlarının farkına varıyor.

Bu odak noktası çağdaş bir yorum gibi gözükebilir ama aynı zamanda Shakespeare’in dramasında var olan bir unsurun da üzerinde duruyor. Terry Eagleton’ın belirttiği gibi, cadılar diğer karakterlerden önce sahnede beliriyor. Gerçekten de onların oyunun kahramanları olduklarını öne sürüyor. Trajedinin hipnotik zevklerinden biri, Lady Macbeth’in cinsiyetinin sınırlamalarına karşı öfkelenen muhteşem itaatsizliğidir.

Kendi yazımda bir kadın tarafından hükümetin devrildiği bu yıkım, Macbeth’in değil de Lady Macbeth’in trajedisi hakkında olan bir romanın işaretidir. Dark Amelia, 17.yy’ın başları cadı avları ve kraliyet paranoyası dönemindeki oyun yazımının bir tasavvurudur. Tıpkı Macbeth’in yaptığı gibi bir kadının boyunu aşması fikrini ve onu kara büyüyle meşgul olmaya iten güçleri keşfetmek istedim.

Macbeth alışılagelmiş bir oyundan ziyade bir güç alanı, akılcılık ile batıl inanç arasında bir ley çizgisi gibidir. Sözde lanetlidir, kötülüğün en saf halinin sorumluluğunu taşır. (Son zamanlarda en eşdeğer olanı, kadrosu ve onunla ilişkili olanları etkileyen felaketler hakkında benzer söylentilerle boğuşan The Exorcist filmidir.) Hem basit hem de her yöne çekilmeye müsait olan bu trajedi sonsuz yoruma açıktır.

Kalbinde yatan saplantılar ne yazık ki asla eskimeyecek. Kurzel’in filminin sonunda, Büyük Birnam odunu yanarken gökyüzü bir alev fırtınasıyla turuncuya döner. Bu Hiroshima ve Nagasaki’yi anımsatır. Körfez savaşının yanan petrol kuyularına benzer. Dünyanın sonu gibi görünür.

Yazar:            Sally O’Reilly

Kaynak:         The Conversation

Çeviren:         Gülşah Kartalkaya

Düzenleyen:   Beyzanur Sarıcaoğlu

Leave a comment