Sosyal yeniden yapılanmanın en belirgin sonucu kadınlara yönelik baskı olmasına rağmen bu durum ne tecrübesiz yöneticilere ne de yönetilenlere aşikar olurdu. Engels’in iddia ettiği gibi, pek çok değişime sebep olup beklenmedik sonuçlar doğuracak  olan bu gelişmeler yüzlerce değilse binlerce yıl içinde gerçekleşti. Sosyal, kültürel ve politik yaşamda değişimler vardı; tıpkı toplumun üretim kapasitesinde olan her büyük değişikliğin binlerce yıldır oluşturduğu gibi. Eski dönemde kadınlara baskı uygulanmadığından ötürü kimse böylesine üzücü sonuçlar beklemezdi.

Uzun süreli sınıf ve devlet yapısı evrimi hakkındaki iddia kusursuz, teleolojik süreç olarak görülebilir; hatta fazla kusursuz. Yükselen yönetici gruplarının direnişle pekala karşılaşmış olabileceğine dair kanıtlar mevcut. Üretim fazlasını yönetme otoritelerini korumak için muhtemelen toplumun üyelerinin sorumlulukları ve haklarını kanunlaştırmaya başlamışlardı. Yönetim daha fazla kontrolcü olurken, pozisyonlarını kurallar ve kanunlarla daha fazla sağlamlaştırırken toplumun beklentileri değişti. Onlara karşı herhangi bir meydan okuma bireysel işlenen suç değil, gitgide topluma karşı işlenen bir suç haline geldi.

Anadoluda kalan  eşitlikçi ve avcı-toplayıcılığa dayalı birkaç Neolitik şehir MÖ 10,000 ve 7000 arasında binlerce insan barındırıyordu ama zamanla hiyerarşi belirtileri göstermeye başladılar. MÖ 9600 ile 8000 arasında Göbekli Tepe’nin yaşanacak evsiz bir yer olduğundan ötürü bir seremoni merkezi olduğu düşünülüyor. Bu, itibarı geniş bir alana uzanan dini elit sınıfın varlığını akla getirir.

Ve gelişen hiyerarşiye karşı gelindiğine dair kanıtlar mevcut. Türk arkeolog Mehmet Özdoğan bu alanlarda çalışmış biri olarak, MÖ 7200 civarında Çayönündeki elitleri yıkan ve çevresindeki bölgede benzer devrimsel çalkantılarla takip edilen bir sosyal devrim olduğuna inanıyor. 2011’de bana yolladığı özel bir e-postada şöyle yazdı:

O dönemde  sadece Çayönünde değil, Neolitik Anadolunun çoğu temel bölgesinde bir çeşit sosyal türbülans olduğuna neredeyse eminim. Anadolu ve Balkan Neolitik toplumlarını inceleyen Bernhard Brosius da buna katılıyor.

9,200 yıl önce bir gün derebeyi evleri yakıldı… Tapınak yıkılıp yakıldı ve şehir çöplüğüne dönüştürüldü. Batıdaki fakir semtleri tamamen yok oldu. Yeni Çayönü inşa edildi. Artık ikinci derece standartta evler, kulübeler yoktu… Sosyal farklılıkları ima eden her şey kaldırıldı.

Bunun Çatalhöyük’te en azından 1000 yıl süren geleneklerle sınıfsız bir toplum ile sonuçlandığını iddia ediyor.

James C. Scott, Against the Grain kitabında Mezopotamya’nın ilk zamanlarındaki tarihi hakkında kanıtları özetler. Arkeologların çöküşe dair en yaygın açıklaması iklim değişikliği, çevrenin bozulması, halk baskıları. Scott açık isyanlar değilse vergi ve kontrole maruz bırakılmayan çevre şehirlere kaçışların bu çöküşe katkı sağlayan bir faktör olduğunu ima eder. Genelde şehir surlarının yağmacı “barbarları” uzak tutmak için olduğu düşünülür ama insanları içerde tutmak için olduğunu düşünen arkeologlar da vardır.

Yönetici gruplar otorite ve direniş karşısında toplumun kontrolünü sağlamak için çabalarken kadının cinselliği üzerinde kontrol dayatılmak zorundaydı. Eğer kendilerinin ve atalarının toplumun artı ürünlerinin sahibi olan pozisyonlarını sağlama alacaklarsa bunu yapmak kritikti. Kadınlar da erkekler de eşitlikçiliğin yıkılmasına karşı her adımda direndi. Engels’in düşündüğü gibi, sonunda artan baskıcı döngü kadının “sadece çocuk yapmak için bir alet” olmasıyla son bulur.

Eğer kadının cinselliğini kontrol etmekte ve buna eşlik eden monogami ve heteroseksüellik gibi mecburi baskıya yol açmakta ısrar eden yönetim grubunun kuruluşuna kadınların katıldığını hayal etmek zorsa bilinen tarihten başka yere bakmaya gerek yok. Tarih boyunca yönetim gruplarındaki kadınlar, kadınlara yönelik baskı ve suistimali hem dayatmış hem de onlardan yararlanmıştır. Günümüz modern dünyasında  Margaret Thatcher, Hillary Clinton ve Gina Rinehart gibi öne çıkan isimler de bunu kanıtlar nitelikte. 43.9 milyar Amerikan dolarlık servetini, kadınlara görüntülerini takıntı haline getirmeyi teşvik eden ve endişelerimizden beslenen bi endüstriden kazanan L’Oréal Kozmetik serveti varisi Françoise Bettencourt Meyers de unutlmamalı. Amerikada perakende devi Walmart serveti varisi Alice Walton, 46.6 milyar Amerikan dolarını çoğu kadın işçilere acınası maaşlar ödeyerek biriktirdi.

Sistematik ayrımcılığı meşrulaştıran klişeleri sınıflarının gücünü ve mevkiini korumak için kendi çevrelerinde, kendilerine karşı olsa bile destekliyorlar. Yani kadınlar yeni rejimi dayatmaya gayet tabii katılmış olabilir. Bu kadınlar baskı altında kalırken aynı zamanda sömürülenlere yönelik sınıf ve cinsiyet baskısını sürdürmeye bağlı olan sınıfları sayesinde güç ve zenginliğe erişimleri var.

Ayrıca (bütün sosyal sınıflardan) çoğu kadın bugün kadına yönelik baskıyı dayatmada, güçlendirmede, sürdürmede bir dereceye kadar rol oynar. Örneğin genellikle anneler kızlarına cinsiyetçi toplum normlarını aşılar ve ailenin sosyal değerlerini, saygınlığını vb. en çok muhafaza eder. Baskı görenlerin karşı çıkması, direnmesi hatta baskının nasıl açığa çıktığının farkında olması otomatik olarak gerçekleşmez.

Marx ve Engels’in iddia ettiği gibi toplumun fikirleri ister istemez yönetenlerin de fikirleridir. Bu takdirde yönetici çevre, kadına olan yeni tutumu kabul ettiğinde doğal olarak bu fikirleri sömürdüklerine de dayatırdı çünkü sömürülen erkekler, yüzdesi artan artı ürün üretebilirken kadınlar geleceğin işçisi olmak üzere sömürülecek daha fazla çocuk doğurmaya teşvik edilirdi.

 

Yazar: Sandra Bloodworth

Çevirmen: Cansu Tandoğan

Kaynak: Marxist Left Review