Uzun yıllardır süre gelen acı ve direniş Almanya’da bir devrim için uygun ortamı hazırladı; sadece bir kıvılcım gerekliydi. Bu kıvılcım, bazı denizcilerin İttifak donanmasına karşı verilen ve intihar anlamına gelen bir emre karşı çıkmalarıyla 30 Ekim 1918’de Wilhelmshaven’da başlayan denizci direnişi oldu. Kiel’deki denizcilerin mahkum edilmesiyle kıvılcım oraya da sıçramış; on binlerce insanın, mahkumların serbest bırakılması ve savaşın bitmesi için sokağa dökülüp, büyük gösteriler düzenlemesine sebep olmuştu.

5 Kasım itibariyle Kiel devrimci güçlerin elindeydi ve iki gün içinde devrim Münih’e ulaştı. Yetkililer devrimi bastırmayı denese de bir çok asker devrim tarafına geçti. Eğer sadece denizcilerin tecrübelerinden yola çıkarsak devrim yalnızca erkekler tarafından hazırlanmış gibi gözükür. Oysa, devrimin bu denli yayılması için, halkın hazırlanmış ve devrimin temellerinin atılmış olması gerekliydi. Denizcilerin isyanı devrimi başlatmış olabilir ancak, devrim kadınlar tarafından halka taşınmış ve yayılmıştır.

Kiel gibi bir denizcilik şehrinde bile kadınların oynadığı önemli rolü görebiliyoruz. Gertrud Völcker (1896-1979) şehir merkezinde bir sendika ofisinde çalışıyordu. Sosyalist bir gençlik örgütünün aktif bir üyesi olmuş ve devrimi ayrıntılarıyla tanımlamıştı: O ve sosyalist arkadaşları, ellerinde bayraklarla marşlar söylemiş ve sokaklarda yürümüşlerdi. Kavgasını eşitlik kavgası olarak da gördü: “Benim esas mücadelem özgürlük, demokrasi, insan onuru, sosyal eşitlik ve dayanışma kavgası.’’ Martha Riedl (1903-1992) Kiel’de devrime katılan bir başka genç kadındı. Hükümet güçleri kontrolu tekrar ele almak için baskı yaparken, o tehlikeli sokaklarda canını riske atarak devrimciler arasında mesaj taşıyor ve hayati bir iletişim hattı sağlıyordu.

İki kadın da askerleri devrimi ilerletmektense evlerine dönmek isteyenler olarak tanımladılar; Völcker “İşçiler askerlerden daha yıkıcı ve heycanlıydılar’’ şeklinde yazdı ve Riedl “Askerler trenlere binip evlerine dönmek istediler’’ dedi. Büyük kişisel riskler altında küçük siyasi başarılar için çok çalışmaya hazırlanmış Völcker ve Riedl gibi kadınlar olmasaydı devrim hızlı bir şekilde bertaraf edilebilirdi. Völcker ve Riedl’ın görüşlerini Frankfurt’ta önemli bir rol oynamış olan sendika aktivisti Toni Sender da onayladı. Sender “Devrimin ilk saatlerinde asker konselerinin önümüzdeki en büyük engellerden olduğu gerçeğiyle yüzleştik” ve “İşçilerin aksine asker konseylerinin programı devrimci değildi. Askerler genel olarak tamamen eğitimsizdi. Onların talep ettiği şey savaşın olabildiğince sorunsuz şekilde bitmesiydi.

Onlar evlerine ve işlerine geri dönmek istiyorlardı.’’ cümlelerini yazdı. Kadınlar aynı zamanda devrim önderliğine dahil olmuşlardı. Rosa Luxemburg muhtemelen en iyi bilinen kadın devrimcilerdendir ama bu tek olduğu anlamına gelmez. Kendi araştırmamız sonucunda devrimde önemli roller almış, kimi tecrübelerinin kayıtlarını bırakmış 256 kadın gösterdi. İşyeri konseylerinde kadın üyelerin tüm temsilcilerin %5’i kadar olduğu, daha yüksek düzeylerde ise daha az olduğu tahmin ediliyor. Aralık 1918’deki konsey konferansında (Rätekonferenz) 489 delegeden sadece ikisi kadındı ve içlerinden biri, Kaethe Leu, konuşmasına diğer kadın delegeye işaret ederek “hanımefendi ve beyefendiler…” diye başladı. Kadınların tanınmış devrimci forumuna girişi önündeki engelleri göz önünde bulundurursak bu düşük oranlara şaşırmamak gerekir, ancak bu durum kadınların devrime geniş katılımını göz ardı etmemize yol açmamalıdır. Kadınların devrimdeki rolleri ve toplumsal cinsiyet eşitliğine dair ayrı taleplerin gerekli olup olmadığı hakkında sorular vardı. Devrim, kadın hareketinin 1890’lardan beri uğruna mücadele ettiği evrensel oy hakkını sağlamıştı.

Augspurg ve Heymann, devrimdeki yerleri konusunda netti; “Kadınların katılımı siyasetin ve toplumun her alanında isteniyordu. Her zaman Alman kadınlarının siyasi bilinci ve özgüvenini artırıp yeni Cumhuriyet’e katkı koymayı öğrenmeleri için en iyi yol olduğunu düşündüğümüz kadın konseyleri için çağrı yaptık.”

Ancak, eşit katılım taleplerine rağmen, geri dönen erkekler için kadınların işyerlerinin dışında kalmasına yol açan eşitsiz terhis işlemlerini önleyemediler. Anılarında da yazdıkları gibi: “Askerlerin işsizliği kabul etmelerinin beklenemeyeceği tartışmasız görülüyordu, ancak savaş yılları boyunca ekonomiyi -ve maalesef silah ile mühimmat tedariğini- ayakta tutan kadınlar için sorun olmazdı. Kimse onlara karşı bir yükümlülük hissetmedi. Böyle densizce bir adaletsizlik örneği daha görüldü mü?”

Hilde Kramer devrim sırasında sadece 18 yaşındaydı ama kısa süre içinde, Nisan 1919’da şehir komutanlığı ofisinde sekreter olduğunda, Bavyera Sovyeti’nde önemli bir rol aldı. Daha sonra devrimci eylemlerinden dolayı tutuklanıp hapse atıldı. Önemli bir konumda olup kişisel olarak da pek çok erkek liderle de tanışıklığı olmasına rağmen, sanki onu göremiyorlarmış gibi, erkeklerin daha sonra yazdığı anılarında Kramer’in adı geçmez.

 

Yazar: Ingrid Sharp, Corinne Painter

Çevirmen: Sevgi Topal

Kaynak: Jacobin