Kadın Rönesans’ı var mıydı?

Kadın Rönesans’ı var mıydı?

Dört tarihçiye Rönesans’ın büyük ilerlemelerinin kadınlara uzanıp uzanmadığını soruyoruz.

The Chess Game (Portrait of the artist's sisters playing chess), Sofonisba Anguissola, c. 1555. National Museum Poznań / Wiki Commons.

‘Özgür olmak istiyorsanız Floransa’da kadın olarak doğmayın’

Dale Kent, Profesör, Tarihi ve Felsefi Çalışmalar Okulu, Melbourne Üniversitesi ve Cosimo de’ Medici ve Floransa Rönesans’ın yazarı (Yale, 2000).

Rönesans, orta çağ Hıristiyanlığının yükselişinin batışı, klasik Yunan ve Roma kültürüne olan ilginin yeniden doğuşuydu. Da Vinci ve Michelangelo gibi isimlerin büyüsüne cevap veren tarihçiler, bu kavramı orta çağ ve modern dönemler arasına yerleştirerek yapay olarak sosyal ve ekonomik gelişmelere genişlettiler. Lorenzo de’ Medici sanatçıları, yazarları ve düşünürleri klasikleştirme yaratıcılığını teşvik ederken, kız kardeşi Nannina kayınpederi ile kavga ettikten sonra neticenin dışa vurumu oldukça sert bir şekilde oldu: “Özgür olmak istiyorsanız Floransa’da bir kadın olarak doğmayın.”

Muhtemelen tarihin kapsamlı bir dersi, bir kadın olarak doğmak için en doğru zamanın yarın olduğudur. Her zaman ve her yerde olduğu gibi, kadınların Rönesans’taki deneyimleri cinselliklerinin düzenlenmesine, ekonomik ve politik rollerine, eğitimlerine ve kültürlerinin beklentilerine bağlıydı.

Saray toplumlarında zenginlik ve bir güç ölçüsü olan miras alabilen elit kadınlar, klasik eğitimler almış, edebiyata katkıda bulunmuş ve sanatın hamisi olmuşlardır. Baskıcı ataerkil Floransa Cumhuriyeti’nde, kadınların kamusal yaşamdan ve mekanlardan dışlanması, erkek soyunun saflığını koruma takıntısı ile birleştiğinde, onları kendi evlerinde sanal mahkumlar haline getirebilir. Klasik kültür, insan deneyimini vurgulamıştır ve Medici’ninki gibi büyük, seçkin soylar, aydınlanmış menfolk’un sevgisi ve saygısı sayesinde kadınların etkiden yararlanabileceği topluluklardı. Ancak 1610’daki bir Fransız gezgin, Floransalı kadınların ‘dünyayı sadece pencerelerindeki küçük açıklıklardan görmelerini’ hayretle izliyordu. Kadınlar, belki de ufuklarını genişletmek amacıyla pencerelerden düşerek az yaralanmadı.

İşçi sınıfı kadınları daha fazla hareket özgürlüğüne sahipti, ancak sağlık ve refahı düzenlemek için giderek daha verimli hale gelen devlet bürokrasilerinin gelişmesine rağmen cinsel hizmetkarlar olarak acı çektiler. Kilise, ya Havva olarak, insanlığın hastalıklarından ya da erkeklerin karmaşık insanlığından etkilenmeyen Meryem Ana’dan sorumlu olan kadın imajını şekillendirmede baskın kaldı.

‘Alimler kadınlar hakkında tek bir kategori olarak konuşamazlar’

Elizabeth S. Cohen, York Üniversitesi Tarih Profesörü, Toronto ve Rönesans İtalya’da Daily Life (ABC-CLIO, 2019).

‘Rönesans’, 14. Yüzyıldan 16. Yüzyıla kadar değişen ve cesur, dönüşümsel bir ‘doğaçlık’ yaratan Batı Avrupa tarihi dönemine sahiptir. Rönesans aydınları kendilerini daha parlak bir çağın başlangıcı olarak görüyorlardı ama bunu kültürlü ve dinsel bir şekilde, yenilik değil yenilikçi olarak düzenlediler. Bunun yerine, yenilikçi tarihi bir anın en iyi anlayışına sahip 19. Yüzyıl bilim adamlarına borçluyuz. Jacob Burckhardt’ın akılda kalıcı formülleri, devleti, bireyi ve sanatı keşfetmeyi ve icadı. Ancak tarih olarak, bu Rönesans son derece eksikti.

1970’lerde, ikinci dalga feminen ‘Kadın sorusunu’ yeniden açarken Joan Kelly-Gadol, burada yeniden ilgilendiğimiz soruyu ortaya koydu: Kadınların Rönesans’ı var mı? Hayır, şeklinde yanıtladı, kadın geçmişi erkeklerden farklı bir rotaya çıktı. Daha çok edebiyat kaynakları üzerinde çizilmesine rağmen, Kelly Gadol yapısal ve kurumsal olmanın yanı sıra ideolojik açıdan da olsa, Rönesans sırasındaki gelişmeler kadın için iyi değil, daha da kötüydü.

Kelly-Gadol’un sezgileri doğruydu. Elbette, kadınlar, her zaman önemli istisnalar dışında, Burckhardt’ın Rönesans’ında çok az yer aldılar. Ancak 1970’lerden bu yana, onlarca yıllık enerjik araştırmalar, kadınların çok ilerleme veya daralma hikayesini karmaşık hale geldi. Önemli bir ders: Tıpkı alimlerin tüm erkekleri bir araya toplamaması gibi, ‘kadınlar’ hakkında tek bir kategori olarak etkili bir şekilde konuşamazlar. Rönesans Avrupa’nın son derece gergin toplumları için tarihçiler sosyal sıralama, medeni statü, aile ilişkileri, kırsal ve kentsel milis ve din, ırk ve kültüre göre farklılaşmalıdır. Tüm kadınların ‘namuslu, sessiz ve itaatkâr’ olduğuna çokça atıfta bulunmak mecburiydi, yetkililerin istekleri ve gerçek yaşamın açıklamalarından uzaktı. Kadınlar hiçbir zaman kendi sınıflarındaki erkekler ile eşiti olmasa da, değişken kurallar onlara yasal sorumluluklar ve kurumlar verdi. Modern feminist söylemlere rağmen, çoğu kadın ne mal ne de köleydi. Pratikte, kadınlar kendilerine ve ailelerine bağlı oldukları çokça önemli iş yaptılar. Orada yeni bir şey yok, ancak Rönesans, zamanla kişisel, ruhsal ve yaratıcı işler için daha fazla kadın alanı getiren baskı ve genişleyen okuryazarlık ‘devrimini’ sağladı.

‘Rönesans” bile var mıydı?’

Kate Maltby, University College London İngilizce Bölümü’nde eleştirmen ve doktora öğrencisi

Rönesans diye bir şey var mı? Çoğu akademisyen artık bu kelimeyi kullanmıyor, modernite ile sürekliliği vurgulayan bir terim olan 2erken modern dönemi’ifade ediyor. Eski moda olduğum için, ‘Rönesans’ terimini hala seviyorum, çünkü klasik edebiyatın yeniden keşfine önem veriyorum – ama bu ne zaman oldu? Joan Kelly-Gadol, Rönesans’ı 1350-1530 yılları arasında İtalya’da meydana gelen kültürel bir fenomen olarak tanımladı. Adil. Ama Avrupa’nın geri kalanında İtalyan Rönesansı’na benzeyen bir şey çılgınca farklı zamanlarda geldi. (Kimse zamanı hakkında ortak noktada buluşamamakta.) İngiliz Rönesans’ı olarak gördüğümüz şey çok daha sonra gerçekleşti ve İngiliz kadınlar için İtalyan kadınlardan farklı şeyler ifade etti.

Kelly-Gadol’un makalesi elit kadınlara bakıyor – ‘daha az aristokrat kadınların yanı sıra büyükleri’ de kapsayacak şekilde genişletiyor. Rönesans’tan önce, ‘saray aşkı’ geleneklerinin evlilikten kopuk seks yaptığını ve zinacı kadın arzusunu bile kutladığını yazıyor. Ancak, bir fenomenin edebiyatta kutlandığı için, bu nedenle gerçek orta çağ kocaları tarafından tolere edildiğini varsaymak tehlikelidir. Kelly-Gadol, Aquitaine’li Eleanor’u zinadan paçayı sıyıran güçlü bir kadın olarak gösteriyor, ancak bu ikinci kocasının onu hapsetmesine veya kızlarının velayetini alan ilk kocasına engel olamıyor.

Kadın arzusunun özgürleşmesine yol açan bir şey, rahip bekarlığına saldıran ve cinsel arzunun insan olduğunu kabul eden Reformasyon’da Protestan cinsel ahlakının yükselmesiydi. Evet, bu sadece evlilikte tatmin olmak içindi. Ancak bekarlık kültünün azalması bekaret kültünün gerilemesi için gerekliydi.

Bu arada, kadın okuryazarlığındaki artış, kadın dayanışması için yeni popüler bir ortam olan, mektup yazma ağları oluşturan kadınlar hakkındaki bilgimizle doğrulanmaktadır. İngiltere’de Isabella Whitney, kendi şiirini satarak kendini geçindiren ilk kadın oldu. Bu arada Avrupa’daki burjuva kadınlar kapitalizmin ve sömürgeciliğin ortaya çıkmasından maddi olarak yararlandı. Bu Avrupalı kadınların bir Rönesans’ı vardı; İlk transatlantik köle gezilerinde Afrikalı kadınlar yapmadı.

Sadece bir kadın, Rönesans sanatının bir kanonunun kurulduğu 16. Bu, Bolognalı bir heykeltıraş olan Properzia de’ Rossi, Vasari’nin, Son Akşam Yemeği yakın zamanda restore edilen Floransalı rahibe Plautilla Nelli ve İspanya’nın Philip II mahkemesinde portreci olarak başarılı bir kariyere sahip olan Sofonisba Anguissola da dahil olmak üzere, notaya değer gördüğü bir avuç kadını da sıkıştırdı. Kadınların görsel sanatlara girmesi zordu: bu bir çıraklık gerektiriyordu. Bunu yapanların genellikle sanat dünyalarıyla aile bağlantıları vardı.

Edebiyat farklıydı. 15. ve 16. yüzyıllarda çok sayıda İtalyan kadın düzyazı ve şiir yazdı. En iyi bilineni, ünlü bir adam olan Michelangelo ile olan arkadaşlığından dolayı öne çıkan Vittoria Colonna’dır. Diğerleri arasında Colonna ile şiir alışverişi yapan Veronica Gambara, kadınların eğitim hakkını savunan Laura Cereta ve Polonya kraliçesi 1556’da Venedik’i ziyaret ettiğinde resmi bir konuşma yapan Cassandra Fedele yer aldı. Colonna önemli bir Roma baronal ailesinin bir üyesiyken, Gambara Brescian asaletinin bir parçasıydı. Ancak edebi çabalar soylu kadınlar ile sınırlı değildi. Aşkın Sonsuzluğu Üzerine Bir Diyalog’u (Dialogue on the Infinity of Love) yazan Tullia d’Aragona, Veronica Franco gibi bir cari ve yazar olarak çalışmayı birleştirdi. 1559’a gelindiğinde Venedikli bir yayımcı, 53 kadının eserinin yer aldığı bir şiir koleksiyonu yayımlayabilildi. Diğerleri, en ünlü Isabella d’Este, Mantua’nın marchioness’ı ve 1494-1559 İtalyan Savaşları’nda kocalarının yokluğunda kendilerini devletler ve haneler arasında yöneten birçok Rönesans eşinden biri olarak önemli rol oynadı. Savaş zamanı kargaşası, 1530’larda ve 1540’larda kadınların yazılarının gelişmesinde ve aynı şekilde 1517’de Protestan Reformu’nun başlangıcı ile Trent Konseyi (1545-63) arasındaki din tartışmalarının canlılaşmasında bir etken olabilir.

İtalyan Rönesans’ının bazı yönleri – özellikle Floransa cumhuriyetinin sivil hümanizmi – ezici bir çoğunlukla erkek olsa da birçok kadın daha geniş kültürel alanında kendisine alan açabildi.

Çeviren: Pınar Canpolat

Düzenleyen: Hicriye Alptekin

Kaynak: History Today

Leave a comment